Translate

mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2018 Pazar

AKHENATON - İMAN EDEN FİRAVUN

SIRADIŞI FİRAVUN AKHENATON  İMAN ETMİŞ OLABİLİR Mİ?



Firavunların Mısır’daki saltanatı 3000 yıldan fazla sürdü ve bu arada 30 hanedanlık sülalesi birbirini izledi. M.Ö. 1364’e gelindiğinde, 18’inci sülaleden IV. Amonhotep (Amenophis) babası III.Amonhotep ten tahtı  36 yaşında devraldı. Bu sırada Mısırlılar, başta Amon (Güneş Tanrısı) olmak üzere birçok Tanrı’ya tapıyorlardı.İsimlerini de hep bu tanrıya atıfta bulunarak ve onun tanrısal özellik ve üstünlüklerine talip olarak alıyorlardı! IV.Amonhotep (Akhenaton) babası gibi bir asker değil her şeyden önce bir düşünürdü.Barışsever ve yumuşak bir üsluba sahipti!Ama cesareti göz ardı edilemezdi! Zamanının büyük bölümünü Tel El-Amarna’da, karısı Nefertiti’yle birlikte onu etkisi altına alan yeni bir dinin gerçeklerini bulup uygulamaya çalışarak geçiriyordu.Aton Dininin etkisi altında Tek tanrıya iman etmiş bir firavun olarak!


Hz. Yusuf’tan 2-3 asır sonra Mısır’ın tahtına oturan Akhenaton, tahta çıkışından 5 yıl sonra kendisi 41 yaşındayken Mısır’ın çok tanrılı putperest inanç sistemini temelinden yıkacak faaliyetlerde bulunmaya başladı.Tek tanrılı bir temeli olan ve yaratıcı tanrı Aton’un dışında tüm tanrıları reddeden yeni bir inancı kimseden çekinmeden ve tüm riskleri göze alarak cesurca ortaya koyuyordu! Halkına tanrının tek ve bir olduğunu, isminin de Aton olduğunu ilân etti. Adını ‘’Aton’un hizmetkârı(kulu)’’ anlamına gelen Akhenaton şeklinde değiştirdi. Bu dönüşümün etkisiyle yeni dini başkent ,eski başkent Teb’in 500 km. kuzeyindeki Tel El- amarna ya taşınır ve böylece daha önce hiçbir Tanrı yada Tanrıçaya adanmamış bakir topraklarda(Amarna) kurulur. Bu yeni dini merkez Amon rahiplerine karşı girişilen mücadelenin merkezi rolünü üstlenecektir.Amon-Ra güneş putu iktidarına karşı Tek Tanrıya iman eden Akhenaton un yani “Aton’a Boyun Eğen”in baş kaldırısı!

Yeni başkente taşınılır taşınılmaz Teb başkent niteliğini kaybeder.Akhenaton  mücadelesinde asla geri adım atmayarak ölümü dahi göze alarak Aton dışındaki Mısır ilâhlarının isimlerini abidelerin üzerlerinden,sarayların duvarlarından ,yıllıklardan sildirmeye başlar! Babası III.Amenhotep’in de bundan kaçamadığı görülür.Teb şehri Uzun süre sonra bu dönemde ilk kez önemini yitirir.Çünkü Akhenaton, aynı zamanda sırf Amon dan değil aynı zamanda onun şehrinden de nefret etmekte, onu putperestliğin ve  kafirliğin sembolü olarak görmektedir.


Putperestlikle mücadelesinde çok kararlı olan Akhenaton, Karnak’taki Amon tapınağını kapattı. Yerine Gematon (Aton’u bulduk) adında başka bir tapınak yaptırdı.Akhenaton’un kendisinin iman ettiği ve halkının da iman etmesini istediği ilah, yalnızca Mısır halkının ilahı değil, bütün insanlığın ilahıydı. Bütün evrenin yaratıcısıydı Canlı cansız her şeyi Güneş’i ve Ay’ı da O yaratmıştı. İlahın Bir, isminin ise Aton olduğunu halkına ilan etti. Tapınaklardaki bütün putların kırılmasını, duvarlardaki put isimlerinin kazınmasını emretti. Amenophis (İmparatorluk tanrısı Amon razı olsun) olan adını Akheneton (-İslamiyet’teki Abdullah adı gibi-Aton’un hademesi, yani hizmetkarı-Kulu-boyun eğeni-) olarak değiştirdi.


AKHENATON UN AĞZINDAN İLAHİLER
Akhenaton un bu inancı doğrultusunda yazdığı orijinal şiirler şunlardır;

“Tanrı uludur, birdir, tektir
Ondan başkası yoktur
Bir tanedir
O’dur her varlığı yaratan....”
“Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç bir şey yokken o vardı.
Her şeyi o yarattı
Ezelden beri süregelen varlığı,

Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman.”
-Akhenaton-

                           

“Aton… Gündüz gibi ışıklı Aton.
Gözlerimiz sana bakıyor. Seni görüyor sana karşı..
Sen, benim kalbimdesin.
Fakat seni tanımak istemiyorlar.
Sadece ben, senin kulun Akhenaton, Seni tanıyorum.
Onlara araştırma gücü ver!
Senin gücün, senin planın, sonsuzdur.
Dünya Sana ait ve Senin.
Çünkü onu Sen yarattın.”
Bir başka şiirinde de şöyle der:
“Senin nûrunla bütün yollar açılır.
Balığın suda zıplaması, Sen’dendir.
Senin nurun, ruhların kalbine nüfuz eder!’
-Akhenaton-

Başka bir şiirde;
“Ey biricik ilah ki, kuvvetine bir kimse malik değil.
Sen bu arzı istediğine göre yarattın.
Ve sen yalnızdın/İnsanlar; büyük, küçük bütün davarlar.
Yeryüzündeki herşey ki
Ayakları üzerinde yürür
Ve yüksekle olan herşey ki
Kanatlarıyla uçar.
Suriye ve Nubiye memleketlerinde
Mısır diyarında
Herkese layık olduğu yeri seçersin
Bütün ihtiyaçları verirsin...”
-Akhenaton-

Ayrıca;
Bütün davarlar otlarla yaşar.
Bütün ağaçlar ve nebatlar gelişir.
Bütün kuşlar sazlıklarda kanat çırpar/Kanatlarını seni takdis için açarlar.
Bütün koyunlar ayak üstü oynar.
Kanatlı her şey uçar ve hepsi, senin aydınlığın sayesinde yaşar... “
-Akhenaton-

Aton, yalnızca milletlerin değil, tüm yaşamın kaynağı Nil’in de yaratıcısıdır. Nil ki halkı diri tutandır ve onu yer altında yaratan Aton’dur. Kabile Tanrılarından sıyrılan ve evrensel bir Tanrı tasavvurundaki bu ilk nokta Akhenaton un Aton’a adanmış şiirlerinde açık bir şekilde gözükmektedir. O, tüm milletleri yaratıcısı olarak, onlara hayat veren olarak değerlidir. Mevsimleri de yaratan Aton’un reddedilen diğer sözde Tanrılar karşısındaki üstünlüğü de çeşitli vesilelerle açıklanmaktadır.

HZ.YUSUF (A.S) VE AKHENATON KARŞILAŞTI MI?



Mısır üzerinde yapılan araştırmalar, Firavunlar hakkında öğrenilenler, çözümlenen hiyeroglif yazıları; Kuran’ın, Hz. Musa(A.s)’nın kıssalarında Mısır ve Firavun hakkındaki anlatımlarını desteklemekte, Kuran’ın anlatımlarındaki inceliğini ve tarihsel verilerle uyumunu ortaya koymaktadır. Kuran, Hz. Yusuf (A.s) zamanındaki Mısır hükümdarından “Melik” diye bahseder. Melik Arapça ‘’hükümdar-kral’’  demektir. Fakat Hz. Musa zamanındaki Mısır hükümdarı “Firavun” olarak anılır. Encyclopedia Britannica, Firavun kelimesinin kullanılışını şöyle anlatır: “Mısır dilinden per-a’o( büyük ev )aslında eski Mısır’da sarayın adıydı. Ancak yeni krallıktan itibaren (18. hanedandan başlar: MÖ 1539-1292) 22. hanedana dek (MÖ 945-730) saygı ünvanı olarak kullanılmaya başlandı. Daha sonra bu durum değişerek kralın ünvanı haline geldi. Ama daha önce hiç kullanılmadı.” Görüldüğü gibi Kuran’ın Hz. Musa(A.s)  zamanındaki Mısır hükümdarını “Firavun” diye tanıtırken, daha eski zamanda Hz. Yusuf(A.s) dönemindeki Mısır hükümdarını “Melik” diye tanıtmasında da bir incelik vardır.

Yani Akhenaton un yaşadığı zamana baktığımızda bu tanıma uyuyor!
Bu noktada Akhenaton un Hz.Yusuf (A.s) ile karşılaştığı hatta onun Hz Yusuf (A.s) olduğu iddiaları saçmadır.Zaten hiçbir dayanakları yok.Yuya isimli birinden bahsediyorlar .Yuya nın Hikayesi bir çok noktada Hz.Yusuf(A.s) ile tutarlıdır ve Yuya belki de Hz Yusuf (A.s)olabilir lakin benim araştırmalarım Yuya ile Akhenaton arasında en az 2 asır olduğudur! Bildiğimiz gibi Yuya nın mumyası bulunmuş Akhenaton ile ilgili ise sadece şans eseri elde ettiğimiz bilgiler var elimizde ve bu adamın adı yaşamı ve tarihi putperestler tarafından yıllıklardan silinmiş.Yani zaman –mekan olarak kronolojik olarak bilmediğimiz üzerine ancak tahmin yürütebileceğimiz bir zaman dilimi kayıp!




Burada Yuya nın Hz Yusuf(A.s)  olması belki Hz Yusuf(A.s) hiç yaşamadı ,hayal ürünü,eski masal kahramanının realiteye çevrilmesi..vb. diyenlere kapak olabilir verileri barındırır lakin  Akhenaton ile çağdaş olması bence Zorlamadır.Hz.Yusuf(A.s), Akhenaton ile aynı zamanda yaşamadı!

Lakin yakın bir zamanda yaşadı!Hz Yusuf(A.s)tan sonra öğretisi önemli bir süre devam etti !lakin mısırlılar yine saptılar putperestliğe saplandılar!Bu onları zalimleştirdi!baskı ve zulümlerini arttırdı!Hz Yusuf (A.s)un İslam öğretisi zayıfladı ve gizli bir halde sürmek zorunda kaldı!Bu nasıl ve kimlerle sürdü peki?Cevap Büyük Kraliçe Tiye ve Prenses Nefertiti dir!

AKHENATON U ETKİLEYEN VE GÖZÜNÜ KARARTIP HER ŞEYİ DEĞİŞTİRMEYE İTEN NEDEN NEYDİ?AKHENATON KİMLERDEN ETKİLENDİ?


İşte Bu noktada bu güneş kültü ile sapkın putperest yordam üzerine giden mısır ve firavunluk çağında bir firavun diğerlerinden farklı davrandı ve Tek tanrıya imanını itiraf ederek ortaya koydu!Bununla ilgili çoğu masal ve safsata bir çok iddia var!Fakat Akhenaton un bu inanca bu kadar nasıl bağlanıp siyasi politik düsturu karşısına alacak,devletin bunun üzerine kurulu tüm sistemini sil baştan yapacak ve  hatta bu değişimin devletin yapısını da zayıflatarak savaşlarda kötü sonuçlar almasını göze alacak kadar önemli ve büyük hale getirmiş olmasının nedeni neydi?Buna cevap yazan bazı aptalların safsatalarında; yok Akhenaton un sahte heykellerinde tipi kayıkmış, çirkinim diye var olan tanrılara isyan edip tek tanrıya yönelmişmiş te! Yok efendim hep kızı oluyormuş var olan çokça tanrı ona bir oğul verememiş te kızmış hepsini silmiş tek tanrıya yönelmiş miş!

Bunlar bunca büyük değişim ve zahmetin açıklaması olabilir mi Allah aşkına!salaklık bu!bunu söyleyen nasıl bir zeka ve kafa yapısına sahip acaba!

1-      Akhenaton un şans eseri bulunup elde edilen görselleri farazi ve manipülasyona gayet açıktı!Bu noktada temsili resimler ile Akhenaton un çirkin şekilsiz olmasına varıp buradan da din değiştirmeye gittiğini söylemek saçmalıktır!Akhenaton un fiziksel kusuru olsa bile çağın en güzel kadını nefertiti ye sahipti ve Nefertiti ona aşıktı!diğer eşi Kiya da dünyalar güzeli bir prensesti kim takar tipi!Çok zorlama bu!Akhebnatonun yumuşak huylu barışsever yapısı ile tek tanrıcı inancının getirisiyle eski putperest firavunların kendini tanrı ilan edip şımarıp zalimleşmesi olayını da reddedip yasaklamıştır!Kendini hizmetkar görmüş egosunu kırmıştır ve halkı tarafından da sevilmiştir!



2-      Akhenaton un Kiya dan oğlu vardı!bunu bilmeyen mallar Nefertiti den 6 kızı var diye bunu sorun yapmışlar!ama Akhenaton bunu sorun yapmıyordu! Demek ki bunları söyleyenler hem salak hem cahil hem de yalancı!

Akhenaten in neden köklü ana akım inancı ısrarla terk edip çok farklı bir dine yönelmiş olduğu tüm dünyanın ilgisini çeker...bunun bazı açıklamaları vardır!bunlardan en önemlilerinden biri kendisi gibi tek bir ilaha tapan ve hatta bir nevi namaz kıldığı söylenen damadı Smenkhkare ile birlikte bir sefere giderken konakladıkları bir mağarada buldukları papirüslere yazılmış bazı ayetler olduğu söylenir!daha sonra Akhenaton un bu gizemli papirüslerde geçen Allah kelamı ve tek tanrı inancı ile ilgili bazı kökleri kendisi gibi tek bir tanrıya gizli olarak tapan annesi Tiye den de gizli olarak öğrenip etkilendiği düşünülür! Hz Yusuf(A.s) eğer Yuya ise yine bazı bağlantılardan onun Akhenaton doğmadan önce öldüğünü anlayabiliriz elimizde sağlam bir zaman kronolojisi olmasa da bağlardan şunu görebiliriz; Akhenaton un annesi Tiye ile eşi Nefertiti.


Çünkü Tiye nin Yuya nın kızı yada torunu olduğu söylenir!Yani Hz Yusuf un soyundan kızı/torunu olduğu!Hz Yusuf ile ilgili tevratta ‘firavunun babası’ lakabı anılması da ilginçtir!Akhenaton ise Tiye nin oğluydu!Bir tür namaz kıldığı tespit edilen Smenkhare de kardeşi!Nefertiti yi kraliçe Tiye haremde tek tanrı inancına göre yetiştirdi ve onu oğlu Akhenaton un eşi yaptı!Aralarındaki zaman farkına bakınca ortalama insan ömrü hesaba katılınca da Yuya ile Akhenaton un karşılşmadığı lakin çok ta uzun bir aralarının olmadığı tahmini 2-3 nesil olduğu doğrulanmış oluyor!Yuya nın kızıyla/torunuyla bu nesil devam etmiş ve akhenaton un babasıyla evlenerek Akhenaton a sirayet etmiştir!


2-3 nesil!evet! Yine yukarıda açıkça değindiğimiz gibi Kur an da Hz Yusuf döneminde mısır hükümdarına melik dendiği Hz Musa dönemine gelindiğinde ise mısır hükümdarlarına firavun dendiğini ve bunda bir incelik olduğunu yazmıştık!Burada tarihi kaynaklarda bu doğrulanıyor ve 18.hanedandan itibaren firavun lakabı mısırda kullanılıyor.İşte o 18.Hanedan Akhenaton un olduğu hanedanlık.Ondan hemen önce ise melik lakabı mısır kralı için kullanılmaktaydı!neden çünkü o zamanlar çoban kral dönemi yaşandı ve mısırı bu krallar ele geçirmişti!Bu zamana ve bu meliklere ‘’hiksoslar dönemi’’ denir!Yuya eğer Hz Yusuf ise o dönemde melik ti mısır kralları.Yuya dan sonra mısır kralları firavun oldular!Firavun olurken de saptılar!İşte bu kur an da çok iyi betimlendi!

Tüm bu çember içinde Akhenaton firavun olunca tahta geçince 2 nesil gizli kalan ama halen daha varlığını sürdüren tek tanrılı Aton inancını çekinmeden ortaya koydu!Hepsi de bu inancın gereğini yerine getiriyordu ve namaz kılıyordu!

ATON TEK TANRI ANLAMINA GELİR GÜNEŞLE HİÇ BİR ALAKASI YOKTUR!AKHENATON GÜNEŞE HİÇ BİR ZAMAN TAPMADI!


Aton un kelime anlamı ‘tek tanrı’ dır!Onun güneşle uzaktan yakından alakası yoktu! Zaten Akhenaton Amon a karşıydı inanmıyordu ve onu put olarak kabul edip yok etmeye kalkıştı!Amon-Ra zaten ‘güneş tanrısı’ demektir ve diğer tüm tanrılardan büyük olarak tapınılan bir puttu! Akhenaton buna karşı dururken nasıl olurda bu sefer Aton (aten) adı verilen başka bir güneş tanrısına tapar?bu işte manipülasyon ve yalandır! Sen var olan güneş tanrısı putuna karşı çık git sırf 2 harf değişikliği ile başka bir güneş putuna tap ve bunun için her şeyi yık değiştir hayatını tahtını tehlikeye sok!Saçmalık bu işte!


Koduğumun Amon rahipleri ve onların bugüne dek gelen sapkın devamı olan Siyonist Yahudileri ve hristiyanları bunu yapanlar!çünkü onlar güneşe tapıyor!Sunday kutsal Pazar güneş günü- Akhenaton un sahte tipi kayık heykellerinde ki hermafrodit(çift cinsiyetlilik )görüntüsü  –hermafrodit yahudi putu yehova ya atıftır!Elinde tuttuğu söylenen haçımsı sembol alet hristiyanlığa atıftır!Akhenaton büyü yü kesinkez yasakladı çünkü amon rahipleri işlerini sahte büyü ve fal sapkınlığı ile yürütüyordu .Resim ve papirüslerin açıklamasına yorum katarak Akhenaton un büyü ve tanrı dışı doğa üstü etkiye açık bir inançta gösterilmeye çalışılması Yahudi kabalasına atıftır!Yine sahte yalan şiirlerle ve resimlerle Akhenaton a halen daha ‘Tanrının kulu hizmetkarı’ olmasına rağmen ona hristiyanlıktaki gibi baba-oğul ile tanrısallık vermeye çalışan algı yaratmalar İslam ın izlerini sansürleme çabasından başka bir şey değil.

Aynı Vatikan da gizli kasalarda  saklanan gerçek incilde Allah ve Hz.Muhammed in adının geçmesi ve sırf papanın ruhbanlık sistemi ve çıkarlarına ters düştüğü için koskoca bir global hristiyanlık ve Yahudilik sahte İncil ve Tevrat putperestliğinin yıkılması dünyada her şeyin değişim yer yerinden oynayacağından korkup aynı Akhenaton zamanındaki amon rahipleri ile Hz İsa zamanındaki kabala rahipleri gibi baş papaz ve ve mason baş hahamlar bu gerçeği gizliyorlar.Çünkü tüm dünya insanlarının bunu öğrenmesi demek onların para ve güç tezgahlarının bozulacağı anlamına gelir ve dünya da yeni ve güzel bir çağ başlar!
İşte akhenaton adına uydurulmuş masonik sahte bir şiir;

Göklerin ufkunda belirmen ne kadar güzeldir,
Ey! Hayatın temelinde yaşayan Aton,
Sen doğu göğünün ufkunda doğduğunda,
Tüm memleketi güzelliğinle doldurursun,
Uzaklaşsan da, ışınların dünya üzerindedir,

Ne kadar yüksek olursan ol,
Senin adımlarının izleri gündüzdür,
Sen, ışınlarını dağıttığın zaman,
Mısır’ın her iki ülkesi de bayram eder,
Hepsi uyanık ve ayaklarının üzerindedir,
Çünkü Sen, onları uyandırmışsındır,


Onlar tüm organlarını sende yıkarlar,
Ve kollarını kaldırıp, Sen’i şafakta selamlar,
Sonra tüm dünyada herkes kendi işini yapar,
Hayvanlar otlardan zevk alırlar,
Ağaçlar ve bitkiler çiçeklenirler,

Kuşlar, kanatları sana doğru ibadet edercesine kalkık,
Bataklıklarda uçarlar,
Sen üzerlerinde oldukça onlar yaşarlar,
Kadında çocuğu Sen yaratırsın,
Ananın karnında çocuğa Sen hayat verirsin,
Sen ana rahminde dahi çocuğu besleyensin,

Ne zaman civciv kabuğu içinde bağırsa,
Sen ona hayat vermek için nefes verirsin,
Ey Tanrım, Senin ne kadar çok eserlerin vardır,
Sen! Ebediyetin hakimi! Senin isteklerin hep iyidir,
Sen yaşamın ta kendisinin ve yaşam Sen’de yaşar,


Tanrım Sen yaşamsın ve yaşam ancak sende görülür.
Kendi devrinde de fazla anlaşılamayan Akhenaton, yüzyıllar sonra bambaşka bir coğrafyada hepten yanlış anlaşılacaktır yada bilerek yanlış yansıtılacaktır!

AKHENATON UN TEK TANRILI ATON İNANCININ ANA HATLARI

•        Tek ve Mutlak bir Tanrıya inanç vardır.
•        O tek tanrı nın bir insani maddi yada doğa tasviri yoktur.
•        O tek tanrının her şeyi yarattığına ve kainatın tek hükümdarı olduğuna inanılır
•        Ruhun varlığı yanı sıra sınav,ahiret cennet cehennem inancı aynen yer alır
•        Mabetlerde resim ve heykeller yoktur!duvarlarda asla putperest yazılar yer almaz.
•        Büyü fal büyücülük put yapmak yasaktır.
•        Mabede girmeden ve ibadete başlamadan önce kısa bir vücut temizliği yapılır.
•        İbadet ritüelinde secde hareketi vardır.İbadetler tek bir tanrıya şükür ve onu yüceltme üzerinedir
•        Hayvan kurban edilir
•        Erkekler sünnet olurlar
•        Domuz eti yemek yasaktır
•        cinsel ilişkiden sonra genel tam vücut temizliği şarttır


İbadet konusu da ilginç. Her sabah güneş doğmadan önce her öğlen sonrası ve her akşam üstü tapınakta arada çeşitli zamanlarda olmak üzere toplanan halk günde 4-5 kere  hep bir ağızdan, adeta Kelime-i Şehadet getirir gibi, “Aton’dan başka Tanrı yoktur, Akhenaton onun elçisidir ve ışığını bize ulaştırır” demektedir. Ayinlerde Firavun Akhenaton ve Nefertiti de halkla birlikte yer alırlar. Hiçbir şekilde ruhban sınıfı yoktur. Evet, tek rahip Akhenaton’un kendisidir, ama başka bir aracı yoktur.ifadelerini tekrar ediyorlar.Bu Allah ve tek tanrı inancının ilk insandan itibaren her çağda her toplulukta süregeldiğini bize gösterir!bunu görmek istemeyenler ise bu kanıtlara gözlerini anca kapamakla ve bu gerçeği saptırmakla kalırlar her daim amon rahipleri kabala büyücüleri hristiyan ve Yahudilerde olduğu gibi…


Akhenaton’un bu tek tanrı inancı ve baskın putperest mısır inancıyla olan derin ayrım ve çelişkileri ülkeyi ikiye böler!başkenti farklı bir bölgeye taşıyan Akhenaton öldükten sonra ise putperestler hemen harekete geçerler ardıl-varis kanununa uymak zorunda kalırlar ve  genç varis Tutankhaton ve evli olduğu Akhenaton un kızı kraliçe Ankhesapaaton u tahta geçirirler lakin bu genç varislere baskı uygularlar!Adlarını Tutankhamon ve Aankhesaamon olarak amon putuna uygun hale getirerek ve amon putu adına irade yayınlamaları konusunda zorlayarak onlara büyük baskı kurarlar.Lakin yine de azgın şüphelerinden kurtulamayarak isteksizce tahtta tuttukları genç varisleri ortadan kaldırırlar!Bir ara firavun olarak önemli bir devlet adamı Ay tahta çıkar ama ondan da şüphelenirler!Onun yerine ise putperestliğinden emin oldukları kumandan Horemheb getirilir!Horemheb te iktidarı boyunca tek tanrılı aton inancını silmek yok etmek için elinden geleni yapar!


Tutankhamon un mezarını önemsiz arkaya dibe atarlar ve içini kendi sapkın amon putuna göre dizayn edilmiş resim ve yazılarla doldurup kapatırlar !Tutankhamon böylece günümüze dek gelebilmiştir Lakin Akhenaton a bu şans verilmemiştir!Akhenaton öldükten ( M.Ö. 1352 )sonra  damadının ve kızının ve yakın çevresinin taht etkisi hasebiyle bir mezar yapılmıştı! Putperestler iktidarı yavaş yavaş ele geçirip genç varisleri ortadan kaldırıp çevrelerini dağıtıp halkı sindirdikten sonra yinede bu inançtan korkan putperestler Akhenaton’un mezarını önce Tutankhamon mezarına yaptıkları gibi kendi güneşe tapan sapkın şiir ve resimlerle süsletirler ama buna da tahammül edemeyip Akhenaton un varlığından korkarak mezarını en sonunda tamamen yıkıp yok ederek ve tek tanrı inancından dolayı Akhenaton un adını mısır yıllıklarından ve kayıtlarından silip çıkararak Amarna kentini ve tapınakları yer yüzünden silerek Tüm belgeleri yakarak tamamen ortadan kaldırıp sonsuza dek unutturmak isterler!       

                                                                                                                                                                               
Ama önem vermeyip hükümdarların değerli mezarlarının yer aldığı Krallar vadisinden uzak bir köşeye basit bir memur yada alt kademe insan gibi attıkları Tutankhamon un manipüle edilmiş mezarından Akhenaton ve tek tanrı inancını her ne kadar saptırıp onu kafir ilan etmiş olsalar da o mezarı bu şekilde köşeye atmaları mezar soyguncularından saklamış ve arkeologlar tarafından gün yüzüne çıkarılarak, Akhenaton Tutankhaaten Ankhesaaten Nefertiti Kiye Smenkhare ..vb tek tanrıya inanan imanlı insanların isimleri ve inançları herkes tarafından tüm dünya tarafından öğrenilerek unutulmayacak bir biçimde tarihe kazınmıştır.Putperestler her zaman olduğu ve olacağı gibi amacına ulşamamış anca kendilerini kandırıp korkmakla kalmışlardır!


AKHENATON VE ATON İNANCININ BİNLERCE YILLIK ASİMİLASYON VE MANİPÜLASYONU

Akhenaton öyle bir inancı yaymıştır ki bu ondan önce gelen ve sonra gelecek olan iman sahiplerinin karşılaşacağı bir saldırı asimilasyon ve manipülasyonu da beraberinde getirecektir.Tek tanrı ve putperestlik arasında ilk insanlardan beri gelen mücadelede putperestler her daim zalim bozguncu yalancı ve sahtekar olurken Tek tanrıya inananlar ise mazlum bütünleyici dürüst ve adil oldular!işte bu durum da, putperestler ne yapmış yapıyor yada yapacak olurlarsa olsunlar kaybetmeye mahkum olduklarını, kazananların ise eninde sonunda imanlı kalplerin olduğunu ve olacağının kanıtıdır!

İşte tam da bu Noktada Aton’un Akhenaton ve Nefertiti’yle nasıl resmedildiğine biraz bakmak gerek. Resimlerde Firavun dikkat çekici şekilde tasvir ediliyor  Çocuklarını şefkatle seven bir baba. Dönemin sanatının bir cilvesi, Akhenaton’un bazı heykelleri, onu, yine sembolik olarak eril ve dişili kendinde birleştirmiş olduğunu anlatmak için,  feminen yönleriyle de gösterince, hasta olduğu ya da cinsel tercihleri sorgulanmış. Ama ona ait resim ve heykellerin çok büyük bir çoğunluğunda normal bir insanken, şu anda Kahire Müzesi’nde olduğu için en çok bilinen heykelinin referans alınması bir bilgi eksikliği Yahudi inanca göre (yehova) yapılmış bir yorum hatasıdır!




Çünkü Akhenaton heykelini yapanlar amon inancına hizmet ediyordu!Firavunda tanrısallık,tanrının oğlu olma,yetkilisi olma,erel ve dişil özellikleri barındırma (hermafrodit yehova) aslında İslam da rahman ve rahim olarak tek bir tanrının cinsellikle alakası olmayan subuti sıfatlarının amonlarda hristiyanlarda ve Yahudilikte 2 ayrı cinsel kişisel faktör olarak putlaşıp bozulmasıyla ortaya çıkmıştır.Akhenaton un inancı taa o zamanlarda putperest amonlar tarafından bilerek kendi inançlarına uygun hale getirilip manipüle edilerek bozulmuş,bu manipüle edilmiş kalıntıları bulan hristiyan ve Yahudiler de kendi inançlarına uygun olan bu manipüle kalıntıları sahtelikle gelen propagandanın realitesine uygun olarak propagandalarına alet etmişlerdir!

ilk dikkat etmemiz gereken Aton sözcüğünün kökeni. Hermetik öğretide tek Tanrının adı Atum. Aton sözcüğüne çok benziyor. İkincisi tek Tanrının İbranicedeki isimlerinden biri olan Adonai sözcüğü. Üçüncü benzer kavram Suriye’deki tek Tanrı olan Adonis. Bu islamda  Allah tır. Abdest, sünnet, domuz eti, kurban, secde ve bildiğimiz kuralların çoğu zaten burada. Lakin bu tek tanrı inancı Kutsal kadim kitaplardan peygamberlerden defalarca öğrendiğimiz ve Akhenaton ile de iyice emin olduğumuz gibi putperestler tarafından sürekli bozulmuş manipüle edilmişti.Çünkü bu dünya üzerinde insan formunda ilk ve tek akıllı zeki hür irade ve arzu sahibi varlık insandır.O bilebileceği her şeyi Tanrı dan öğrendi!Tek bir tanrıdan!Bu nedenle dünya üzerindeki ilk din tek tanrılı bir dindi!Bilim ve matematikte de her şey hep ilk ve tek noktadan çıkar ve yayılır.

Böylece;Tanrı,din,iyi,kötü,sınav,cennet,cehennem,büyü,cin,şeytan,ruh..vb kavramları insanoğlu öğrendi.İnsanoğlunun yeryüzüne dağılması ile birbiriyle hiç tanışmamış karşılaşmamış kabile ve topluluklarda bu temel ilkeler farklı yorumlarda olsa da aynı şekilde vuku buldu!



Bu vuku buluşta insanlık O tek tanrının zati ve subuti sıfatlarını parçalayıp ayrı ayrı yorumlayarak maddeleştirdiler!Böylece putperestlik doğdu.Bu aynı zamanda çağımıza hakim olan materyalizminde temeli oldu!insanlar Tanrı nın özünü ve dolayısıyla var oluşlarının özünü unuttular!hırs ve egolarına yöneldiler ve zalim nankör ve bozguncu oldular !

buna karşın bazıları da tek tanrı imanını samimiyetle sürdürdüler!işte bu mücadele bu dünyada fani sınavı meydana getirir!iyi ile kötü, idealist ile materyalist, imanlı ile putperest arasındaki mücadeleyi ! Tek tanrı da insanoğlunu her daim kötülüğe materyalizme ve putperestliğe karşı uyardı!Putperestler de buna karşı yalan bozgun ve sahtekarlığı yordam olarak edindi! 

mesela Tek tanrı inancını çok tanrıcılığın bir sonucu göstermek gibi! Böylece putperestliği maddeciliği materyalizmi ve ateizmi yüceltmeye gerçek göstermeye çalışmak gibi!Bu yeni bir şey değil!İlk insandan beri bu doğru ve yanlış gerçek ve yalan arasındaki mücadele devam ediyor insanoğlu için!Ama bu tek tanrı açısından imanlıların kesin zaferi lle çoktan müjdelendi!putperestler boşa yoruluyor ve tek yaptıkları kendi kuyularını kazmaktan başkası olmuyor!o tek tanrı Kur an ve Hz. Peygamber ile Allah olarak varlığını bu ahir zaman hasebiyle iyice perçinledi ve insanlığa son kesin yolu ve uyarısını gösterdi!Bundan sonra iş insanlıkta !ve seçimlerinin sonucuna katlanacaklar!


FİRAVUN TUTANKHAMON (TUTANKHATON)VE KRALİÇE ANKHESEANEMN (ANKHESENPAATEN ) İLE GERÇEĞİN IŞIĞI


Ankhesenamen, firavun Akhenaton ve kraliçe Nefertiti’nin (altı kızından) üçüncü kızlarıdır.
Doğumdaki adı Ankhesenpaaten dir. Yaklaşık 9 yaşında, başka anneden (Kia’dan) olan yarı kardeşi Tutankhamon ile evlenerek kraliçe olmuştur.
Akhenaton un zehirlenerek öldürülmesi ile Amon putperestlerinin baskısıyla Kral naibi Ay’ın etkisiyle ismini de Ankhesenamen olarak değiştirerek firavun ailesinin Aton dininden döndüğünü göstermek zorunda kalmıştır!İlk evliliğinde en az 2 düşük yaptığını, Tutankhamon’un mezarında bulunan fetüs mumyaları ortaya koymuştur. Tutankhamon’un ölümünden sonra Hitit kralına yazdığı mektuplar Hattuşaş da bulunmuştur. 

Bu belgelerde korktuğunu söyleyerek kral Şupililouma’dan kendisine evlenmek üzere bir prens göndermesini istemiştir. Bu onun inancı konusunda nasıl bir baskı ve tehdit altında olduğunun kanıtıdır.Keza Hititler o zaman mısır ın azılı düşmanıydı ve Yollanan prensin yolda öldürüldüğünü Hitit kaynakları anlatmaktadır. Bunu öğrenen Amon sapık rahiplerinin Genç kraliçenin infaz kararını aldıkları anlaşılmaktadır!Amon sapığı vezir Ay ile zorla evlenmesi bunun firavun olmasını sağlamak içindir! Bu evlilikten hemen sonra tarih sahnesinden silinen Ankhesenamen’in adı mumyası ve mezarı henüz bulunamamıştır.
İnsanlık bu genç kraliçenin varlığından babası Akhenaton da olduğu gibi Tutankhamon un manipüle edilmiş mezarının şans eseri bulunması sayesinde haberdar olmuştur!
Peki Tutankhamon kimdi?



Tutankhamon üstte bahsettiğimiz gibi Akhenaton un kızıyla evlenmiş ve kral varisi olmuştu.Akhenaton oğlu olmadığı için yada (tek oğlu tutankhamon olduğu için) onu diğer eşi nefertiti den olma kızı ile evlendirerek kendinden sonra varisi ilan etti.Böylece genç kral tahta aday oldu lakin durumu olağan üstüydü varisi olduğu kral sıra dışıydı ve her şeyi kökünden değiştirme amacında bir büyük devrimi gerçekleştirme peşindeydi!Bu arzusu Akhenatonun  düşmanları tarafından zehirlenerek öldürmesine kadar gitti ve veraset kurumu gereği Tutankhaton isteksizce tahta çıkarıldı.Onu Tahta çıkaran putperest amon rahipleri ve devlet adamları sadece bunu geçici olarak yaptılar !genç kral ve kraliçenin baskıyla eski amon putçuluğuna döndürülmeleri de onları tatmin etmeyecekti!Ve çok geçmeden çok genç yaşta gelecek olan ölümü de, Akhenaton gibi, kuşkuludur.

 Genç yaştaki ölümünün, tam da Amon karşı devriminin gereklerinin ve isteklerinin karşılanması sonrası ardından gelişi dikkat çekicidir. Böylece veraset kurumu ile gelen kanun ile Tutanhaton tahta çıkarılmış onun baskıyla amon olup adının Tutankhamon olarak değiştirilip zorla Amon a iradesi alındıktan sonra istediklerini resmi anlamda alan amon putçuları bu noktada artık işlerinin kalmadığı,ihtiyaç duymadıkları Tutankhaton u öldürtmüşlerdir!



Bu bir tarafa, Firavun’un mezarının Teb’deki Kral mezarlarının dışında, gizlenme amacıyla kazılmış olması, tarihsel sürecin doğal işlemediğini göstermektedir. Ancak tarihsel gerçeklerden çok, popüler kültürün ilgisini çeken, gizemli öykülerdir ve XX. yüzyılın hemen başında Eski Mısır’a duyulan korku, Tutankhamon aracılığıyla ete kemiğe bürünmüştür. Bu XX. yüzyılın korku endüstrisinin en önemli başvuru kaynaklarından birisi olarak gözükmektedir Firavun. 1923 yılında Tutankhamon’un mezarının Lord Carnarvon ve ekibi tarafından açılışının ardından yaşananlar çok sayıda spekülasyonun konusu olmuştur. Henüz başlangıçta, Tutankhamon’un cenaze salonunu giriş kapısının üzerindeki yazı, tüyleri diken diken eder niteliktedir:


“Burada dinlenen firavunu ebediyeti içinde rahatsız edecek kişiye ölüm kanatlarıyla dokunacaktır.”

Aslında bu yazı/uyarı/tehdit/ de hem bir korkunun getirisi olması yanı sıra Tek tanrıcı Özünü reddettikleri genç Kraldan kendileri hariç herhangi bir zamanda da diğer herkesin uzak durmasını sağlamak için mezarı önemsiz saklı ve kilitli tutmak dışında alabilecekleri tek  önlemdi!

Akhenaton, Mısır’ın geleneksel dinini kaldırıp yerine Aton olarak bilinen bir tek güneş tanrısına tapınmayı getirdiği Putperest Amon büyücüleri tarafından “Sapkın Firavun” olarak adlandırıldı. Odanın çevresine 4 koruyucu tılsım yerleştirilmiştir ve bunların birinde de firavunun adı yazılıdır. Odanın kuzey duvarındaki bir nişte, kapaklı 4 küp Akhenaton’un küçük eşi Kiye’nın iç organlarının saklanması için konulmuş; fakat üzerlerindeki yazılar silinmiştir. Mezarın döşemesi üstünde bulunan kil mühür izlerinde Akhenaton’un halefi Tutankhamon’un adı yazılıdır.


Akhenaton, kendisi ve ailesi için yaptırdığı mezarda yapılan bütün incelemeler herhangi bir mumyalama işleminin gerçekleşmediğini göstermektedir.Bu da korku sansür ve yok edilişin kanıtıdır!

Mezar yağmacıları ile mücadele ederek bir çok şeyi koparabildiği kadarıyla engelleyebildiği kadarıyla öğrenebilen insanoğlu mezar soyguncularının gözünden kaçması ile ilk kez bir firavunun tam mumyası eserleri hazinesi eşyaları ile el değmemiş mezarını bulmuş oldu!Tabii bunun nedeni mezarını buldukları genç kral mumyanın istenmeyen bir adam olmasıydı!Bu durum onun mezarındaki yazı resim ve bilgilerin de çağdaşları olan amon putperestleri tarafından manipüle edilerek değiştirildiğinin gerçeğini bize göz ardı etmememiz gerektiğini gösterir.



Ama eşyalar resimler yazılar mumyalama ve tasnif ..vb dönemin kültürü açısından bize önemli bilgiler verse de bunların inanç ve yorum konusunda doğruluğu şüphelidir bu açıdan!Bilimsel anlamda bir gerçeği bize göstermez!Yerin altından eğer zamanında atılmış bir yalan çıktıysa eğer ,bunun yerin altından çıkması ve çok eski olması onun doğru olduğunu göstermez bize!Yalancılık,sahtekarlık,politik ve siyasi çıkar ve endişelerle yapılan karartma manipülasyon propaganda ve sansür insanlık tarihi boyunca her daim vardı!Bunu bilmek gerekir!Akhenaton un yaşadıkları bunu kanıtlar.




KÜNYE
Tür;Tarih,Bilim,Araştırma
İçerik;Bilimsel,Tarihi,Biyografi
Kaynak;Araştırma
Dönem;Şubat 2018
Güncelleme; Yok




29 Ekim 2017 Pazar

PARS- ALİ KEMAL SENAN


‘’ Yerel bir tanrıçanın ismini taşıyan kral 2. Athenna kaçırılan ailesini arıyor.Devir Hitit,amazonlar ve Mısır kökenli arzava devri.Şimdiki gibi politik oyunlar yaşanıyor ve adaletin kılıç zoruyla sağlanabildiği bir devir.Her şeye rağmen,kadının üretici ve saygın bir güç olduğu devir ve kaçınılmaz son.
Katliam ve intikam. ’’


Tanıtımı amacıyla bir kısmını yazdığım arka kapağındaki bu açıklamanın ilgimi çeken hoşuma giden konusu ve daha önce de okuduğum benzeri türde başarılı bazı başka örnekleri hatırlattığı için bu kitaba merakla başladım.
Girişi vasat diyebiliriz lakin dar kapsamlıydı ve tanımlamalar yapmak gereği açısından olabildiğince uzun tutulmuştu bu nedenle göz ucuyla cümlelerdeki önemli anlamlı kelimeleri okuyarak hızlı şekilde geçtim.Tasvirlerden daha çok ikili konuşmalara daha fazla yer verilen bu roman devamında da genelde aynı yöntemi uyguladı.
m.ö bir zaman ile günümüz tarihine eser kaçakçılığı kisvesinde basitçe değinmiş Kitabın konusu ve anlam bütünlüğüne uymayan ama buna rağmen muhteşem güzellikte milli mücadele dönemi tarihli gerçek bir hikayeye yer vererek bunun devamında konusuyla ilgili olarak gerekli bağlantıları kurarak ansızın zart diye m.ö ki bir zamanda geçen hikaye örgüsüne Hitit,Mısır ve Asurluların yaşadığı muhteşem dönemlere arzava denen ne olduğu bilinmeyen bir ülke ve kralı üzerinden giriyor.Kitabın sonunda da bu hikayeden zart diye çıkıyor.

Anlattığı topluluklar gerçek ve yaşanmış bir çağ.Lakin karakterler hayal ürünü.Beraberinde bir avantajı getiren ve sabit gerçeklere bağlı kalma zorunluluğu getirmeden olabildiğince hayal gücüne yer veren
Varlığı bilinen lakin yöneticileri devlet yapısı halkı konuştuğu dile kadar hakkında Hitit veya mısır tabletlerinde geçen ‘arzava’ adlı bir bölge isimi dışında hiçbir bilgi bulunmayan bir olgudan yararlanmış.
Buraya kadar pek sorun yok,iyi bir konu seçimi falan idare eder diyelim ama bundan sonra tasvirler ve olay örgüleri hiç iyi işlenmemiş avantaj kullanılamamış bence.Tasvirler iyi değil en önemli olgularda dahi bunların tasvirleri zayıf bırakılmış lakin kitapta bayağı bir önemli yer edinen ve sıklıkla ele alınan ama olaylara gidişata etkisi minimum kalan cinsellik ve erotizm tasvirleri olabildiğince detaylı anlatılmış.Bu tabii ki romanlarda olacaktır cinsellik ve erotizm o dönemde de yaşanmıştı ve belki anlatıldığı kadar ve daha fazla detaylı ve yoğun biçimde ama kitabın konusu bu değil ve bu tasvirlerin hep bu konularda sıkça ön plana çıkması ve kitap bittiğinde tek bu yönünün ön planda kalması dikkat çekmek için basit bir yönteme muhtaç olmayla ucuzluğu da beraberinde getiriyor.Amazonlar da buna kurban edilmiş resmen.Bu böyle iken savaş sahneleri ve ilginç politik gelişmeler olay örgüleri basit ve üstün körü geçilmiş.Ayrıca aşırı derecede anlam ve mantık eksikliği söz konusu;

Mesela manzu tuzağı diye bir teknoloji var ve bu kitapta anlatılan savaşlarda ve ilişkilerde bayağı bir etkili ama bu tuzakların nasıl bir teknolojisi var hiç değinilmemiş bu tuzak o devirde ne olabilir ki?ama öyle bir bilinmeyen anlaşılmaz korkutucu yok edici etkisi var ki onlarca asır sonra bulunup kullanılan ‘mayın’ ve teknolojik tuzaklardan kat kat etkili!bir de görünmez! koskoca hitit ordusu sürekli buna düşüyor ve korkuyor!kendi kendini de yeniliyor bu tuzaklar herhalde!yazar bir yerde tuzakları yenilemek için arzavalı askerin arkasına saklandığı bir paravandan bahsediyor.Bu nasıl bir paravansa ve kaynayan savaş alanında Hitit askerleri nasıl bir malsa bunlara izin veriliyor.o paravan görünmez ve dokunulmaz yapıyor herhalde 1 gecede 1000lerce Hitit askerini ortadan kaldıran yine binlerce tuzak bir anda temizlenip tekrar kuruluyor.Dönemin teknolojik gerçeğini bilince bu daha da saçma hale geliyor.O dönem en iyi savaş teknolojisi Asurlularda.Bu teknoloji de; koçbaşı,yanarak düşman üstüne yuvarlanan tekerlekler,yangın çıkaran ateşli oklar,tabaklanmış deriden yapılan koruyucu ve zırhlar ve yüksek surlara aşağıdan değil yukarıdan müdahale şansı veren hareketli kuleler.Buna rağmen arzava kralında mayın etkisi yapan savaş kazandıran silahlar var.bir de savaş gemileri var dönemle alakası olmayan zaten bunların da sırf adı var marifetlerini göremedik yazarın körükörüne kasıp kayırmaya çalıştığı 2. athenna adlı tek ana karakterini olabildiğince şişirmekten başka!

Bunu da geçtim kitabın ana hatlarını kalbini oluşturan Hitit -arzava savaşı var ve bunun doğrultusunda bir kaçırılma olayı anlatılıyor olaylar hep şans eseri arzavalıların lehine gelişiyor her şey .Sürekli detaylı şekilde ölen Hititliler.Koskoca Hititliler hiçbir çare bulamıyor ama tarihte varlığı bile belli olmayan arzavalılar en zeki mühendislerle ve doğa üstü denecek yeteneklere sahip savaşçılarla sürekli çözüm ve başarı buluyorlar anlamsız bir dengesizlik kitap boyunca hakim ve sinir bozuyor bu kadar tek taraflı şans başarı ve tesadüf sinir bozucu!

Bunu da geçtim kitabın arka kapağında yukarıdaki alıntıladığım kısmında da yazdığı gibi politik stratejik oyunlardan bahsediyor kitapta buna dair kaale alınacak hiçbir şey yok neredeyse.olduğu söylenen bahsedilen antlaşma teklif ve niyetlerden dem vuruluyor ama detayı derinliği hiç yok lafta geçiyor ve saray entrikası hiç yok hatta kitapta yazarın alenen pozitif ayrımcılık yaptığı 2. athenna denen erotik fantezi peşinde koşan arzava kralının sarayında resmen herkes aşkla bu herife boyun eğmiş sürekli yağ çekip yalanan bir sürü dişili erkekli toplu dalkavuk hahaha!ayrıca birde arka tanıtımda kadına saygı ve eşitlikten bahsediliyor arzava da herifin atlamadığı kadın yok ve kadınlar resmen köle ve sex objesi sürekli birini öteki ile aldatıyor ve bu herifin yüzlerce kadını var!
Tamam o dönemlerde o tip yaşamlarda haremler kralların yüzlerce kadından oluşan gözdelerden oluşan bir cinsel fantezi hanesi hayatı vardı.Ama bununda bir getirisi götürüsü hep oldu.sen kıskançlık ihtiras ve niyetleri hele kadınlar olunca tarih boyunca inkar edemezsin ama bu var diye tanıtım yazdığın kitapta kadınlar mal gibi herifte nasıl bir alet varsa müptelası olmuşlar hiç ses yok!Bu 100 küsür kadın yetmemiş bir de amazonları esas oğlan arzava kralının altına yatırmış şişirmenin kasmanın bu kadarı artık!hayır bari gerçek üstün aşktan politikadan ihtirastan bahsetme!çok komik!

Bir de kitaba ismini veren pars olayı var! Onun giriş anlatımı bir nebze iyi olsa da vardığı nokta ve sonuç klişelerden ibaret ve sönük kalmış.Aynen adını verdiği bu kitap gibi.Kitapta söz konusu bölümün başlarında çok önemli bir yer kaplarken bu kitaba ismini veren vahşi hayvan sonlara doğru hepten iptal yayından resmen kalkmış.Kayırılan dalyarak 2.Athenna nın üzerine geçmemesine önem gösterildiği belli zaten ‘’kitaba ismini verdin bu kadar yeter ‘’ demiş yazar!ama sen bu parsı o kadar klişeye boğmuş ve tırpanlamışsın ki ismini vermekle birlikte kitabı da basit ve tırpanlanmış hale getirmiş oldun böylece.Bu kitaba ismini veren vahşi hayvanın da tek görevinin yazarın 2. athenna isimini verdiği kral karakteri olabildiğince şişirip kayırmak olduğu belli.

Bu roman kitabın giriş kısmında da bahsedildiği gibi 3 kitaplık bir serinin son kitabı ve sürprizlere hiç yer vermeyen sıradan beklenen ve klişe bir finalle de zaten pek parlak olmayan kitabın sonu en sönük kısmı olmuş .İşin ilginci 3 kitaplık serinin bu son kitabı 1 kelime ile başka bir yeni sonraki kitaba işaret çakıyor.Bu da bu kafayla yazarın bu işi ticari kaygı ile sürdürdüğünü düşündürüyor.

Kitabın hiç mi iyi yanı yok.Var! 1 tane! Onunda kitabın ne içeriği ne konusu ne de gidişatı ile alakası yok!
O olgu da;Milli mücadele sırasında zekası ve azmi ile muhteşem başarılar kazanmış ama tarihimizde unutulmuş, çoğu kişinin adını bile bilmediği Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul Aker i, İngilizlere ve fransızlara karşı bizzat kahramanlık dolu savunma ve saldırıların komutasını yapmış ve dünyada ilk kez bir uçak gemisi İngiliz Ben my Chree yi  batıran bu muhteşem onurlu Türk askerini bizlere tanıtıp hatırlatan gerçek hikayesine yer vermesidir.

Sırf bu nedenle 10 üzerinden 4 veriyorum bu kitaba bence vasatın altında sıradan bir kitap.İş olsun diye yoklukta okunabilir belki!Yine de sizin tercihinize takdirinize bırakıyorum.


KÜNYE
Tür;Sanat,Edebiyat,Roman
İçerik;Tarihi,Stratejik,Macera
Kaynak;Okuduğum Romanlar
Dönem;Eylül 2017
Güncelleme; Yok

20 Ağustos 2017 Pazar

LEMURYA ŞEYTAN UYGARLIĞI

LEMURYA ŞEYTAN UYGARLIĞI

Bu yazımda karanlığın ve karanlığa köle olmuş beyinlerin aklın ve mantığın sınırlarını zorlayan inançları ve iddialarına kısmen değineceğim….evrimin anlayamadığı insanın kökeni ve ilk uygarlığına dair akıl ve bilim dışı iddialara  nasıl bel bağlayabilir hale gelebildiğini…faşizmin kökeninin başladığı düşünce yapısı ve bunun evrimin desteğiyle nasıl bir din haline bile gelerek karanlığın ve pisliğin tüm insanlığa empoze edilmeye çalışıldığı tamamen ‘’gerçeklere’’ bağlı kalınarak anlatılacaktır…



LEMURYA FANTAZİSİ

Lemurya sözcüğü bir hayalin ürünüydü…lemurya kelimesi lemur adı verilen primatlardan esinlenir…19.yüzyıl doğa bilginleri tarafından ortaya atılan bazı tezlere göre;

Doğa bilginleri, Hint Okyanusu çevresindeki ülkelerde, lemur adlı bir maymun türü keşfetmişlerdi. Ama ortada açıklanamayan bir durum vardı. Bu ülkeler birbirlerinden binlerce kilometre uzaktaydılar. Üstelik, Madagaskar'la Hindistan arasında olduğu gibi, ülkeler arasında uçsuz bucaksız bir okyanus uzanıyordu. Bu kadar küçük bir hayvanın okyanusu yüzerek aşması mümkün olamayacağına göre geriye tek olasılık kalıyordu: Bir zamanlar lemur maymunları, bugün yaşadığı ülkeleri kapsayacak genişlikte bir kıta üzerinde yaşamış olmalıydı. 


işte bu sırada, Alman evrimci doğabilimcisi Ernst Heinrich Haeckel (bu ismi aklınızda tutun), ilginç bir fikir ortaya attı: Lemur maymunlarının anayurdu, bu bölgede eskiden var olan bir kıtaydı. Ama bu kıtanın bir kısmı batınca maymunlar bugün üzerinde yaşadıkları ülkelere dağılmışlardı. Haeckel, kayıp kıtaya maymunların adından esinlenerek ‘’Lemurya’’ adını verdi. Lemur maymunu daha sonraları bu konuyla ilgili birçok fantazinin de başrol oyuncusu olacaktır…Aynı zamanda Haeckel ,buranın sadece akıl yürüterek hiçbir sabit veriye dayanmadan "uygarlığın beşiği" olduğuna ilişkin ilk fikirleri ortaya attı. Haeckel şöyle yazıyordu:

"Bazı şartların varlığı (özellikle ardarda gelen bazı tarihi olgular), eskiden Hint Okyanusu'nda bulunan ve daha sonra batan bir kıtanın, insanoğlunun anayurdu olduğunu düşündürüyor. Kıta, Asya'nın güneyinden (belki de Asya'nın devamı olarak) doğuda Hindiçin ve Sumatra adalarına, batıda Madagaskar ve güneydoğu Afrika kıyılarına kadar uzanıyordu.

Daha önce de belirttiğimiz üzere; hayvanların ve bitkilerin dağılımı gibi bazı olguları göz önünde tutarsak, büyük bir olasılıkla çok eskiden Güney Hindistan gibi bir kıtanın var olduğunu söyleyebiliriz... Eğer Lemuryayı insanoğlunun anayurdu olarak kabul edersek, insan ırklarının göçler yoluyla coğrafi dağılımını da rahatlıkla açıklayabiliriz."



Gazeteciler ve medyumlar ilgileniyordu Ama zaman geçtikçe yeni teoriler ortaya atıldı. Lemur maymunlarının dağılımı ve insanoğlunun kökeni üzerine daha inandırıcı fikirler ileri sürüldü. Böylece, Heackel'in düşünceleriyle birlikte kayıp kıta Lemurya da bir kenara atıldı. işte bu sırada birtakım gizemciler ve medyumlar "kayıp kıta" fikrine dört elle sarıldılar. Aynı şey, daha önce Atlantis ve Mu kıtalarıyla ilgili tartışmalar sırasında da görülmüştü.Bunun scientolojizm dinin temelini oluşturması ve evrimin işin içine sokulmasıyla  yeniden ve sık sık gündeme çıkarılmaya başlandı…

İlk insan uygarlığı önemlidir….kıtaların coğrafi durumunun çok eski zamanlardan beri aynı kalmadığı doğru olabilir… bu 19. yüzyıldaki coğrafi ve arkeolojik araştırma ve buluntulara göre kısmen doğru kabul edilebilir…ama özellikle 1850 darwin in türler’in kökeni teorisi ile dünya gündemi ve bilim dünyası bir kaynama noktasına ermişti…ve çok sert tartışmaların yaşandığı bir dönem başladı….bu tartışmalar konumuzun dışında olduğu için bir yana ..fakat,bu coğrafi değişme o zamanki darwinizmin ilkeleine hizmet etmesi adına bazı çevreler tarafından farklı yorumlandı ve ortaya bilimkurgu filmlerini aratmayacak sözde ‘’bilimsel’’ sayılan ama akıl ve mantığa sığmayacak bir uygarlık ve devir kurgulanmış,aşağıdada kısmen değineceğimiz ‘’barbar conan’’ çizgiromanlarını andıran insanüstü yaratıklar olgular güçler ve medeniyetlerin ortaya atıldığı bir deli saçmasına dönüşecektir….bu deli saçması varlığı hiçbizaman kanıtlanamamış olan ve olmadığı artık günümüzde ‘’akil kurumlar’’ tarafından kabul edilen ..ama halen daha bazı çevreler tarafından ilgisiz kanıtlar ortaya sürülerek bilim dışı çıkarların uğruna varlığının savunulduğu Atlantis mu kıtası,gondwana ve lemurya medeniyetleri efsanesidir…



LEMURYANIN YAPISI

YÖNETİM BİÇİMİ

"En temel prensip şudur ki, erkek veya dişi olsun hiçbir kimse lidersiz olmamalıdır. Ve de hiç kimsenin zihni, bir şeyi kendi inisiyatifi ile yapmasına izin verecek şekilde düşünmeye alıştırılmamalıdır... En küçük konuda bile liderliğin yönetimi altında olmalıdır. Örneğin sabah kalkması, hareket etmesi, yıkanması veya yemek yemesi, sadece eğer bunları yapması emredilmiş ise gerçekleşmelidir. Tek kelimeyle, ruhunu öyle bir şekilde eğitmelidir ki, asla bağımsız olarak davranmayı hayal etmemeli ve bunu yapma yeteneğinden de tamamen yoksun hale gelmelidir."-platon



İşte faşizmin babası platonunda hayranı olduğu lemurya nın yönetim anlayışı buydu….lemurya da yönetici konsey çeşitli güçleri olduğu sanılan özel insanlardan oluşurdu..ve toplumun her ferdinin üzerinde bir göz ve el durumundaydı…lemurya da bu konsey tüm halkı en ufak hareketlerine dek kontrol eder ve denetlerdi…işte sözde ‘’barış’’ medeniyeti lemurya aslında ‘’özgürlük’’ ve ‘’hür irade’’ kavramının asla olmadığı kapalı bir toplumdu….

Yine insanlığın bilinmeyen tarihi olarak adlandırılan bu kayıp kıtaların  sahip olduğu medeniyetler konusunda en fanatik iddialara sahip olan insanlardan biride faşizmin babası sayılan Platon’ du….Platon mu kıtası ve lemurya hakkındaki iddialara gözü kapalı inanmış ve bu medeniyetlerin sahip olduğu söylenen baskıcı yönetim biçimi ve toplum yapısına hayran olmuştu…bu nedenle lemurya medeniyetini birebir örnek alarak bundan sonraki insanlık için yeni yönetim biçimini tanımladı..buna göre…




"Platonun Devleti'ndeki ilginç düzen; aslında tamamen İblis'in kurduğu "komün-Lemurya sistemini"ni çağrıştırmaktadır. İblis, kendisinin kölesi olmuş "cin-şeytanlar toplumu"nu böyle bir sistem içinde yönetmektedir. Tek yasa vardır, oda "Bir'in(İblis'in) emir ve talimatlarına mutlak anlamda uyum", aksi ise ölüm! Lemurya toplumunun büyüklerden oluşan "Bilgeler Konseyi" bu yetkilerini, mutlak anlamda bağlı(köle) oldukları İblis adına kullanırlar. Bunu dışında ne yasa, ne de bir müessese vardır. Ne mülkiyet, ne aile, ne de düşünme özgürlüğü vardır. Platon felsefesi yakından incelendiğinde; "Lemuryalı Büyükler"in kendisiyle irtibata geçtiği ve "ilhamlar" vahyettiği kolayca anlaşılacaktır. Bu felsefenin "İlluminati"nin de temel felsefesi olduğunu burada hemen ifade etmeliyiz. "Komünizm"le, aynı felsefe ve özellikle de "İlluminati" arasındaki karakteristik benzerlikler de hatırlanmalıdır. Bu düşünceler, ileride "komünal yaşam ütopyası"nın da ana unsurlarını oluşturacaktır.

Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli nokta; "üstün insan yaratma" çabasının, "Küresel Efendiler"in, "Yeni Dünya Düzeni" kurma amacına yönelik olmasıdır. "Platonun Devlet"inde ağızdan kaçan sır:

"Tanrılaşmış filozofların, android formunda ki köleleşmiş beyinlere sahip korucuları-askerleri; yarı-insan ya da başka deyişle trans-insana dönüştürme çabasıdır. Gelin, Platon'un özlemini çektiği "biyofaşist devlet düzeni"ne daha yakından bakalım. Aşağıdaki alıntılar Platon'un "Devlet" adlı eserine aittir:



"Askerlerin ağızlarından 'ben' sözcüğünün çıkmaması için tam bir komünizm uygulaması hakim olacaktır. Kadınlar herkese aittir, hiçbir kadın, hiçbir erkekle özel yaşam sürmeyecektir. Yeni doğan çocuklardan sadece fizikleri düzgün ve güçlü olanlar hayatta bırakılacak ve bunlar doğar doğmaz bir komiteye teslim edilecektir. Bakıcı kadınlar, doğuştan bir eksikliği olanl çocukları, gözden uzak bir yere bırakacaklardır."

Mükemmel bir toplum elde edebilmek için güdümlü evrimi savunan Platon, "mükemmel insan"ın fiziksel şartlarla elde ediliş formülünü şöyle vermektedir:
"Peki evlenmeler nasıl yararlı olabilir?.. Bunu söylemeyi sana bırakıyorum Glauckon... çünkü senin evinde en iyi cinsten av köpekleri ve kuşlar gördüm... (bu hayvanları) üretmek için iyiye kötüye bakmaz mısın? Yoksa en iyilerini mi çiftleştirirsin... üretmede bunları göz önünde tutmazsan, kuşların köpeklerin cinsi bir hayli bozulur değil mi? İnsan cinsi için de durum aynı olduğuna göre, bekçilerimizin ne kadar üstün bir cins olması gerek... üzerinde anlaştığımız ilkelere göre, her iki cinsin de (bekçiler sınıfının erkekleriyle kadınlarının) en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmeleri gerekir. Ayrıca en kötülerinin değil en iyilerinin çocuklarını büyütmeliyiz ki, sürünün cinsi bozulmasın..."




Platon'un düşüncelerindeki üstün soy yetiştirme, üstünlere üreme ayrıcalıkları, zayıfların haklarını sınırlama hatta onlara yaşama hakkı tanımama ve onları eleme; tam anlamıyla öjenik evrim mekanizması; üstün insan yaratma gayretlerinden başkası değildir. Pek çok felsefeciye göre aslında "öjenik felsefe", Platon'un "Devlet" adlı ünlü eseri kadar eskidir. Ancak"modern öjenik düşünce", elbette 19. yüzyılda sözde bilimsel bilgi kullanılarak evrim teorisiyle yeniden mayalanmıştır.

Son birkaç yıldır "insanın geleceği biyoteknolojik vasıtalarla biçimlendirilebilir mi?" tartışmasına dahil olan Jürgen Habermas, genetik mühendisliğinin "model insan" üretme konusunda bakın neler söylüyor:

"Bu alana çok büyük kaynak aktarılıyor. 10 yıl içinde olmasa bile 50 yıl içinde ‘’istenen modelde insan üretimi’’olabilir. Belki de devletine itaat eden süper hizmetçiler yaratılacak. Platon'un ideali 21. yüzyılda gerçekleşebilir. Biyo-faşizm diye bir kavram var. Biyolojik müdahaleyle faşist devletlerin bile hayal edemediği bir düzen kurulabilir."



Görüldüğü gibi lemurya yönetim organizması komün yasalarla desteklenmiş faşist bi uygulamadır….komunizm ile faşizm in birbirinin zıttı olduğunu sananlar,bu akımların çıkış noktasında özbeöz kardeş olduklarını bilmemektedirler….komünizm ve faşizm materyalizmin şeytandan olan öz çocuklarıdır…

AİLE VE SOSYAL YAŞAM

Lemurya toplumunda aile kavramı söz konusu bile değildi…zaten toplumun en küçük yapı taşı sayılan aile kurumunun olmadığı lemurya medeniyetinde bir sosyal düzenden de bahsedilemez…

Lemurya sözde ‘’mutlu’’ toplumunda ‘’benim’’ olgusu yoktur…her şey ‘’devletleştirilmiştir.’’ Devlet ise bilinç seviyeleri bayağı bir yüksek olan enerji bükücü sayılan konsey üyeleridir…bu insanlar ‘’mal’’ları lemurya insanı arasında paylaştırır ve kimin ne yapıp nasıl yaşayacağına karar verir…lemurya toplumunda benim aracım,benim evim, benim karım,benim bahçem..vb. olguları yoktur …gerçi bu anlatılan masallara göre yıkımında nedenidir…çünkü lemurya halkı ‘’sahip olmak’’ istemiştir….yandaşlarına göre; ‘’ego düşkünlüğünün yıkıcı etkisi’’ nedeniyle bu yıkım yaşanmıştır…halbuki  işin aslı farklıdır….



Sözde mutlu ve geleceği parlak bir cennet olan Lemurya da mutluluğun ve geleceğin temeli aile yoktur….cinsellik serbesttir…evlilik kurumunun içi boşaltılmıştır…sevgi aşk duyguları boştur….
Serbest ve ‘’özgür’’ cinsellik sonucu doğan bebekler bir meslek dalı olarakta yüce konsey tarafından bu işle görevlendirilmiş insanların eline bırakılır…bir nevi çiftlik olan bu yapılanma hitler zamanında üstün ari ırkı meydana getirme amacıyla uygulanmış bir yöntemdir de aynı zamanda…Hitler de zaten kayıp mu kıtası ve Atlantis konusuyla bayağı bir ilgilenmiş araştırmalar yapmış ve bu saçmalığa körü körüne inananlar arasında ilk sırada gelmiştir…hitler in nazi almanyasında da sarışın mavi gözlü erkek ve kadınlar ilişki yaşar ve doğan bebeklerde yine lemurya medeniyetinde olduğu gibi anne baba aile kavramının olmadığı bir nevi kreşlerde ve damızlık insan çiftliklerinde yine bu iş için görevlendirilmiş meslek erbaplarına bırakılırdı….



Peki hasta yada sakat doğanlar ne yapılırdı…cevap: öjeni…bu hitlerin nazi almanyasındada uygulanan bir yöntemdi….ayrıca evrimci materyalist zihniyetin savunduğu bir olgudur….yukarıda bahsettiğimiz gibi lemurya ya ismini veren ve bu kayıp uygarlık saçmalığına hayran olan alman evrimci materyalist ve faşist Ernst Heinrich Haeckel (bu ismi hatırlayın)‘’yaşamın harikaları’’ adlı kitabında ‘’sakat doğan bebeklerin vakit kaybetmeden öldürülmesi gerekir’’ diyor ve ‘’bebeklerin henüz bir bilince sahip olmadıkları için bu cinayet sayılmamalıdır’’ şeklinde yazan haeckel bu ilhamı varlığına körü körüne inandığı lemurya şeytan uygarlığından almış, hitler ve nazileride etkileyerek aktion T-4 projesiyle yüzbinlerce sakat insanın kısırlaştırılıp denek olarak kullanılmasına, katledilmesine ve miktarı bilinmeyen sayıda bebeğinde öldürülmesine öncülük etmiştir….



yine konuyla ilgili çoğu kaynaklarda anlatılanlara göre lemurya üstün insanı sürekli genç kalabilmelerinin yanı sıra kesinlikle her daim güçlü,güzel  ve sağlıklıdır,sakat,aksak,hasta,zayıf,zeka ve beden özürlü insan yoktur…bunun nedeni ise bebeklerin yaşamlarına karar verenlerdir..eğer bi bebek sakat doğarsa lemuryada öldürülürdü…böylece toplumun sağlam ve sağlıklı olması hedeflenirdi…yetişkin insanlarda herhangi bir ağır hastalık ve ağır sakatlanma ise toplumun yükselişinin ve dinamiklerinin aksatılması nedeniyle ölümle sonuçlandırılırdı…çünkü lemurya toplumu sürekli organize işlerin yürütüldüğü mekaniksel bir robotlar uygarlığıydı….bozuk olanların ayrıştırılması da önemsiz ama gerekli bir işti…ve bozulanların yol açacağı aksamalara konsey asla izin veremezdi…



Lemurya toplumunda giysi ve giyinme olgusu gereksizdi…ancak insanlar ayinlerde giyinirdi…aslında ’’iblis’’ olan karanlık bir gücün liderliğini yaptığı birçok irili ufaklı tanrıyla temsil edilen bir tür paganist doğa dinine inanan lemuryalılar bu törenlerde enerji ve bilinç seviyelerine göre konumunu ortaya koyan giysiler giyerdi…halkın tamamının katılmasının zorunluluğuna konsey tarafından karar verilmiş olan bu törenlerde yine doğaya ve tanrılara adaklar sunma ve ayinlerle görevlendirilmiş meslek erbapları vardı….giyim şekilleri  ise sözde eşitlikçi olan lemurya toplumunda tabakaların olduğunu ortaya koymaktadır….bu doğaya adaklar ve şükür sunular ayinler aslında lemurya halkının tektipleştirilmesi ve isteklerin arzuların köreltilip konseyin yüceltildiği beyin yıkama seanslarından öteye gitmezdi…


Lemurya medeniyeti saçmalığına inanmış en önemli insanlardan biride teozofi cemiyeti kurucusu madam Blavatsky di…özellikle Blavatsky sayesinde ökült ve gizemli yapısı ortaya konmuş ve büyücü ve medyumlarında ilgi kaynağı olmuştur….Madam Blavatsky ile ortaya konan Lemurya insanının özellikleri bu saçmalığa inanan insanların ruh ve sinir hastalıkları konusunda ne kadar müzdarip oldukalrınında bir delili gibidir.Madam Blavatsky sahip olduğu söylenen doğaüstü güçlerinin yardımıyla Lemurya'nın kaybolan dünyasını ayrıntılarıyla anlatıyor:

"Lemurya'da yaşayanların bazıları dört kolluydular. Diğerlerinin kafalarının arkasında bir gözleri vardı. Bu göz sayesinde 'ruhsal görüş gücü' kazanıyorlardı. Konuşmak için sözcüklere ihtiyaçları yoktu. Çünkü• telepatiyle anlaşabiliyorlardı. Lemurya’lı lar, mağara ve toprak deliklerde yaşıyorlardı. Kıta, güney yarıkürenin büyük bir bölümünü kaplıyordu. Himalayalar'ın eteklerinden, Antarktika 'ya, güney kutup dairesine kadar uzanıyordu. Lemurya, yaklaşık 40 milyon yıl önce yok olmuştu. Üzerinde yaşayanla¬rın bazıları kurtulmuşlardı. Bugün, Afrika ve Asya' da yaşayan Aboriginler, Papuanlar ve Hottentolar gibi bazı kabileler, Lemuryalıların torunlarıydı. "



yine bir başka teosofist Scott Elliot'a göre evrenin gözeticisi Manu, Lemurya'yı üçüncü kök ırkın gelişeceği yer' olarak seçmişti. Manu'nun, burada insanı ilk yaratma girişimleri, peltemsi bir yaratığın ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Zamanla yaratığın iskeleti gelişti, bedeni sertleşti. Böylece ayakları üzerinde durabilecek hale geldi.



“Yaratığın boyu 3.5 - 4.5 metre gibiydi. Düzgün bir yüzü, kahverengi derisi, uzun ağzı ve burnu vardı. Alnı yoktu. Birbirinden ayrık olan gözleri sayesinde, karşıyı olduğu kadar yanları da görebiliyordu. Kafasının arkasında üçüncü bir gözü bulunuyordu. Bugün bu göz insanların beyninde, ışığa karşı hassas bir noktaya (pineal gland) evrildi. Lemuryalıların topukları geriye doğru çıkıktı. Bu sayede, hem öne hem arkaya doğru rahatlıkla yürüyebiliyordu.” Scott Elliot, bu ifadeyle herhalde yaratığın kafasının arkasındaki gözün de bir işe yaradığını anlatmak istiyordu.



1923'te, önde gelen teozofistlerden Rudolf Steiner, Kozmik Hatıra: Atlantis ve Lemurya adında bir kitap yazdı. Steiner, 1907'de Blavatsky'nin derneğinden ayrılarak Antropozofi Cemiyeti'ni kurdu. Kitapta, Lemuryalıların kıt akıllı oldukları belirtiliyordu. Ama, irade gücü sayesinde ağır yükleri kaldırabilecek özelliklere sahiptiler Yumurtlayarak üredikleri çift cinsiyetlilik dönemlerinde tek gözleri vardı. Seksi keşfettikten sonra görünüşleri değişti, gelişme gösterdi.



LEMURYA VE SCİENTOLOJİSM

Scientolojism bilindiği gibi uzaylı merkezli bir dindir….tanrıların bir nevi uzaylı oldukları ve dünyadaki yaşamı uzaylıların başlattığı…ilk insanı ve ilk insan medeniyetini uzaylıların meydana getirerek bir süre destek verdikleri gelişip evrilmelerine yardım ettikleri gibi iddialardan ibaret ,hiçbir sağlam ve mantıklı kanıta dayanmayan sapkın scientolojism dininin ortaya çıkmasının altında da yine sözde dünyanın ve insanlığın bilinmeyen tarihi adı altında lemurya,mu ve Atlantis saçmaları yer alır….öyle ki bu dine inanan sapkınlar Atlantis ve lemurya olgularına da körükörüne inanmaktadırlar….ayinlerinde de tamamen lemurya medeniyetindeki ahlaksızlık ve sapkınlık sözde ‘’özgürlük’’ olarak ortaya konur….



CTHULHU MİTOSU VE NECRONOMİCON İLE PROVOKE EDİLEN ŞEYTANİ LEMURYA İNANCI

Yazdığı Cthulhu fantezisi ile ünlü olan bilimkurgu-korku romanı yazarı H.P. Lovecraft ın hayaldünyası birçok akımı etkiledi…bunun en kaçınılmaz olanı yukarıda da değindiğimiz iddialar ile ilgili olmuştur…keza yazarın yaşadığı ve eserlerini ortaya koyduğu zaman dilimi ,evrim saçmasının dünyaya hakim kılınmaya çalışıldığı ve diğer bir taraftan gizemci karabüyücü teozofist bir akımın yükselmeye başladığı bir zamana denk gelir….

H.P Lovecraft ın yaşamı, babasının aniden çıldırıp ölmesinin etkisi altında kalan ve psikolojik olarak yıkım ve çöküşlere sahne olmuştu…bu onun içine kapalı ve karamsar olmasının yanı sıra mitolojik gotik ve karabüyü olguları ve parapsikolojiye ilgi duymasına neden oldu….bu araştırmaların etkisiyle de çocukluğundan beri uğraştığı yazarlığını birleştirerek fantastik eserler ortaya koydu….bunun sonucunda oluşan cthulhu mitosu ve burada adı geçen ölüler kitabı necronomicon ortaya çıktı…



Aslında lovecraftın hayal dünyası ile yaşadığı zamanda ortaya atılan okültist ve materyalist olgular karşılıklı etkileşim içinde olmuşlardır….birbirlerinden etkilenip yine birbirlerini etkilemiş ve birbirlerini tamamlamışlardır….ama sonuçta sadece karanlığı ve şeytanı yüceltmeye çalışmaktan ileri gitmemişlerdir…



İşte bir hayal ürünü olan necronomicon adlı kitap içinde barındırdığı platonist-faşist ve evrimci düşüncelerin yanı sıra uzaylı mitosu ve ilk insan ırkının oluşturduğu bilinmeyen medeniyetler ile bu medeniyetlerin sahip olduğu karanlık ve doğaüstü güçlerin kaynağı olan büyü ve ayinler ile bir anda evrimcilerin sevdiği scientolojistlerin ise varlığına inandığı ve propagandası yapılarak sanki gerçekmiş ve bir zamanlar var olmuş gibi lanse edilmiştir….öyle bir propaganda çalışması yapılmıştır ki bu kitabın sadece bir yazarın hayal ürünü olduğu unutturulmuş ve cahil insanlar kandırılarak varlığına inanan manyaklar türemiştir….bazı araştırmacılar tarafından eski kütüphanelerde antik kitaplıklarda araştırmalar yapılmış fakat izine rastlanmamıştır.

Buna karşılık necronomicon un popüler olması, gerçek olabileceği inancı ,içinde gizli bilgelik ve arzulara ulaşmanın anahtarı olan büyülerin bulunduğu inancı ile birçok manyak olmayan bu kitabın peşine düşerken aynı zamanda uydurma çeviriler ve kopyalar ortaya atılarak birçok necronomicon meydana getirilmiş bunların bazıları da bazı müze ve kütüphane depolarına kaldırılmıştır….üzerlerinde yapılan çalışma ve araştırmalarda ise hiçbir kutsal bilgi ve arzuya ulaşılan bir yol bulunamamıştır….şimdi bu necronomicon kitabına ait olduğuna inanılan çevirilerden birinin içeriğine bakarsak:




‘’Necronomicon, orjinal adıyla Al-Azif, “Yüce Eskiler”i  çağırmak ve onlardan yardım dilenmek için kullanılan cehennemi bir kitaptır. Sadece bununla sınırlı değil elbette, fakat içeriğinin tamamı kötücül varlıklara yönelik. Pasifik’teki R’lyeh’te (August Derleth’in verdiği bilgilere göre) düş gören Cthulhu’yu sonsuz uykusundan uyandırmak için gerekli ritüeller Necronomicon’da yer alır.Yüce Eskiler’in yeryüzünü ele geçirmesi yakındır, o zaman ki yıldızlar uygun konuma geldiğinde, tüm insanlar Yüce Eskiler gibi özgür ve vahşi, ahlaki kurallardan arınmış, hayvani arzularla parçalayıp neşe içinde haykıran varlıklar olacaklardır.
I’a Cthulhu! I’a Yog-Sothoth! I’a, I’a!’’

‘’Bu kitapla çağrılmış güçleri geri gönderebilecek hiçbir etkili defetme yöntemi yoktur!’’

‘’Bu kitabı okuyanların metinlerde geçen güçler (kocamışlar,old ones,yüce eskiler) tarafından gözlendiğinden haberdar olması gerekir!’’



İnsan ırkı, dünyadan önce başka bir yerde idi.Buna başka kürelerden
gelme deniyor. Neo-Platonist inançlara göre anlatılan dünya benzeri
yıldızlarda kendilerine özgü yaşam formları bulunmaktadır.Bu yaşam
biçimleri kozmik hiyerarşinin evrim çizgisiyle belirlenir.
Özel zamanların belirlenmesiyle ve özel semboller kullanılarak,
eskilerle ilişki kurulabilir ve onlardan istenilen kozmik bilgiler
alınabilir, o zaman geçmişe ve geleceğe hakim olmak mümkündür ama bu
tehlikeli bir yoldur çünkü insan taşıyabileceği bilgiyi edinebilmeli
ve bunun farkında olmalıdır.Ve halk bunları bilmemelidir.




Atlantis kıtası bilinç seviyeleri yüksek enerji bükücü bir insan soyu (veya uzaylılarca) kurulmuş. Yüce eskiler denilen bu varlıklar ilimde çok ileriymişler ve dünyanın geri kalanı ilkel kabilelerden oluşuyormuş. Bu çok güçlü ve tanrısal özelliklere sahip (!) üstün varlıklar Dünyanın bir tufanla yerle bir olacağını ve Atlantis kıtasının sulara gömüleceğini öngörünce(!), sadece birkaç adamlarını deniz yoluyla diğer kıtalara gönderiyorlar. Kendileri dünyayı terk ediyor(kaçıyorlar). Her kıtaya gönderilen üstün insanlar, diğer ilkel ırkları eğitiyorlar; ateşi, metali ve ziraati öğretiyorlar. İşte bu öğretmen adamların biriside Hermes, Bilimin atası olarak görülüyor. Hatta o kadar ki Yunan mitolojisinde ona atıfla bir tanrı yaratılıyor: Hermes. 

Tarihi bir kişilik olması işi daha da garipleştiriyor. Çünkü adamın bazı eserlerinden bahsediliyor. Ortaçağda bile bazı bilim adamları İskenderiye kütüphanesinden buldukları Hermetik eserlerle simyayı öğrendiklerini kaydediyorlar. İşte necronomicon un buna hizmet eden ana kitap olabileceği düşüncesi ile fantastik iddialar ortaya atıldı….hermesin bilgisi simyayı ortaya koyuyordu ama asıl güce ve arzuya ulaşabilecek bilgelikten yoksun ve eksik kalıyordu…



İşte bu eksik bilgeliği tamamlayan daha kapsamlı ve insanı üstün insan yapabilecek güçleri veren yüce eskilere ait bir kitabın var olması gerektiği inancı necronomicon düşüncesini bir anda farklı noktalara getirdi…bunun nedeni necronomiconun işte bu kayıp kitap olabileceği düşüncesiydi… 

Ama Lovecraft öncesinde necronomiconla ilgili bir en ufak bir kayıt yok.lovecraft ın hayal ürünü bu kitabı aslında scientolojistlerin ve evrimci okultistlerin bir yerlerde olması gerektiğine inandıkları bir kaynağın karşılığıydı….yine bu kitapta insanlığın bilinmeyen tarihi kayıp medeniyet lemurya ve Atlantis inancı neticesindeki evrimi tetikleyici üstün ve yarı uzaylı insan ırkı ve medeniyeti inancının bir karşılığıydı…ama ne böyle bir kitap nede böyle bir medeniyet hiçbizaman olmadı….ama karanlığı ve kötülük tohumları bazı sözde sosyal ve bilimsel çevrelerce insanlığın köküne ekilmeye çalışıldı….



LEMURYA DELİSAÇMASI MEDENİYETİNİN OLUŞUMU

Hiçbir şekilde akla mantığa ve kanıta dayanmayan evrimci ve scientolojistlerin ancak hayallerle ve yalanlarla uydurup egolarını tatmin ederek mest oldukları lemurya deli saçması medeniyetinin oluşumu… tam bir uzaylı fantazisi,evrim yalanı ve çarpıtılmış gerçek bilimsel-dinsel verilerin karıştırılmasıyla yapılmış tatsız bir çorbayı andırır… özellikle lemuryanın oluşumunun akıl dışı hikayesi ruhsal ve zihinsel anlamda çökmüş bu zihniyetin çelişkili ve  hastalıklı durumunu açıkça ortaya koyar:



Milyonlarca yıl önce dünyamız asli Güneş Sistemi içinde dönerken, beyin güçleri tümüyle gelişmiş ilk insanlar zihinlerini Evren’de mevcut engin psişik enerjiye göre ayarlıyorlardı. Bu varlıklar, üstün yetenekli, hassas gruplarca toplanan psişik güç ışınlarını düşünce- biçimleri yaratmak üzere yönlendirebilirler, bu biçimleri maddeye dönüştürebilirler ya da, tersine, maddeyi saf düşünceye indirgeyebilirlerdi. Dünya üzerindeki İlk Irk’ın Ethereanlar, Güneşten gelen ve tek cinsiyetli Androjen türler olduğunu belirtir. İkinci Irk, Jüpiter’den gelen bilinçsiz canavarlardı. Üçüncü Irk, Lemuryalılar, Venüs ve Marstan gelen Sürgün Meleklerdi. Bunlar çağlar sonra erkek ve dişi olarak ikiye ayrılan Androjen türlerdi. Dördüncü Irk, Atlantisliler, Ay ve Satürn’den inmişler, şimdiki Beşinci Irk da Merkür’den gelmiştir.

Dünyada yaşanan savaşta(sürüngenimsi ve dinozorumsu ittifak ile memeli ırkla) insan topluluğu Lemurya kıtası denen yerde merkezlenmeye karar verdiler. Sonraki 850.000 yıl boyunca Lemuryalılar,şimdi Pasifik Okyanusu’nun bulunduğu yerde bulunan ana kıtadan tüm gezegene yayıldılar. Onlar bir dizi yavru imparatorluk oluşturdular.Bu yavru imparatorlukların en önemlisi,Atlantik Okyanusu’nun ortasında bulunan kocaman bir ada olan Atlantis idi. Diğerleri ise;bugün Çin ve Tibet denilen bölgede kurulan Yü İmparatorluğu idi.


Dünya'nin unutulmus tarihinin önemli bir bölümünde, Dünya üzerindeki hakimiyet dinozorumsu ve sürüngenimsi ırkın memeli ırkla kıyasıya mücadelesi hakimdi…Churchward’a göre Mu kıtasının altında kalbur şeklindeki granit bloklara volkanik gazlar dolmuş, basıncın artmasıyla meydana gelen patlama koca kıtayı sulara gömmüştür. Churchward  Mu’nun yaklaşık 12 bin yıl evvel sulara gömüldüğünü ileri sürmektedir.

Yılanlar ırkından olan Nagaların üstün bilgelikleri eski Hint kaynaklarında anlatılmıştır. Son derece güzel insanlar olan Nagalar kıymetli taşların aydınlattığı yer altı kentlerinde yaşarlar. Başkentleri Bhogawati’dir. Dışarı çıktıklarında havada uçabilirler. İnsan ırkından sadece kral, kraliçe ve ermişlerle evlenirler. Spiritüel olmayan insanlarla ilişki kurmak istemezler. Krişna’nın müridi Arjuna’nın ve Mahayana’nın kurucusu Nagarjuna’nın Nagaların yer altı kentini ziyaret ettikleri söylenir.  Bu ırklar bugünkü Dünya insanlarıyla kıyaslanacak olurlarsa üstün bir zekaya sahiptiler. Ama kötü bir yanlari vardı, kendileri dışındaki fiziksel varlıklara yaşam hakkı tanımıyorlardı. Bu nedenle, 900 bin yıl kadar önce, o dönemlerde karada yasayan, memeli deniz öncelleri dediğimiz varlıiklarin ( yunuslar ve balinalar) ve Dünya spiritüel hiyerarşisi'nin de desteği ile dünya'dan yok edildiler ve bu yok edilişten bir süre sonra Dünya'da insan ırki var olmaya başladı.





LEMURYA MASALI ,EVRİMCİ VE SCİENTOLOJİST SAPKINLARIN BİLİMSEL GERÇEKLERİ VE DİNLERİ ALET EDEREK ŞEYTANA HİZMET ETTİKLERİ KOCA BİR YALANDIR…İŞTE İNSANLIĞIN VE DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ MASALI


Milyonlarca yıl önce dünya gaz bulutuyken soğuyup katılaşmaya başladı….katılaştıktan sonra yerküreye göktaşları çarptı ve kraterler açtı..bu meteorlar eriyip suya dönüştü..bu suda buhar olup nasıl olduysa atmosferi ve katmanları oluşturdu….ilk canlılarda bu kraterlerde oluştu….nasıl olduğu belli olmayan bi biçimde oluşan protein ve aminoasitler yine nasıl olduğu belli olmayan bi biçimde birleşip tek hücreli ilk canlıları meydana getirdi…bu canlılar metan ve sudan karbondioksiti alıp oksijeni sentezledi…(bunu ortaya koyan evrimci miller deneyi çürütülmüştür)



Hehehe..dünyanın bu denli gelişim göstermesi bazı galaksilerdeki sömürgeci uzaylı medeniyetlerin dikkatini çekti…Orion ve pleiades takım yıldızlarında ki sürüngenimsi ve memelimsi yaratıklar dünyayı elde edebilmek için savaştı ve milyonlarca yıl süren savaş sonunda sürüngenimsi orionlular zaferi kazandı…ana uzay üsleri ve savaş gemilerini de mars ve jupiter arasında park ederek dünyaya ışınlandılar….



Yenilen pleiadesliler siriuslulardan yardım istediler ve yüce  uzay konseyini kurup Orion sürüngenlerine saldırıp dünyadan temizlediler…ayrıca orionluların park ettikleri uzay gemilerini parçaladılar …bu saldırı sonucu gemi parçaları ve bazı astroidler dünyaya düşüp bu kezde dinozorları ortadan kaldırdı..hehehe…



Orionlu kertenkele yaratıkların çoğu dünyadan kaçtı…kalanların çoğuda yer altına ve sulara saklandı…yerçekimi(!) etkisiyle bazıları dahada büyüdü…suda kalanlar timsah karada saklananlar komodo ejderine evrildi…heheeh..deliklere sığmadıkları için düşmanından kaçamayan bazı dev kertenkeleler ise nasıl olup başarabildilerse kollarını ve bacaklarını artık istemeyip sırf deliğe girebilmek için bu uzuvlarından kurtularak yılana evrildi

Orionluların kovulmasıyla pileiadesliler dünyaya yerleşti…ancak halen dünyada az sayıda bulunan orionlu kertenkelelerin kendilerindan daha zeki ve güçlü oldukları için korku içindeydiler…bu yüzden sirius ve vega uzaylılarından yardım istediler ve ittifak kurdular…bu ittifaka ‘’galaktik federasyon’’ (vay anasını) adını verip satürnün halkaları üzerinde meclis merkezi kuruldu…idaresi yine yüce konseye verildi…



Dünya nın korunmaya ihtiyacı vardı…bu işte vega takım yıldızında yaşayan primat adı verilen (beyinsiz maymunlar) a kaldı….ulu yüce büyük uzaylı konsey ,günlerce galaktik zaman boyunca tartışıp bu çok önemli aşmış kararıyla bu ilkel primatların dünyaya getirilmesini istediler…bu maymunlar hem suda hemde karada yaşıyordu…Abaza pleiadesliler bu mükemmel güzellikteki primatlara aşık oldular ve onlara kendi biyolojik tohumlarını ektiler…böylece neandertaller,maymun-orangutan yada şempanzeler ve günümüz insanının atalarını ortaya çıkardılar (benim atamı değil,evrimcilerin ve scientolojistlerin atalarını oluşturdular…)



Milyon yıllık evrim süresi sonunda 12 insan-maymun karışımından sadece homosapiens bugüne ulaştı…diğerleri yok oldu..bazılarıda suda yaşamaya adapte olarak (ne kadar basit bu iş sadece ‘’adapte’’ kelimesiyle açıklanabiliyor pes)
Bugünkü yunus ve balinaların atalarını oluşturdu..hehehe ..böylece yunuslar dünyanın sudaki,insanlarsa karadaki koruyucuları oldu…hehehe…



Pleiadesliler tarafından ‘’Yıldız tohumu’’ (hehehe) ekilen primatlar aşka ve gaza gelerek (çünkü başka bir bilimsel açıklaması yok) önce 2 ayak üstünde ve dik durmaya başladı….sonrada ilginç bir biçimde akıllarını kullanmayı öğrendiler…son bir ıkınmayla kılları döküldü kol ve bacak kasları şekilli bir hal aldı…bunca doğaüstü ve şaşılacak olay yüzmilyonlarca yıllık bilinmeyen dünya tarihi dikkate alınırsa çok kısa bir sürede oldu…




o zamanki beyinsiz primatlar kısa sürede ‘’adam’’ olurken nedense günümüz gelişmiş insanı arabasının beygir gücüyle uğraşmaktadır…halbuki iki ıkınmayla kanat çıkartıp evrilerek tüm bu trafik keşmekeşliğinden kurtulmayı bir türlü akıl edememektedir.…günümüz insanı homo primattan bile daha beceriksizdir anlayacağınız hehehe…ayrıca evrilip ‘’adam’’ olan primatlar farkındalıkta (evrimcilerde olmayan bir özellik) geliştirip birlikte yaşamayı öğrenmiş ve koloniler kurmuşlardı…



Dünyada ise ne yazıktır ki tek bir kara parçası mevcuttur…buna lemurya deniliyordu (lemurya kelimesinin nerden geldiğini yazımızın başında açıklamıştık) ..lemuryalılar memeli ve kertenkele yiyorlar ve bilinç düzeylerini hızla yükseltiyorlardı…bu bilinç artışına dayanamayan yerkabuğu titredi ((hehehe) depremler oldu ve bu nedenle,evet bu çok mantıklı ve bilimsel nedenle depremler oldu ve tek olan kara parçası 3 e ayrıldı…Atlantis,lemurya ve mu …



İçlerinden Atlantisliler kendilerini diğerlerinden üstün görüp lemuryaya göz dikti..bunun için düşman orionlularla işbirliği yaptılar…orionlular ışın gönderip dünyanın 2 ayından birini parçalayıp, bu parçalara ceza sahası dışından falso vererek lemuryalıların kıtasının üstüne düşürttüler..ve lemurya sulara gömüldü…

Mu’lular buna kızıp Atlantislilerle savaştı..orionlu uzaylıların  desteğiyle Atlantisliler mu lularıda dağıtıp çoğunu yok ettiler…hayata kalan bazıları ise sirius gezegenine kaçtı bazılarıda yeraltına kaçıp yer altı medeniyeti agarthayı kurdular…



Uğraşacak rakibi kalmayan Atlantisliler kendierini bilime verdiler….ve bundan yüzmilyonlarca yıl boyunca beceriksizlikleriyle tüm insanlığı kötü yönde etkileyen mutasyon (yıkım-hastalık) meydana getirdiler...insanlarda yaptıkları bu yıkım neticesinde insanlar telepati,telekinezi,levitasyon,geleceği bilme,cisimlerin arkasını görme,havaya yükselip durma ve kornerden ortalanan topa zamanında rovaşata atıp gol yapabilme gibi özelliklerini zamanla kaybettiler….yani duru işitme,duru görü ve rovaşata yeteneklerini yitirdiler…(bak bu mantıklı biraz..artık rovaşata golleri pek göremiyoruz)

Atlantisliler,evrimciler gibi saçma salak deneyler yapıp insan köküne kibrit suyu çakıp barış içinde mutlu mutlu yaşarken bir anda o yerin dibine saklanmış mu kalıntıları ortaya çıkıp Atlantislilere saldırdı….işin içine orionlu ve siriuslu uzaylılarda taraf olarak karışınca savaş büyüdü…savaşın ateşinden atmosferdeki buzlar eridi ve dünyaya yoğun bir su akışı başladı…birçok kara parçası ve Atlantis su altında kaldı…bilinmeyen tarihte bu olaya ‘’nuh tufanı’’ denir



Siriuslu uzaylılar dünyada yaşam sürsün diye her canlıdan bir çifti gemilerine ışınladılar…(vay yavşaklar benim bildiğim nuh tufanı çok farklı…ulan dini bile saçmalıklarına alet etmişler) sular her nedense çekildikten sonra insanlar Mezopotamya denilen yere yerleştiler…bundan sonrada siriuslu uzaylılar ‘’beyinsiz’’ insanlara tarım,hayvancılık,konuşma,yazma,okuma,mimarlık,mühendislik..vb. öğretip onları müsbet ilimler seviyesine ulaştırmaya çabaladı…bunun dışında tarot fal,büyü..vb. öğreterekte ökültist gizemci gotik şahsiyetleri de bu olgunun içine dahil ediyorlardı bilmeden..heheheheheh..özellikle siriuslunun teki bu işle bayağı bir ilgileniyordu..bu siriuslu uzaylının adı mısır hiyerogliflerinde ‘’tanrı’’ olarak kabul edilen Ra idi…


Bu sırada ulu uzaylı konseyince yasaklanmasına rağmen görevi öğretmek olan ve adları sözde ‘’tanrı’’ olarak bile yazıtlarda işlenmiş olan bazı Abaza siriuslular insan ırkının ırzına göz dikince…‘’günah tohumları’’ dünyaya geldiler…
Bu yeni p.ç ırk 3-4 m. Boyunda devlerdi ve siriuslu uzaylı gayrimesşru tanrı babalarından öğrendikleri bilinmemesi gereken bilgiler ve insanüstü güçlerle diğer  insan ırkına hergün zulmettiler…bu durum hehehe ‘’galaktik uzaylı federasyonu’’nca değerlendirildi ve bu devlerin kalemleri kırıldı…pleiadesler ve siriusluların ittifak kuvvetlerince bu gayrimeşru p.ç devler  yer altında şambala denilen karanlık  medeniyetlere gömüldüler…




Bundan sonra uzaylı yöneticiler insanoğluyla uğraşmayı bıraktı..o kadar usanmışlardıki insandan sonraki bilinen tarihte meydana gelen onca dünya savaşı ,yıkım,katliam,doğal afet ve kirlenmeler,haksızlıklara rağmen o çok sevgi duyup özel bi ‘’cinsel’’ ilgi duydukları insanoğlunu terk edip bir daha görünmemek üzere defolup gitmişlerdir…kimi insan evlatları tarafından havaya frizbi atıp resmini çekerek yada pencereden ip bağlayıp tabak sarkıtarak yada pc teknolojinin gelişmesiyle bu uzaylı destekçilerimiz canlandırılmaya çalışılsada bu uzaylılar çoktan öğretmenlik adı altında ‘’cinsel istismara’’ uğratabilecekleri geri kalmış bi varlık toplumu bulmuşlar ve insanlığı unutmuşlardı bile….

LEMURYANIN YOK OLUŞU

Yukarıdaki lemuryanın sular altında yok oluşu yanısıra ortaya konmak istenen ego üstünlüğünün insanlığın sonunu hazırlaması mantığı altındaki karanlık düşünce önemlidir…burada evrimci ve scientoloistlerce ego dan kasıt edilip hedeflenen ahlaksızlık,serbest yaşam,evrim ve materyalizmdir…



Evrimci, bulunan her bilimsel gerçeği çarpıtıp kendi çarpık ve çelişkili ideolojisine uydurur…kutsal kitaplarda Allah tarafından Allah a asilikleri sapkınlıkları ve şımarıklıkları nedeniyle
Kendilerine verilen zenginlik ve nimetlere şükretmeyip kibirlenen eski medeniyetlerden bahsedilir…
İlk insanın günümüz insanından zeka ve görünüş olarak bi farkı yoktu…hatta kutsal kitaplarda eski insanların günümüz insanından daha bol nimetler zenginlik ve imkan içinde yaşadıkları anlatılmıştır….işte lemurya adı verilmiş yada mu Atlantis diye günümüz manyakları tarafından ortaya konmuş bu medeniyetlerin varlığı söz konusu olsa bile Allah ın bolca nimetlerle ödüllendirdiği fakat bu medeniyetlerin asıl yaratıcıyı unutup nankörlük ve sapıklığa dalmalarıyla seller,yanan taşlar (meteor),depremler ile helak edilip yeryüzünden kaldırıldıklarını ve yine Allah tarafından yerlerine geçirilen şükredici kullarıyla dünyanın yeniden insanların hizmetine sunulduğunu biliyoruz…



SONUÇ

Gerçeğin,Mu,Atlantis,lemurya,gondwana..vb.  kadim uygarlıklar adı altında dünyanın ve insanlığın bilinmeyen tarihi saçmalığının uzaylı ve evrim gibi delisaçmalarıyla asla bir alakası yoktur…. bunlar evrimci yalancıların,bir türlü kanıtlanamayan evrim saçmalığını sürekli gündemde tutabilmek ve  materyalist dünya görüşlerini hakim kılabilmek, şeytana hizmet etmek için bulunan ve bilinen bilimsel ve dinsel gerçekleri ve kanıtları bile kendi aşağılık teorllerine ve uydurma sapkın şeytani dinlerine alet etme çabasından ileri gitmez…bu yazıyı baştan sona okuduğunuzda bu dediğimin ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz…benim bu yazıda yazdıklarımdır ki, bu evrim ve scientoljizm adı altında kayıp medeniyetler saçması konusunda çok az bi bölümünü kapsar bilgilerdir…geniş bi araştırma yapıldığında daha ne çılgın ve sapkın beyinlerden çıkmış nice akıldışı teoriler,uydurma iddialar,yalanlar ve mantıkdışı saçmalıklarla karşılaşılmaktadır….



GERÇEK

Peki tarihte adları lemurya Atlantis mu olmasa bile bu tip üstün güçlere ve medeniyetlere sahip toplumlar yok muydu?…bulunan bazı yazıtlar ve yapılardaki çizimler neleri açıklıyor?..evrimciler tarafından çarpıtılan insanın bilinmeyen gizemli tarihinin gerçek hikayesi ne?….




Öncelikle evrimciler günümüz uzay ve bilgisayar çağında bile evrimin kanıtlanamıyor olması,insanlığın büyük bi çoğunluğu tarafından itibar görmemesi ve tanrı-din olgusunun günümüzde ve gelecektete sapasağlam ayakta duracak gibi görünmesi gerçeği karşısında her dinsel ve bilimsel olgu bilgi ve kanıtı saçma sapan delisaçması iddialarla saptırarak evrim uğruna kıvranmaktadırlar….bugün lemurya ve mu kıtası araştırıldığında evrimci ve scientolojistler tarafından çarpıtılmış kaynaklara  çokça karşılaşılır…
Bunun nedenide bu eski medeniyetler olgusunun evrimciler tarafından ilk kez saptırılıp yorumlanmasıdır… bu yanlış yorumlarınında bu konuyla ilgili her soru işaretinde ve ortada bir soru işareti yokkende sırf çıkarları uğruna kıvranmaları neticesinde sık sık konu edilerek gündemde tutulmasıdır…

PEKİ ASLINDA İNSANLIĞIN VE DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ NEYDİ?…İNSAN ÖNCESİ DÜNYA NASILDI?……

İlk insanların zeka ve görünüşleri, yetenekleri açısından günümüz insanından hiçbir farkı yoktu….fakat dinsel kaynaklardan öğrendiğimize göre ilk insan yaratılmadan önce dümya üzerinde yaşam ve medeniyet vardı….yaşam olarak o zamana ait kompleks hayvanlar yanı sıra cin medeniyetleri insan öncesi dünyaya hakimdi….


Hayvanlar olarak o zaman deniz,kara ve havada yaşamış yaşadığımız boyuta ait canlılar vardı..bunlar hiçbir zaman ne evrimin tetikleyicisi nede halkası oldular….kiminin soyu tükenirken kimide zamanımıza dek gelebildi değişmeden….kimiside bu uzun zaman aralığında sonradan bir anda ortaya çıkıp günmüze dek geldi..kimide bu uzun zaman dilimi içinde sonradan ortaya çıkıp önceden yok oldu…ama hiçbiri evrimsel bi mekanizmayla olmadı….yaratılış ve yok oluş kesin bir çizgide olmuştur….




Dünya üzerinde ise cin medeniyeti son zamanlarını yaşamaktaydı…bu nedenle çok üstün bir teknoloji ve medeniyet seviyesine ulaşmışlardı..öyle ki kutsal kaynaklarda anlatıldığı gibi göğün (evrenin)  en yüksek yerlerine kadar çıkıp meleklerle ulaşabilmek ve bilinebilecek ve yapılabilecek her şeyi başarıp gözlerini bilinemeyecek ve yapılamayacak şeylere diktikleri anlatılır….sapan,yaratıcıyı unutan ve haddini aşan cinler iblis adı verilen Allah ın sevdiği fakat insanın yaratılmasıyla sapkınlığa uğrayacak olan şeytanın komutasındaki melekler ordusuyla büyük bir yenilgiye ve yıkıma uğratıldılar..medeniyetleri mahvedildi…güçleri ve bilgileri alındı….nimetleri kısıldı..zayıf ve fakir bir duruma düşürüldüler….





KÜNYE
Tür;Araştırma,teori
İçerik;bilim,tarih,gizem,tanıtım
Kaynak;genel
Dönem;Mart 2013
Güncelleme; Yok