Translate

İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2019 Pazar

Nevruz, Türk bayramı değildir



Newruz Türk bayramı değildir,Newruz bir sassani/Pers/Fars/iran bayramıdır;

1-Newruz un Türk bayramı olduğunu iddia edenler,bunun hun-göktürk’lerde Ergenekon /Çıkış destanı ile bağlantı aramak amacıyla muhtelif bazı Çin kaynaklarına dayandırmaktadır.Bu Çin kaynaklarını araştırdığımızda Hun ve Göktürklerin bahar zamanında bunu bir şenlik olarak kutladıkları, piknik yaptıkları yazar ki bunu bugün dünyanın 4 bir yanında en eski antik zamanlardan beri yapmayan halk ülke kavim yok zaten.Çin kaynaklarında nevruzun ayırt edici özellikleri olan ateş yakma, ateşe yönelik ayin ve faaliyetler ile Mecusi Zerdüşt inancın temel özelliklerine dair belirtiler asla Türklere dair olarak gösterilmemektedir.Bu noktada işin aslı;




İran'da Zerdüşt öncesi dönemlerden itibaren hasat kutlamalarını ifade eden Mihrican'la (Mehregan, Mihragan) bahar kutlamalarını ifade eden Nevruz'un var olduğu bilinmektedir (Bakınız Widengren, 1968; Yarshater, 1987). İranlılarca kendi dillerinde Nevruz (Now Roz) yani "Yeni Gün" diye adlandırılan ve aynı zamanda yılbaşı festivali olarak da kutlanan bahar bayramının kutlanılışına dair deliller Akemenidler dönemine ait kabartmalarda mevcuttur. Bu döneme (M.Ö. 559-330) ait saray duvarlarında bulunan temsili resimler, birçok bilim adamının da vurguladığı gibi (Boyce, 1979; Eliade, 1978) Nevruz bayramında krala yapılan yıllık hediye takdimini temsil etmektedir. 

Geleneksel İran düşüncesi, İran'da güneş takviminin ilk ayı olan Ferverdin ayının ilk gününde bahardaki gündüz-gece eşitliği döneminde kutlanmaya başlanan Nevruz festivalini efsanevi İran kralı Cemşid'le yada Mecusiliğin kurucusu Zerdüşt'le ilişkili olarak görür. Başta M.S. 11. yy. da yazan Şehname yazarı Firdevsî olmak üzere birçok kişiden gelen rivayetler Nevruz'un kurumsallaşmasını Cemşid'e dayandırır. Buna göre Nevruz bayramı Cemşid'in, ifritlerce çekilen ilahi bir saltanat arabasıyla göklere yükselmesi anısına kutlanmaktadır. Saltanat arabasını çeken bu ifritleri Cemşid'in yakaladığına ve insanların hizmetine verdiğine inanılır (Yarshater, 1978).

Bir başka delil ise; Nevruz'u Zerdüşt'le irtibatına dair araştırmalardır.Buna göre Zerdüşt, eskiden beri var olan ve ateşin kutsiyeti anısına kutlanan bahar bayramını Nevruz şeklinde düzenleyerek yeniden tesis etmiştir (Boyce, 1979).

  
2- Yine nevruzu Türk’ün bayramı olarak göstermek isteyen bazıları ;Zerdüşt’ün Azerbaycan iran menşeili olmasından ötürü onun Türk asıllı olduğu ve Zerdüştlük üzerinden nevruz kutlamasının da bu bağlamla Türk menşeili olduğunu ve hatta Nevruz kelimesinin öz be öz fars kökenli bir kelime olmasına rağmen, Türklerin İranlılara bunu sokup yaymak için güya bilerek nevruz gibi farsça bir kelimeyi seçtikleri gibi akla mantığa delile ve hiçbir kaynağa dayanmayan komik iddialar ortaya atarlar.O zamanki farsi iran coğrafyasından uzak olan ve bunlarla ilişki içinde olmamış Türk topluluklarında da fars kökenli nevruz kelimesinin yaygın olması ,bu ritüelin Türklerden değil,farsi Perslerin etkili oldukları zamanlarda Türk kabile ve aşiretlere bunu yaydıkları anlamına gelir.

İşte,Burada bazı araştırıcılarca dile getirilen, Şehristani ve Mes'udi gibi çeşitli İslam alimlerinin, Zerdüşt'ün kuzey İran'da Azerbaycan bölgesinde doğmuş olduğuna ilişkin görüşlerine dayanarak, Zerdüşt'ün bir Türk olabileceği ve dolayısıyla Zerdüşt tarafından başlatılan Nevruz bayramının da bir Türk bayramı olduğu yaklaşımının pek tutarlı olmadığını belirtmek gerekir. Zira, şu anda Azerbaycan'ın yer aldığı topraklarda doğmuş olduğu kabul edilse bile, yaklaşık olarak M.Ö. 6. yy. da yaşayan Zerdüşt'ün kendisinden 1400- 1500 yıl sonra Orta Asya'dan göçler sonrası o yöreye gelip yerleşen Türk boylarıyla (Gerçek öz öncü Türkler) bir ilgisinin olmadığını , olamayacağını bilmek gerekir.




3- Nevruz, İslam öncesi İran'da hem dinsel hem de milli karakter taşıyan tam anlamıyla bir bayram özelliğini tamamen karşılamış olarak kutlanmıştır. Türklerde ise bu nebze böyle bir milli ırksal ve dinsel vurgu görülmez ,hatta nevruz a dair dinsel ve ırksal söylemlere yer dahi verilmez.Bu nedenle nevruz orta asya da Türkler haricinde bir çok ırk inanç ve kültürde de aynı oranda yer buldu.Bunu ,Kürtler ise son zamanlarda siyasi politik bir mecraya çekerek milli bir kürtçülük havasıyla yorumlayıp, Zerdüştlüğü de yine milli bir kürt dini şeklinde yorumlayıp atıfta bulunup bütünleştirerek propaganda yapmaktadırlar.Bu propaganda faaliyetleri newruz un bir pers fars geleneği olduğu gerçeği karşısında yenilgiye uğradığı gibi, yine Kürtlerin bunu kendilerine mal edebilme çalışmaları bile nevruz un Türklerin yer aldığı orta asya halklarının milli ve manevi kültürlerinde çokça yer edememiş olmasının da bir sonucu olarak karşımıza çıkar.İşte bu nedenle Kürtler bunu böyle kendilerine alıp mal etmeye çalışabilmiştir.




Gerçi Kürtler nevruzu sosyo-politik bir Kürtçü zihniyete mal etmeye kalkışmamış olsalardı da nevruz bu noktada her zaman tartışmalı bir konu olmuştu.İranlıların, Nevruz günü olan 21 Martı efsanevî krallar Kiyumers ve Cemşid'in tahta oturuş günü olarak görmeleri ve ayrıca bu günün, kahraman-kral Feridun'un, Cemşid'in iki kızını esir alan dev Azdahak'ı yenip öldürdüğü gün olduğuna inanmaları (Heyet, 1995; Eliade, 1978; Widengren, 1968), Nevruz'un İran geleneğindeki milli karakterine işaret etmektedir. Milli bir bayram olarak Nevruz, İran'da yalnızca Mecusi dinsel geleneği bağlılarınca değil, tarih boyu çeşitli inanç sistemlerine inanan İranlılarca kutlana gelmiştir. Nitekim İran'ın İslamlaşması sonrası da bu bayram, İslami bir yorum ve değerlendirmeye tabi tutularak kutlanmayı sürdürmüştür. Yine İslam sonrasında ,İslam öncesi geleneklere oldukça bağlı kalarak harici bir akım halinde İran da doğan fars ve sassani kökenli Bahai akımı da Nevruz un odak noktası ve İslam dünyasına etki ettiği ana unsurlar arasında yer aldı.
Dediğimiz gibi ,Türklerde ise nevruz hep İslam öncesi bir gelenek olarak kalmış,sonraki değişim ve çağlara etki edemeyerek eklenti halinde kalmıştır.Daha sonra İslami söylemlerle Adem in yaratılışı,Hz.Ali nin doğuşu,evliliği,peygamber tarafından asıl halife ilan edilmesinin hep bu günle anılması da yine şii Türklere bu İslam öncesi Mecusi geleneği olarak nevruz un  kutlanmaya devam ettiği farsi iran da bunun İslami yorumunun etkisiyle geçmiştir.Tabii ki bu İslami yorumların gerçekle uzaktan yakından alakası yok,İslamlaşan İranlılar eski Mecusi geleneklerini sürdürebilmek için İslami atıflar yaparak bunu yumuşatmışlardı.Orta asya Azerbaycan şii ve alevi Türklere de bu böyle etki etti kısmen.Ama yine de nevruz orta asya da dini ve milli özelliklerinden farsi iran a oranla daha yoksun bir biçimde kutlanmıştır.


4- Diğer bir önemli nokta ise ;nevruz olgusunda asla yadsınamayacak olan ‘Ateş’ olgusudur.Bu bile nevruz un özünün Türkere ait olmadığının, nevruzun Bir Türk geleneği olmadığının başlı başına bir kanıtıdır.Türklerin tarihte ateşe taptığı ateşe dair bir tür kutlama eylem yada bayram yaptığı hiç görülmemiştir.Bu nevruz un Türk bayramı olduğunu iddia edenlerin dayandırdığı Çin kaynaklarında da hiçbir şekilde geçmemektedir.Nevruz un en dikkat çekici ve ayırt edici özelliği ise fars ve Perslerin ataları olan Sassanilerin ateşe tapan ateşi yücelten ve bunu doğa ve bahar ayıyla bütünleştiren Mecusi dinidir;
İran'da Nevruzun tarımsal ve kozmogonik karakterli bir festival olarak kutlanması da dikkat çekicidir. Bu çerçevede Mecusilerce genelde tabiatın, özelde ise ateşin yaratılışıyla ilişkili bir bayram olarak görülen Nevruz, ateşin efendisi Aşa Vahişta'ya atfedilmektedir (Boyce, 1979). İranlıların Nevruz'a ilişkin yaklaşımlarında "ölüp yeniden dirilme" motifini görmek mümkündür.


 Söz konusu farsi mitolojik olguya göre, ayla özdeşleştirilen ve Mitra'nın yardımcısı olarak görülen ilahi varlık Rapitvan, uzun kış günlerinde bitkilerin köklerini ve su kaynaklarını kötü güçlerce yaratıldığına inanılan dondan korumak amacıyla sonbaharda yer altı dünyasına inmekte, kış bitiminde yeni yılın ilk günü olan Nevruz'da tekrar yeryüzü alemine çıkmaktadır. Dolayısıyla Nevruz, sonbaharda yeryüzünden ayrılan bitkilerin ve suların koruyucu tanrısal varlığı Rapitvan'ın baharda tekrar yeryüzüne dönüşünü kutlamaktadır (Yarshater, 1987). İran mitolojisindeki Rapitvan'ın yer altı alemine inişi ve baharda tekrar yeryüzüne yükselişi tasavvuruyla eski Mezopotamya geleneğindeki bitki tanrısı Tamımız (Temmuz) ya da Dumuzi'nin sonbaharda yer altı alemine inişi ve baharda tekrar yeryüzüne çıkışı düşüncesi arasındaki yakın paralellik bilimsel anlamda ortadadır.

Eski İran'da Fravaşiler için düzenlenen Hamaspathmaedaye kutlamaları Mecusilerce Nevruz'la birleştirilmiş ve Nevruz eski yılın tüm çirkinlik, uğursuzluk ve kıtlığının bittiğini ve sevinç, bolluk ve bereket vadeden yeni yılın başladığını gösteren bir bayram olarak kutlanmıştır (Yarshater, 1987). Yine Mecusilerce gerek Nevruz günü gerekse Nevruz kutlamalarını içine alan ve aynı zamanda "Nevruz" diye de adlandırılan yılın ilk ayı Fravaşilere tahsis edilmiştir (Boyce, 1979).


 İran tarihinde Nevruz kutlamaları her dönemde görülmektedir. Erken dönemlerde yalnızca bir günlük bir festival olduğu tahmin edilen Nevruz'un ilerleyen süreç içerisinde birkaç günlük hatta bazen birkaç haftalık bir kutlama şekline sokulduğu görülmektedir. Nevruz kutlamalarının saray duvarlarındaki kabartmalarda resmedildiği Akamenidler dönemi sonrası Sasanilerce de bu kutlamalar sürdürülmüştür. Sasaniler döneminde (M.S. 226-652) Nevruz'un kutlanış tarihi ve süresiyle ilgili bazı değişiklikler göze çarpmaktadır. Örneğin Orta Sasaniler döneminde, yeni yıl kutlaması Babilliler deki uygulamaya paralel şekilde biri ilkbahardaki diğeri ise sonbahardaki gündüz gece eşitliği döneminde olmak üzere yılın iki döneminde kutlanmaya başlanmıştır. 

Yine Nevruz'la ilgili olarak dört kutlama yapılmıştır. Bunlardan "rahipler Nevruz'u" adı verilen kutlamalar Adar ayının biriyle altısına, "halk Nevruz'u" denilen kutlamalar ise Ferverdin ayının biriyle altısına denk düşmektedir (Boyce, 1979). Sasaniler döneminde Ferverdin' in birinde (21 Mart) kutlanmaya başlanan Nevruz altı gün sürerdi. Altı günlük bu kutlamaların yeni yılın ilk gününe denk düşen birinci gününe Küçük Nevruz (Navruz-i Kucak) ya da Halk Nevruzu, altıncı gününe ise Büyük Nevruz (Navruz-i Buzurg) ya da Asil Nevruzu (Navruz-i Has) adı verilirdi (Taqizadeh, 1938; Gray, 1912). Ferverdin ayının altısındaki Büyük Nevruz, Mecusîlerce Zerdüşt'ün doğum günü olarak da kutlanırdı (Boyce, 1979)


 5- Güya Türk bayramı denilen nevruzdaki bazı ritüeller bizzat bunun pers fars Mecusi dini ve milli bayramı olduğunu kanıtlar;
a)ateş yakmak ateşe yönelik yüceltme ve ritüeller; Sassani pers Mecusilerinde ateşin efendisi Aşa Vahişta'ya atfedilmiştir aynı zamanda ,kışın bitki köklerini koruyup baharda bolluğun gelmesine neden olarak görülen tanrısal varlık Rapitvan a adanmıştır.
b)Tarlaya tohum ekme ritüeli;  Mecusilerde Rapitvanı yüceltmek için 7 tarlaya önceden hazırlanan 7 tohum ekilirdi. Arpa buğday gibi tahıl tohumlarının çimlendirilmesi. (Bîfûnî -1879. Yarshater- 1987)


c)Nehre yada akarsuya çeşitli özel nesneler atmak; Özellikle Türklerde Azerbaycan’da nehre mendil atmak şekilde vuku bulan nevruz ritüeli de eski Mecusiliğe dair sabii kolunun halen çokça uyguladığı bir ritüeldir. Zira ışık ve hayat unsuru olarak değerlendirilen akarsu, Sabii inancında kişilerin davranışlarındaki kötülükleri ve günahı temizlemekte, yeryüzüyle ilahi alem arasında bir köprü vazifesi görmektedir . Mecusilikten kalma İran geleneğindeki bu uygulamada da akarsulara atfedilen böylesi bir değerin rolü olabilir. (Gündüz, 1995).

d)Yine bir yıl boyunca kaplarda bekletilen suyun nevruzda evden dışarı boşaltılmasıyla kötülük ve uğursuzluklardan arınma ritüeli de eski Mecusi iran pers adedidir.Yine ,öküz kurban edilmesi ritüeli de İran geleneğinde boğa, hem Mithra'nın özel hayvanı olması, hem de yaratılışta önemli bir yere sahip olması açısından önemli bir yer tutmakta ve eski dönemlerde Mecusilerce kurban hayvanı olarak kullanılmaktaydı (Boyce, 1979).


Boyce (1979:72) ve Eliade (1978:319- 320) gibi çeşitli araştırmacıları, haklı olarak İran geleneğindeki Nevruz bayramının kaynağının Babil olduğu ya da İran Nevruz kutlamalarındaki birçok ritüelin Mezopotamya geleneğinden etkilendiğini de ortaya koyar.Bunun iran fars pers öncesinde sassanilerden de öncesinde babile dayandığı düşüncesi arkeolojik bir çok olguda da ortaya çıkar.Buradan da bu inanış yada kutlama her neyse  Türklere hiçbir zaman değmemiş alakadar olmamış olduğu görülür.

Destekleyen kaynaklar;

- E.S. DROWER (1937), The Mandaeans of Iraq and İran. Their Cults, Customs Magic Legends and Folklore, Oxford.

- J.A. BLACK (1981), 'The New Year Ceremonies in Ancient Babylon", Religion, 11.

- M. BOYCE (1979), Zoroastrians. Their Religious Beliefs and Practices, London.


 - M. ELIADE (1978), A History of Religious Ideas, d, The University of Chicago Press.

- L.H. GRAY (1912), "Festivals and Feasts (Iranian)", Encyclopaedia of Religions and Eflıics, ed. J. Hastings, T. & T. Clark, Edinburgh, cilt;5, sayfalar ;872-875.

- S.A. PALLIS(1926), The Babylonian Akîtu Festival, Copenhagen.

- J. HENNINGER (1987), "New Year Festi vals", Encyclopedia of Religions, ed. M. Eliade, MacMillan Publ. Com., New York, cilt;10, sayfalar; 415-420.

- E. YARSHATER (1987),"Nawruz",Encyclopedia of Religions, ed. M. Eliade, MacMillan Publ. Com., New York, cilt;10, sayfalar; 341-342.

- G. WIDENGREN (1968), Les Religions de Iran, çeviri; L. Jospin, Paris.

- D.W. THOMAS (1958), Documents from Old Testament Times, New York.



Türkiye'de Nevruz Olgusu

Türkiye de nevruz genel manada kutlanmaz,kutlanmaması da çok normal. Kadim Türk tarihinde 2 tip akım vardır;Birincisi, anayurtta durmayıp özellikle batıya doğu akınlar yapan saldırgan atak savaşçı fetihçi türkler ve diğeri ;anayurtta kalıp doğa tarım hayvancılık ovacılık yaylacılık kültürü ile yaşayan sabit oturgan türkler.

Bunun son islam peygamberi öncesi olayından bakarsak; Türkler aya ve gökyüzüne inanırlardı.Şaman ve tengrici inancın kökeni de budur.
Bu insanların ateşle ve doğayla alakaları yoktu .Bunlar savaşçı göçebe talancı bir kültüre sahiplerdi. Nevruz gibi saçmalıkların öncü Türklerde yeri yoktu.Bu öncü Türkler, islam ın yayılması noktasında savaş ve ticaret olguları neticesindeki işbirlikleri sonucunda sunni islama dahil oldular ve islamın en önemli sancaktarı savaşçıları olmaya devam ettiler.Bu noktada da İslam dışı ve Türklük dışı nevruz gibi sapkın olgular Bu akıncı talancı göçebe Türk topluluklarında hiç bir zaman yer bulmadığından geleneklerinde de yer etmemiştir.Türkiye de de bu nedenlerle kutlanmadı.Türkiye’nin selefleri Osmanlı ve Selçuklularda da kuzeyli kıpçaklar ve oğuzlarda da bu temel manada kutlanmıyordu,lakin bu etki neticesinde Bu kutlamalar gayri resmi halk ananeleri biçiminde günümüze dek kutlanagelmiştir.


 Peki nevruzu kutlayan Türkler kim ve bunu neden kutluyorlar? Geleneklerine nevruz nasıl girdi ve yayıldı?Bu sorulara ilk bakış açısı itibariyle demin bahsettiğimiz noktadan ele alırsak eğer;
İşte bu Türkler anayurtta yerleşik kalan, sabit tarımcı hayvancı ,doğa ile yakın Türk  topluluklarıydı diyebiliriz.Bunlar zamanla farsların ve perslerin öncülleri olan Sassani kültüründen etkilendiler.Son İslam peygamberi öncesinde en sağlam ve yaygın inançlardan birisi Sassanilerin sahip olduğu ateşe tapan mecusi inancıydı.

Bu mecusi kültürü orta asya ve türk yurtlarında etki alanı bularak yayıldı.Baharın gelişi ve doğanın uyanışını kutlamak ve ateş yakıp eğlenceler düzenlemek ateşe yönelik faaliyetler yapmak..vb mecusi inancıdır. Bu inanç orta asyaya yayıldı böylece burada sabit kalan türkler üzerinde etkili olup geleneklerine girdi ve kutlandı.Burada mecusilikten sonra farsiler üzerinde etkili olan şii akımın bunun üzerinden de  orta asya halklarına ve orada sabit kalan türklere etki etmesiyle de görmekteyiz.Bu etki, aslında pek bilinmeyen bir yolla Türklerin şii etki ile iran üzerinden İslamlaşmaya başlamasının da etkisini kesinlikle göz ardı edemeyiz.




  Burada kalan sabit Türklerde, batıya akınlar yapan göçebe Türklerin aksine ilk kez şii İslamla tanıştılar ve şii oldular. Şiilerde nevruz inancı yer bulmaya devam etti ,çünkü şia fars kökenli bir akımdır,farsilerin ataları sassanilerden gelen mecusi adetleri de önceden değindiğimiz gibi İslamlaşma neticesinde buna uydurularak nevruz geleneği gibi şiilikte devam etmiştir.İşte bu nedenle nevruz olayı genellikle şii kökenli Türk ve İslam topluluklarında yer buldu.Ama orta asya coğrafyasında sadece Türkler yoktu ,gürcü, kürt ve peştunlarda da bu mecusi ateşe tapma doğayı yüceltme inancı etkisiyle onlar de bunu kutlarlar. Türkiyedeki aleviler de bu inancı devam ettirdiklerinden kutluyorlar.

Ama dediğimiz gibi akıncı fetihçi savaşçı Türklerin soyundan gelen böylece Sunni İslamı ilk kez tanışıp kabul eden Türk boyları ve devletlerinde nevruz olayı İslam ın temel inanç akaitlerine aykırı olduğundan ve eski sapkın putperest olguları barındırdığından ve de ayrı bir unsur olarak ta akıncı talancı fetihçi savaşçı ve bir yerde sabit durmayan Türk toplulukları sabit olmadıklarından hiç bir yabancı dış kültüründe sabit sürekli etkisinde kalmadılar,Sunni inançla tanıştılar ve bunu korumayı başardılar bu nedenlerle nevruz bizde hiç yer bulmadı.




 Türkiye de özellikle Kürtçü ayrılıkçı akımların siyasi çabaları Nevruzu Kürt ve alevi bayramı olarak perçinlemiştir. Bunun böyle olması nevruz un özünde bir Türk bayramı olmadığını da gösterir bunu daha önce belirtmiştik.Asırlar boyunca Orta asya da hüküm sürmüş,bununla yetinmeyerek akınlar yapıp Türk ün hakimiyetini çok uzak diyarlara dek yaymış olan Türklerde nevruz olgusunun bu kadar sönük ve boş kalması bunun Türk ün özünde olmadığını gösteriyor sosyolojik olarak zaten.


Böylece bu Kürtler tarafından kolayca milli bir propaganda aracına dönüştürüldü.Bu yapılırken,Yine Firdevs inin şehnamesinde geçen ,Fars kralı
Cemşid’i devirip tahta çıkan Dahhak ın zalimce uygulamalarına karşı ,Dahhak ın politikası ve bazı uygulamaları sonucu evlatlarını kaybeden Demirci Kave isimli halktan birisi demirden mızraklar yapıyor ve çocukları da kendisi gibi kurban edilen halkın çoğunluğunu etrafında toplayıp Dahhak a karşı isyan tertipleyerek liderlik edip onu öldürüyorlar,Yerine ise Cemşid in oğlu Feridun’u kral ilan ediyorlar.Bu sefer de Feridun un tahta çıkışını Mihrican bayramı olarak kutlamaya başlıyorlar.Bu bayramın güneş takviminde denk geldiği zaman ise sonbahar başlangıcıdır.

Kısaca,Demirci Kave’nin Nevruz’la alakası yoktur. Nevruz’la müjdelenen Cemşid’tir. Kave’nin olsa olsa Mihrican’la alakası vardır. Üstelik, yaşayıp yaşamadığı meçhul olan mitolojik karakter Kave’nin etnik kökeniyle ilgili ne bir bilgi kırıntısı, ne de emare bulunuyor. Aradan yaklaşık bin sene geçiyor,Nevruz ilk defa 1950’lerde Kuzey Irak’ta milli bayram olarak kutlanmaya başlanıyor. Demirci Kave, aniden Kürt oluveriyor, ismi değiştiriliyor, demirci Kawa haline getiriliyor. Nevruz ise güya Kürtçeleştiriliyor, Newroz’a dönüştürülüyor. Efsanedeki tarih eğiliyor bükülüyor, sonbaharın başlangıcı Mihrican yerine, baharın müjdecisi olan 21 Mart tercih ediliyor.Efsane, komple modifiye ediliyor. Türkiye,ırak,iran ve Suriye de saha çalışmaları da yapan Kürt tarih uzmanı Hollandalı antropolog Profesör Martin van Bruinessen de bu olgunun sosyo-siyasi yönünü doğrular.Bruinessen in bu araştırmasına karşıt bir araştırma veya bunu yalanlayan iddia ortaya atan bunu reddeden bir uzman da çıkmamıştır.


Nevruz da, Türkiye’de ilk defa, 1950’lerde, Kuzey Irak’tan Türkiye’ye okumaya gelen öğrencilerden öğreniliyor.Bunu Kürt tarihi araştırıcısı Naci Kutlay,tıp fakültesindeyken Ankara’da bir öğrenci evinde birkaç kişilik öğrenci topluluğu ile 1953 yılının 21 Martında kutlayıp Türk siyasi ve sosyal Literatürüne soktuklarını söylüyor. Bu iş bu kadar kolay oluyor yani,Kürt araştırıcı Kutlay’ın bu iddiasını yalan boş yada önemsiz bulabilirsiniz bu noktada ama asıl öne çıkan olgu, bizim üzerinde durduğumuz şey;yani nevruz un Türklerin özüne ve ruhuna işlememiş dış bir kültür yada gelenek olduğudur.Zaten bu böyle olmasaydı bir grup yada bir topluluk çıkıp bunu böyle kolayca sahiplenemezdi.Yok buna sahip çıkmadık başkası sahiplendi demekte bu noktada çok boş ve komik.Sen hem bunu onca Türk topluluğunda yada devletinde şunca zamandır var olduğunu söyleyeceksin hem de buna sahip olunamadığını söyleyeceksin.Hadi biz Türkler nevruza sahip çıkmadık diyelim,biz bunu yapmadıysak eğer buna bilimin sahip çıkması ve bunun böyle olduğunu bizzat bilimin söylemesi gerekirdi değil mi?

Ama bilimsel araştırmalarda nevruzun bir kere en başta Türk bayramı olmadığını ,aksine Türke etki edip Türk ün farslaştırıldığı bir dış bozucu sapkın gelenek olduğunu görüyoruz.Burada olay nevruz a sahip çıkmak değil,Nevruz un Türk ün öz bayramı olup olmadığını sorgulamak gerekiyor,Bunu sorgulayan var mı?nerdeyse hiç yok! Nevruz un aslında Türkleri Türk olmaktan çıkaran Türk ün farslaşıp Persleşmesine neden olan bir asimilasyon olabileceğine kimse ihtimal bile vermiyor.Halbuki gerçek bu.Müslüman olmakla Araplaştık diyenler fars milli gerici yobaz bayramı nevruza yapışmışlar bırakmıyor.Kimsenin de bu umrunda değil.Nevruz sadece İslama değil,Türklerin İslam öncesi hiçbir din, inanç gelenek ve kültürüne de uymuyor.


Diğer bir bakış açısı ise Zamanla Türkleştirme politikası sonucunda,Farsi yada kürt kökenli toplulukların Türkleşmesi babında kutladıkları nevruz un da bir Türk bayramı olarak görülmesidir. Burada en önemli görülen bilinen örnek şah İsmail dir.Şah İsmail kürt kökenli ve sunni iken ,Türkleşmiş ve Şiileşmiştir.Azerbaycan ın kurucusu olarak görülen şah İsmail in safevi devletinde nevruz resmi bir bayramdı.


 Nevruz gibi baharın gelişi doğanın uyanışı falan tohumların filizlenmesi,hayvanların yavrulaması,kuşların ötüşmesi,yumurtadan civciv çıkması,kozadan kelebek çıkması…vb.
Kadim insanlık tarihinde özellikle dinsel teolojide çoğu pagan putçu kabilelerde farklı şekillerde heyecan uyandırarak farklı şekillerde kutlanmıştır.Bu noktadan bakarsak eğer çok kurcalarsanız eğer Amerikan yerlilerinden Avustralyalı aborjhinlere ,Avrupalı paganlardan orta Asyalı Türklere, orta doğulu Perslerden Afrikalı yamyamlara ,uzak doğulu Korelilere kadar böyle baharın gelişi kışın bitişi çiçekler böcekler kuşlar,aşk ,üreme, sevişme…vb .heyecanına kapılıp bunu kutlama ve bayram haline getiren bir çok farklı kavim nevruzunu bulursunuz.

‘’Yok yaw bu bahar bayramı ilk baştan beri Türklerde vardı bu baharın gelişi çiçek böcek olayını ilk biz sevgi ve aşk kuşları olan Türkler buldu,bu nedenle nevruz Türk bayramıdır’’ derseniz bunun mantıken tarihen ve bilimsel anlamda hiçbir bağlılığı olmaz zaten!
  


Son olarak şu nevruza neden karşı olduğumuzu yazalım;Çünkü biz bilimsel Araştırmacı ve Türk milliyetperveriyiz,bizim öncü atalarımız asla ateşe tapınmıyordu ,farsi persi etkisine hiç girmediler ve belirtilen tarih dönem ve biçimde nevruz gibi bir saçma bayram yapacak bir yaşam ve inanç kültürleri de hiç olmadı ,hele ki baharın gelişini kutlamak kuzeyli öncü Türkler için çok saçma! Zaten orta asyanın yerleşik yaylacı Türklerinde ve o zaman ki Sassani pers farsilerin hakim olduğu bölgeye yakın yada komşu olmuş Türk topluluklarında yada kökeni oralı olup, zamanla Türkleşmiş lakin eski köklerini ve geleneklerini sürdürmüş olan topluluklarda nevruz daha etkili ve coşkulu kutlanıyor ,çünkü bu farsların kültürü ve nevruz Türk değil.Nevruz persi iranlıların Türkü farslaştırma olgusudur.Türklerin bu fars kültürünü bu farslaştırma asimilasyonunu bu ateşperest putçuluğu Türklere empoze edip yamamasını ,Türk uluslarının neredeyse tamamının hele de  21 martta bir de coşkuyla asırladır kutlaması utanç vericidir.

Orta asyanın gerçek sahibi,Dünyaya gerçek anlamda hükmedebilmiş ve bunu yine başarabilecek tek halk Türkler olması gerekirken bugün bu Türkler eski ateşperest putperest fars pers dini bayramını kutlayıp ateşin üstünden maymunlar gibi atlayıp Bizim şerefli atalarımızı başbuğlarımıza karşı utanmadan saygısızlık yapıp Türk ün adını ve şanını rezil ediyorlar.Sonra Türkler neden bir olmuyor?,Türkler neden dünyayı yönetemiyor?,Türkler neden kendi ana yurdunda misafir durumuna düşüyor? İşte bundan, bu özenticilik bu kolpalık yüzünden işte! Gerçekten bu çok trajikomik,yahu bariz özeneceksen ,ısrarla fanatikçe yapışıp devam edeceksen eğer ,o halde Türk olmayanların Türke faydalı olabilecek şeylerine özenin bari,asırlar öncesinden kalma,ilkel,sapık,putperest,geri kalmış,faydasız,boş,eski pers fars adetlerine özenmeyin.Resmen komedi bu nevruz yobazlığı.


KÜNYE
Tür;Deneme,Makale,Teori
İçerik;Kültür,Tarih,bilim
Kaynak;Araştırmalarım
Dönem;Eylül 2019
Güncelleme; Yok

15 Temmuz 2019 Pazartesi

LION OF THE DESERT – ÖMER MUHTAR – ÇÖL ASLANI


Tarih:1981 Tür: Dram/Savaş/Tarih Süre: 173 dk. Yönetmen: Mustafa Akkad Senaryo: H.Craig,P.Thompson, D.Butler

Konusu; İtalyan faşist lideri Mussolini, Hitler gibi Afrika da hammadde kaynaklarını sömürmek için bir işgal politikasını hayata geçirir.Fakat bu Afrika’da özellikle Müslüman topluluklar arasında kabul görmez ve direnişle karşılaşınca Mussolini'de Afrika ‘da 20 yıl sürecek bir şiddet politikasına başlar hedefi de çoğunlukla Müslüman halktır.Bunun için Libya'yı merkez üs olarak seçen Mussolini,Generallerinden Graziani‘yi Libya'ya vali olarak atar.Bununla beraber Afrikadaki ilk işgal ve sömürü saldırısına karşı direniş ve mücadele Libya’da başlar.Müslüman mücahitlerin lideri ise aynı zamanda bir öğretmen olan mücahit Ömer Muhtar’dır.



Baş karakterlerini ve konusunu tamamne gerçek olaylardan alan tarihi bir biyografi filmi olan Çöl Aslanı Gerçek bir mücadele ve kahramanlık öyküsüdür,bu tarzda kesinlikle Kült olmuş bir yapımdır.Filmin baş rölünde Anthony Queen'in canlandırdığı kahraman Ömer Muhtar ,1920-1930 arası İşgalci faşist İtalyanlara karşı kurtuluş mücadelesi ve cihada liderlik etti. O, 70'li yaşlarındaydı ve pek çok kez yara aldı. Sonuçta bir çatışma sonucu kafirler tarafından esir edildi.Haksız bir mahkeme ile yargılanıp idam edilen Ömer Muhtar'ın bu şehadet dolu onurlu savaşı ve efsanevi direnişi ‘Çöl Aslanı’ filmiyle dünya sinemasında unutulmaz bir yer edinmiştir.


Kendi ülkesini insanını ve haklarını savunan Bir savaşçının,haksız yere ülkesini işgal eden ve sırf güçlü olduğu için haklı olduğunu sananlarca terörist müamelesi görüp nasıl haksız ve adi bir yargılamayla katledildiği filmde açıkça anlatılırken,Bu çelişkinin bugünde dünyanın bir çok yerinde yine Müslümanların yaşadığı topraklarda aynı şekilde vuku bulduğunu ve kendi haklarını topraklarını ve halkını savunanların işgalciler tarafından terörsit yerine konulduklarını görmekteyiz.Asıl terörist kim?Emperyalist faşist hristiyan Budist,Yahudi ve atesitler asıl teröristlerdir.


Faşist hristiyan Hakim;İtalyan Devleti'ne karşı savaştınız mı?
Mücahit Ömer Muhtar: Evet
Faşist hristiyan Hakim; İnsanları İtalyan Devleti'ne karşı savaşmaya teşvik ettiniz mi?
Mücahit Ömer Muhtar: Evet.
Faşist hristiyan Hakim;İtalya'ya karşı kaç yıl savaştınız?
Mücahit Ömer Muhtar: Yaklaşık 20 yıl
Faşist hristiyan Hakim;Yaptıklarından dolayı pişman mısınız?
Mücahit Ömer Muhtar:  Hayır
Faşist hristiyan Hakim;  İdam edileceğinizi biliyor musunuz?
Mücahit Ömer Muhtar:  Evet
Faşist hristiyan Hakim şaşırarak:  Sizin gibi birisi için böyle bir son, çok üzücü ,Bunu duyan Mücahit Ömer Muhtar şöyle dedi: ‘’ Tam tersi! Bu, hayatımın sonu için en güzel yol.’’
Faşist hristiyan Hakim daha sonra, mücahidlere cihadı durdurmalarını emreden bir emirname yazması halinde O'nu beraat ettirmek ve ülke dışına sürgüne göndermeyi teklif etti. Bunun üzerine mücahit Ömer Muhtar, o meşhur sözlerini söyler;
 "Her namazda Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed(s.a.s.)'in de O'nun resulü olduğuna şehadet eden parmaklarım, asla yanlış bir şey yazamaz! Bizler teslim olamayız. Ya kazanırız ya da ölürüz!"
Burada,mücahit Ömer Muhtarın duruşu ve mücadelesinin,Bizim kurtuluş savaşındaki direniş ve cihadımız ile aynı olduğunu görmek bize şeref ve onur veriyor.


Oyuncular; Anthony Quinn,Oliver Reed,Rod Steiger, John Gielgud, Irini Papas

KÜNYE
Tür;Sanat,Sinema,Kült Film
İçerik;Film tanıtımı,İzlenimler
Kaynak;İzlediğim Filmler,Fan Clup,Tanıtım
Dönem;Aralık 1991
Güncelleme; Yok

27 Nisan 2019 Cumartesi

ACIMASIZ TÜRK HAKANI, ÇELİKTEN BAŞBUĞ 4. MURAT HAİN BOĞAN



HAİNLERİN KELLELERİNDEN KULE YAPAN MAREŞAL 4. MURAT HAN VE
GENÇ OSMAN


Büyük Türk hakanı çelik başbuğ 4.Murat Han; 1.Ahmed Han ve Mahpeyker Kösem Sultan’ın oğlu olarak 1612’de İstanbul‘da doğdu!
Ebeveynlerinin kendisi ve Osmanlı devletinde etkileri önemlidir.
Babası 1. Ahmed kardeş katli yasasını kaldırmış ve yerine ‘aklı başında en büyük şehzade padişah olur’ yasasını getirmiştir.1 Ahmed zamanında batıda Avusturya savaşı devam ediyordu ve bundan dolayı Osmanlı çok fazla yıpranmıştı.Sonunda Avusturya ile Zitvatoruk antlaşması yapıldı ve şartları Osmanlı lehine olsa da bu antlaşma ile Osmanlı Avusturya ya üstünlük sağlayamamış ve böylece Osmanlı bir duraklama dönemine girmişti.İşte bu noktada patlak veren celali isyanları ile uzun ve yıkıcı bir iç isyan dönemi başlamış oldu.Bu ilk isyan Sadrazam Kuyucu murat Paşa tarafından haydut leşleri kuyulara atılarak bastırılırken 1. Ahmed 1617’de Tifüsten vefat etti.Çocukları küçük yaşta olduğu için kardeşi 1.Mustafa sultan oldu lakin akli yetersizlikten dolayı 3 ay tahtta kalabildi.


Yerine Babalarının koyduğu ‘en büyük şehzade sultan olur’ yasasına uymayıp taht kavgasına girişen kendinden 1 yaş küçük kardeşi Mehmet’i idam eden büyük şehzade Genç 2. Osman  geçti.Lakin Osmanlının duraklama dönemine girmesiyle alınan yenilik ve önlem kararlarına karşı halk ve asker arasında yeniden isyanlar başladı ,Bir türlü asayişi sağlayamayan Genç Osman uzlaşmak yerine sert bastırma yöntemlerine girişti ve Osmanlı Türk tarihinde kendi askerleri tarafından yağlı kementle boğularak öldürülen tek padişah oldu.
İsyancıların lideri vezir Kara Davut, akli dengesi bozuk amca 1. Mustafa’yı tekrar tahta geçirdi.

Lakin halk bu sefer de buna isyan etti bir sultanın bu şekilde katledilmesi infial yarattı ve yayıldı ,zaten ölüm korkusu nedeniyle akli dengesi bozuk olan 1. Mustafa vezir Kara Davud’u azletti ama bu isyancıları durdurmaya yetmedi.Böyle olunca 1. Mustafa iyice tedirgin hale geldi ve paranoyaklaşarak akli dengesi tamamen bozulunca da şeyhülislam daha 11 yaşında olan şehzade 4. Murat’ı padişah ilan etti.


İşte bu noktada karşımıza Kösem sultan gerçeği çıkar.Kocası 1.Ahmed’i genç yaşta kaybetmesi,tahttan düşen derbeder kaynı 1. Mustafa’nın eşi ve çocuğunun olmaması,tahta geçirilen oğlu 4. Murat’ın çok küçük olması ile taht naibi ünvanıyla devlet yönetimi Kösem Hanım Sultan’a dolaylı olarak geçmiş oldu.Kösem Sultan ,o kötü ortamda karışıklık çöküş ve tehdit altında bulunan Osmanlı ‘da yine de bir hanedanın var olduğunu temsil eden tek kişi olarak büyük önem arz eder.Osmanlı devletini bir arada tutmayı başaran bir tutkal görevi görür ama bu onu sert, hırslı ve egoist biri haline dönüştürecektir .Bu ileride oğlu 4.Murat ile sürtüşmesine ve 4.Murat Han’ın annesine karşı bazı önlemler almasına neden olacaktır.



4.MURAT HAN’IN GENÇLİĞİNDE  DEVLETİN İÇ DURUMU VE DÜZELTİLMESİ

Kösem Sultan döneminde asıl etki ise Kaptan-ı derya olan damadı Topal Recep paşa’daydı.Alınan kararlar Topal Recep'in beğenisine sunuluyor ona göre karar veriliyordu. Kösem Sultan ise bunu onaylıyordu.Bu böylece devam ederken 4. Murat ise iyice büyümeye başlamış ve gittikçe gözü açılıyordu.


4.Murat arasının çok iyi olduğu 90 yaşındaki Hadım Mehmet Paşa’yı veziri azam vekilliğine atamak ister ama bu sadarette gözü olan topal recep'in hoşuna gitmez ,Mehmet paşa iftira ve baskın ile öldürülür.Yerine Topal recep sadrazam olur.Kösem Sultan’da buna onay verir.
4.Murat durumu iyice anlar ve beklemeye başlar.

Bu sırada 4.Murat artık genç bir delikanlı olmuştur.İri cüssesi, cesareti ve gücü ile Atalarının kanını taşıdığını her yönüyle göstermektedir.Silah kuşanma ve kullanma ,binicilik ve güreş İdmanlarındaki kuvveti ,kudreti ,yeteneği ,zekası ve cesareti korkutucu, sıra dışı ve büyüleyicidir.


Genç 4.Murat yakın olduğu Tecrübeli devlet adamı Hafız Ahmet Paşa ile gözlemler, istişareler ve planlar yapmaya başlar.Önce sarayın içi ve genel yapılanmasını gözlemler.Sarayda sadrazam Topal Receb’in borusu ötmektedir.Her yere önemli mevkilere kendi adamlarını geçirmiştir.Bu içten pazarlıklı ve bencil herif sadrazam olmasına rağmen Kösem Sultan üzerinde kurduğu etki ile resmen padişah gibi davranmakta ,ülkeyi kendi çıkarı ve statüsü uğruna kullanmaktadır .Bunun dışında diğerleri ;devletin,asker ve halkın durumu nedir dış tehditler ne haldedir bunlar topal recebin umrunda bile değildir.Topal Recep ve avanesi kendi çıkar ve zenginliklerinin derdine düşmüşlerdir.


4.Murat ülkenin ve tebaanın halini yakından incelemek için bazen tek başına ,bazen de  hafız Ahmet paşa ile birlikte kılık değiştirerek halkın arasında gezer ve durumu mukayese eder.Topal receb'in kendini düşünen bencil siyaseti halkı kendi başına bırakmıştır .Halkın çoğunluğu fakirlik içinde sürünmekte ve dilenmektedir.
Topal recep halkın üzerindeki memurları ve yerel yöneticileri de kendi adamlarından seçmiş, bu adamlar kafasına göre halktan haraç almaktadır; zevk ve sefa içinde yancılarıyla para yerken, halk ve esnaf ise onca yoksulluk içinde bunlara hizmet etmektedir.Ses çıkaranlar ise fena şekilde dövülür. Bu zorba memur ve askerler yolda yürürken bile hiç çekinmeden sivil halka omuz atmakta ,önünde yürümekte olan kadın ve yaşlıları itip çarpıp geçmekte olduklarını gözleriyle görür.
                                          

Topal Recep’in adamları içki ve kadın düşkünüdür, bu halk arasında da yayılmaya başlar.
Maddi durumu iyice kötüleşen halk ise bu batağa çekilmektedir.Sosyal ve toplumsal yozlaşma had safhaya varmıştır.Topal recep paşa’nın zabıta memur ve asayiş askerleri içkili meyhanelerde kadın ve müzik eşliğinde eğlenmekte ,Allah’a ,İslam’a ve sahabelere dil uzatmaktadırlar.Bu devirde sağlıkta anestezi amacıyla kullanılan afyon halk arasında kafa bulmak için kullanılarak, sokak aralarına dek yayılmaya başlamıştır.
Öyle ki 4.Murat bir süre sonra gizli şekilde mahallelere ve sokağa çıktığında artık 2 adımda bir her köşe başında sarhoşlar ,sızmış yada uyuşmuş halde yatan yada sürünen insanlar ,zina amacıyla kadın isim ve adres söylentileri,içerisinde kendisinden geçmiş halde müzik eşliğinde şarkı söylenen meyhane ve birahanelerin iyice yayıldığını gözleriyle görür ve kulaklarıyla duyar.
4.Murat gözlemlerini araştırmalarını bilgi ve bağlantılarını son bir kez gözden geçirir.İsimleri görevleri konumları tek tek belirler.


KAPIKULU İSYANI

4. Murat artık 20’li yaşlara gelmiştir, hırsı ve gücü inanılmaz bir haldedir ve bu en açık şekilde idmanlarda görülür. 4.Murat tüm hırsını topuzla zırhları parçalayarak ,mızrakla kalkanları delerek, gürzle duvarları yıkarak ,okla gözlerin göremediği hedefleri vurarak,güreşte ard arda dev pehlivanları devirerek,atıyla ortalığı dağıtarak geçirmektedir ve bu gidişatın birilerinin başına patlayacağı bellidir.
4.Murat,artık önlem almak amacıyla  Hafız Ahmet paşa’yı vezirliğe terfi ettirir.Sadrazam olan Topal recebin de gözü vezirlik makamında olduğundan bundan hiç hoşlanmaz, ayrıca bu karar da kendisine sorulmadan alınmıştır.Topal Recep sarayın ve ordunun başındaki yandaşlarının etkisiyle Hafız Ahmet paşa’ya tuzak kurar ve onun öldürülmesini sağlar.Makamını basan sipahiler, Hafız Ahmet paşanın kellesini 4. Murat’tan ister.O esnada orada bulunan Topal Recep ise 4. Murat’a dönüp, katledilen abisi 2.Osman’ın başına gelenleri ima ederek; ‘’ hünkarım abdest aldınız mı?’’ diye göz dağı verir.O esnada Hafız Ahmet paşa ;’’hünkarım benim ölüm emrimi siz vermeyiniz, bırakın ben bu kansızların üstüne atılayım’’ der ve sipahi-yeniçeri isyancıların üzerine atılır bir süre boğuşan Hafız Ahmet Paşa 17 bıçak yarası ile şehit edilir.Bu olaya 'Kapıkulu isyanı' adı verilir.
                           

Bu olayla birlikte artık iç isyanlar iyice artmış, ekonomi iyice kötüye gitmektedir.Safeviler ve haçlılar Osmanlıyı alenen küçük görüp tehdit etmektedirler.Bu artık bir dönüm noktasıdır; ya devlet bekası için harekete geçilecek yada küllerinden defalarca yeniden dirilmiş ataların kanı ve emeğiyle yürümüş gelmiş bu devletin batışına seyirci kalınacaktır.

Zamanını sık sık idmanlarla ve kendi ‘Muradi’ mahlasıyla şiir yazmakla,’Uzzal peşrev’ gibi bir müzikal bestelemekle ve hat sanatı çalışmalarıyla geçiren ve sarayın ve yönetim kadrosunun ailevi sosyal faaliyetlerinin  içinde pek gözükmeyen Büyük Türk hakanı çelikten başbuğ 4. Murat Han, bir gün hazırlıklarını yaparak tüm hanedanlığı ,haremi ,saray erkanını ve devlet yönetiminde görev sahibi önemli memurları bir yemekte buluşmak üzere davet etti.Verdiği göz dağı ile Kendisine vezirlik verileceğini düşünen Topal Recep ise baş davetliydi.


Bu davete, vezirliğinin önünün açılacağını düşünen Topal recebin de hevesli olmasıyla herkes uydu.Yemekler yendikten sonra 4. Murat Han ayağa kalktı ,salonun ortasına doğru yürüdü ve Annesi Kösem Sultan’ın damadı ,kız kardeşi Gevherhan’ın eşi sadrazam Topal Recep paşa’ya dönerek ; “Gel bakalım topal recep, gel bakalım topal zorba başı!” diyerek onu yanına çağırdı.

Şaşkınlık içinde kalan ama kendinden emin küçümseyen bir yürüyüşle yanına gelen Topal recebin suratına doğru 4. Murat; ‘’ bre kafir abdest al!” diye gürler ve topal recebi gırtlağından kaptığı gibi ayaklarını yerden kesecek şekilde yukarı kaldırır ve onu ileriye doğru zülüflü baltacıların ayaklarının dibine doğru fırlatır.Zülüflü baltacılar da hızla yağlı ilmeği topal recebin gırtlağına geçirerek onu boğarlar.
Yemek masası karışmış, herkes şaşkınlık ve çığlıklar içindeyken içeri 4.Murat’a bağlı baltacılar ve cellatlar dalar. Topal Recep’in saraydaki adamlarının,ordudaki generallerinin ve yerel idaredeki memurlarının gırtlaklarını tek tek keserler.Masa örtüleri, yerler ve duvarlar kan gölüne döner.Zülüflü baltacılar boğularak mosmor olmuş son nefeslerini vermekte olan Topal receb’i bu sefer cellatların önüne atarlar .Cellatlar, Topal receb’i oracıkta parçalara ayırır.Kösem Sultan ve Gevherhan baygınlık geçirir.


4. Murat bu katliamdan saatler sonra bir emir daha verir.Daha önce gezi gözlem ve araştırmalarında bilgi ve istihbarat sahibi olduğu tüm elebaşları ve zorbalar tek tek boğazlanır ve kelleleri saraya 4.Murat'ın huzuruna arka arkaya getirilir.Bu kelleler de Topal recep ve avanesinin parçalara ayrıldığı yemek salonuna atılır .Yemek salonu kesik kellelerden kulelerle, vücut parçaları ve kanla dolar.

Bundan sonra isyan odakları acımasızca ezilir,içki ve afyon -tütün yasağı koyulur, cezası serttir.Tüm meyhaneler kapatılır.İç asayiş kısa sürede sağlanır.Bu işleri yine kendisi kılık değiştirerek bizzat takip etmiştir.Kılıç kınından çıkınca, deyyuslar çil yavrusu gibi dağılmış ve ortadan kaybolmuşlardır.


ASAYİŞİ SAĞLAYAN ÇELİK BAŞBUĞ 4. MURAT'IN YIRTICI BAĞDAT SEFERİ VE GENÇ OSMAN

Ülke içinde asayişi kısa sürede sağlayan ve sert önlemlerle bunu idame eden 4. Murat hızla uzun süredir boş verilen, bir kangren ve düşmana güçlenme şansı tanıyıp dev bir tehdit haline gelmiş olan dış politikaya yöneldi.

4.Murat ilk önce asayiş boşluğundan yararlanarak Bağdat’ı işgal etmiş olan ve oradaki sunni tebaaya işkence eden ,Osmanlıyla alay ve ehlisünnet sahabelere dil uzatan safevilerin üzerine yürüdü.Bu sefer sadece safevi tehlikesini ortadan kaldırmak, işgal edilen yerleri geri almak amacıyla değil ,aynı zamanda Nifak kıran Savaşçı Başbuğ Yavuz Sultan Selim Han’dan beri Anadolu’ya gitmemiş olan Osmanlı ordusunu da Anadolu’dan geçirmek amacını güdüyordu.


Çünkü 4. Murat başkent ve yakın çevresinde asayişi kesinkez sağlamıştı, lakin nifak odaklarının isyan ve ihanet faaliyetleri kulağına gelmekteydi.Böylece 4.Murat Bağdat’a giderken Anadolu’dan geçecek ve oraları da temizleyecekti.
Bunun için yola çıkmadan istihbaratlarını gönderdi  Anadolu’ya vardığında ise isyancı ve zorba nifakçıların kafaları bedenlerinden ayrıldı.İş birliği yapan yerel yöneticiler feci şekilde öldürüldü.Yerlerine yenileri atandı.

Bağdat seferi, safevilerin Bağdat’ı 1623' te işgalinden ,Bağdat’ın alınıp antlaşma yapılmasıyla savaşın sonlandırıldığı 1639'a dek çeşitli aralıklarla ve stratejilerle 16 yıl sürmüştür.Bunun ilk 2 yılı Osmanlının iç asayiş bozukluğundan Osmanlı ordusu açısından tepkisiz geçti, lakin bu tarihten sonra seferler 4. Murat tarafından belli bir stratejide başlatıldı.Bu seferler sadece safevi devletine karşı değil, Anadolu da isyanları bastırıp zorbaları temizleyip asayişi tedarik etme aşamalarını da kapsadığından, uzun ama Osmanlı tarihinde en hayırlı faydalı ve prestijli sefer olmuştur .


Anadolu’yu pisliklerden temizledikten sonra, Revan kalesini kuşatıp alan 4.Murat Han’dan safevi şahı Safi barış dilenmiş ama kuşaklardan beri atalarından bu antlaşma bozan safevi nifakçılara güvenilmeyeceğini çok iyi bilen 4. Murat, bu teklifi reddederek, Üsküdar’da tekrar ordusunu techiz edip ,Bağdat’a doğru büyük bir hırsla yöneldi.

Bu sırada ,Aksaraylı Osman adlı bir gençte orduya yazılmak için ocağa gelir.
İçeriye Murtaza Paşa ile birlikte 15- 16 yaşlarında gözüken, arslan yapılı bir delikanlı girdi. Ağır ve vakarlı adımlarla Hüsrev Paşa’ya yaklaştı, selam verdi. Paşa gür bir sesle sordu:
-Adın nedir?
-Genç Osman
-Bıyığına tarak batmayanların orduya alınmamasını emretmiştim. Hilafına hareket edenlerin cezalandırılacağını bilmez misin?
-Benim bıyığım var!
Halbuki Genç Osman'ın ne sakalı, ne bıyığı vardı. Serdar-ı ekrem ile istihza etmeye gelmezdi. Hüsrev Paşa tarağını çıkarıp uzattı:
-Al öyleyse, bıyığına batır!
Genç Osman tarağı aldı ve herkesin meraklı bakışları arasında birden üst dudağına sapladı;
-İşte bıyık paşam. Mertlik bıyıkta değil, yürektedir.
Beyler ve paşalar başlarını öne eğmişlerdi. Murtaza paşa gözyaşlarını tutamamış ağlıyordu. Hüsrev Paşa da Osman'ın dudağından akan kanlara baktı ve:
-Haydi birliğine git oğul, ben sözümü geri aldım.


Genç Osman’ın da yer aldığı Osmanlı ordusunun başında Önce Halep’e gelen çelikten başbuğ 4.Murat Han,Fırat ve Dicle yolunu kullanarak topları Bağdat önlerine sevk etti ve Bağdat’ı kuşattı.Safevi şahı Safi,Osmanlı padişahı 4. Murat,vezirleri, sadrazamları, devlet adamları ile tam kadro güçlü bir Osmanlı ordusunu karşısında görünce savaşmaya cesaret edemedi.Top ve  ok atışlarına karşılık veremeyen safevi ordusu lideri Bektaş han teslim kararı verince bazı İranlı güçler bu sefer iç kaleye çekildi.4.Murat Bağdat’ı teslim alınca bu sefer içeri çekilmiş olan İranlı safevi direnişçilere, Mısır’ı fetheden dedesi Yavuz dan öğrendiği sokak savaşı taktiklerini çok iyi uygulayarak ,direnişçileri kolayca fazla kayıp vermeden etkili bir biçimde yok etti.Lakin bu esnada genç Osman şehit düşmüştür.Bağdat ve Revan ele geçirilmiş, tüm Anadolu ve orta doğuda Osmanlı gücü ve asayişi perçinlenmişti.Bu zafer,safevilerle Zehab ovasında Kasr-ı Şirin antlaşması imzalanarak bugünkü İran sınırları çizilip tespit edilerek tarihe geçti.



ÇELİKTEN BAŞBUĞ 4. MURAT'IN ŞEREFLİ HİZMETLERİ VE ONURLU ŞAHADETİ

Bağdat seferinden muzaffer dönen 4. Murat, Ülkede asayiş ekonomik düzen ve siyasi istikrarı sağlamak üzere vezirler ve devlet adamlarıyla stratejiler geliştirdi.Ayrıca bu dönemde Venedik ile arasında Avlonya limanı sürtüşmesi yaşanmış ve Venedik’e yaptırım uygulanmıştır.
Bu zamanlarda Avrupa ülkeleri 30 yıl savaşları ile birbirine girmiştir ve hızla iç durumu düzeltip bundan istifade batı seferi gerçekleştirmek isteyen Büyük Türk hakanı çelik başbuğ 4. Murat hainboğan, yakalandığı bilinmeyen bir hastalık sonucu çok genç yaşta daha 28 yaşında iken 1640 ta İstanbul’da vefat etmiştir.

Ölüm nedeni ile ilgili iddialar vardır.Seyyah Çelebi’ye dayandırılan Osmanlı kaynakları Gut nedeniyle öldüğünü söylemişlerdir.Bu mantıklıdır çünkü 4. Murat iri cüsseli ve çok güçlüydü. Bununla paralel olarak iştahı yerindeydi, fazla et tüketmesi ve aşırı protein yüklemesi onu bu illetle karşılaştırmış olabilir.



BÜYÜK TÜRK HAKANI ÇELİKTEN BAŞBUĞ 4. MURAT HAİN BOĞANA ,ADİ KÖPEKLERİN ŞEREFSİZCE ATTIKLARI İFTİRALAR

Bu iftiralar en başta ölüm nedeni etrafında yoğunlaşır.Osmanlı kaynaklarında Gut hastalığından öldüğünü yazdık.
Batılı kaynaklar ise sirozdan öldü diye atmıştır.Resmi yerel yakın kaynakları görmezden gelen, İşine geldiği için bu siroz safsatasını  ciddiye alan, ayyaş, keş, mezhebi geniş, yavşak kesim zamanında 4. Murattan çektikleri kuyruk acısının da getirisiyle
4.Murat’a , halka kendisinin yasakladığı halde, kendisinin gizli gizli aşırı içki içmekten siroz olduğu saçmalığını atarlar.Böylece iradesi ve gücüyle Türk tarihinde örnek olmuş çelikten başbuğ 4.Murat’ı güya karalamaya kalktıklarını zannederler.İftira ile intikam topal recep gibi müptezellere yaraşır, bu ayyaş keşlerin de zaten ondan farkı yoktur, babadan oğla nesildir bu orospu çocukları.Her daim tarihte her türlü nifağa ,hainliğe ,ahlaksızlığa batmış olan bu soysuz kansız piçler ,4. Murat ı da kendileri gibi zannedip, Onu kendilerine benzetip göstererek iftira atarlar.Halbuki bugün bu keşlerin idolü olan ayyaş Rusların ataları , o zamanlar içki satanın ilk uyarı olarak burnunu kesiyor ,tekrar yakalarlarsa idam etmekle uğraşmayıp diğer adi suçlularla birlikte üst üste istifleyip  madenlerde yavaşça donarak gebermeleri için Sibirya'ya sürüyorlardı.    


Benim fikrimse ;onun zehirlendiğidir.Bunu da Batılı ajanlar yapmıştır.Eğer 4. Murat Han genç yaşta ölmeseydi ,ülke içinde asayişi sağlayıp, iç savaş ile birbirlerini boğazlayan Arupa’yı nasıl domaltacağı herkesçe malumdur.
Zaten 4. Murat, öncesinde kaos ve isyan ortamında çocuk yaşta padişah oldu.Hayatı boyunca da bu hainlerle kalleşlerle zorbalarla uğraştı ,O öldükten sonra da yerine geçen derbeder İbrahim zamanında yönetim acizleştiğinde ,bu isyan nifak ve ihanetler yeniden hortladı.
İşte bu gösteriyor ki Çelikten başbuğ 4. Murat Hain boğan ne kadar uğraşmış olsa da, ne kadar silip temizlemişse de pislik yuvası nifak ve ihanet odakları halen daha varlığını sürdürmeyi başarmış ,Ta o zamandan gelip Türkiye de bile halen görmekteyiz bunu.

Bağdat seferi ile doğu sorununu çözen,içeride düzen ve asayişi sağlayan, hırsı zekası ve gücüyle dikkatleri çeken 4.Murat Han’ın çelikten yumruğunun üzerlerine doğru gelmekte olduğunu çok iyi bilen batılılar tarafından ,bu hain ajanlar yine beslenerek 4. Murat zehirletilmiş ve üzerine onun içki yasağına olan kinleri ile 'sirozdan öldü iftirası' atarak hem hedef şaşırtmışlar hem de güya kendilerince kendileri gibi adice bir intikam almışlardır, ama anca kendilerini kandırır bu kancık götoğlanları.


Bir diğer iftira ise; 4. Murat‘ın kardeşlerini haksız yere idam ettiğidir.4.Murat Han'ın bilinen 21 tane kardeşi vardır.Bunlardan 10 tanesi kızdır.Kızlar ya çocuk yaşta yada sonradan eceliyle öldü.

Abisi Mehmet’i büyük şehzade genç 2.Osman hakkı olan tahta göz diktiği için idam etmiştir.Genç Osman’ı da genç yaşta asi yeniçeriler katletmiştir.Diğer bazı tüm kardeşleri çocuk yaşta hastalıktan öldüler.


Lakin 2 kardeşi Beyazıt ve Süleyman, kendisi İran seferindeyken yine anneleri Kösem sultanı etkileri altına almışlar ve seferde olan 4. Murat’a tuzak kurmaya kalkmışlardır.Bunlardan şehzade Süleyman, Onca badire ve kaostan sonra 4. Murat sayesinde ortalık durulunca ,4. Murattan 2 yaş büyük olduğu iddiası ile tahtın kendisinin hakkı olduğunu iddia etmiş şehzade Beyazıt’ta ona destek vermiştir.Revan seferi sırasında bunu duyan 4.Murat ,Revanı alıp Kışın yaklaşmasıyla İstanbul’a döndüğünde bu 2 şehzadeyi de idam etmiştir.Mesela 4. Murat, diğer bir kardeşi şehzade Kasım’a bu işlere bulaşmadığı için hiç dokunmamıştır ve Kasım
1638 de eceliyle ölmüştür.

4. Murat‘ın diğer kardeşi İbrahim ise aynı amcası Mustafa gibi paranoyak ve derbederdir.
4.Murat hasta olup ölüm döşeğindeyken hayatta kalan diğer kardeşi Kasım öleli 2 yıl geçtiğinden,bu akli dengesi yerinde olmayan dengesiz kardeşi İbrahim
‘in devletin bekası adına tahta çıkmasına engel olmak için öldürülmesini emretti.Lakin bu isteğinden kısa bir süre sonra 4. Murat vefat edince ,Şeyh-ül İslam bu isteğine uyamayarak şehzade İbrahim’i tahta geçirdi.


Tahta geçen 1. İbrahim 8 yıl süren dengesiz zayıf karakterli ve etkisiz yönetimi sonucunda
Osmanlı devletinin tekrar iç ve dış  tehditlere karşı açık ve savunmasız hale gelip,kaosa sürüklenmesine neden oldu!
4. Murat ile o kaos ortamından çıkıp yeniden toparlanma sürecine giren Osmanlı, 4. Murat Han'ın zamansız ölümüyle yükselme dönemini devam ettirebilme açısından bu şansını kaybetti.Öldürülmesini istediği 1. İbrahim tahta çıkıp, dengesizlik,beceriksizlik ve yetersizliğiyle 4. Murat ı haklı çıkardı ve Osmanlı artık geleceğine etki edecek bir duraklama sürecine girdi.Bu noktada 1.İbrahim’in eşi Hatice Turhan Sultan ,Kösem Sultan gibi kritik bir dönemde devlet otoritesini eline almış ve Şehzade 4.Mehmet i yetiştirerek Osmanlı Hanedanlığının geleceğini temsil etmişti.

HAİN KELLELERİNDEN KULE YAPAN ÇELİKTEN BAŞBUĞ 4. MURAT HAN'IN OLAĞANÜSTÜ KUVVETİ

4. Murat han ergenlikten beri iri cüssesi,gücü ve savaşçı yetenekleri ile göze batmış ve Osmanlı padişahları arasında bu özelliği ile öne çıkmıştır.Savaşçı Türk atalarının genlerinden gelen bu gücü ve vücut yapısı ile ilgili;


-Sefer esnasında, kılıcıyla üzerine doğru gelen bir isyancıyı atıyla birlikte ikiye ayırdığı,
-Ortalığın karışık olduğu, sarayda komploların tuzakların havada uçuştuğu gençlik zamanlarında, bir gece kendisine suikast düzenlemek için odasına giren 4 tane iri kıyım baltalı cellatla boğuşarak, yatağının altına sakladığı gürzle kafalarını parçalayıp, kan gölü ve beyin parçaları arasında tekrar uykuya daldığı,
-60 kiloluk gürzü tek eliyle salladığı,50 kiloluk yayı ustalıkla kurabildiği,ağırlık çalışmasında alt sınırının 250 kilo olduğu ,sinirlendiği zaman devlet adamlarını kuşaklarından tutup havaya kaldırdığı,
-Tebriz seferinde yola devrilip geçişi engelleyen dev ağacı kucaklayıp kenara attığı,
-Revan seferinde ağır gülleleri bizzat kendisinin kaldırıp toplara sürdüğü,


-Bağdat seferinde, kayarak nehre yuvarlanan yüzlerce kiloluk topu nehirden kendi elleriyle çıkardığı,
-Hindistan’dan gelen bir elçi heyetinin getirdiği ,çok sağlam darbelere karşı dayanıklı kalkanı denemek için attığı okla kalkanı deldiği,
-İran’dan kendisine ültimatom olarak gönderilen ve kimsenin gücü bu yayı kurmaya yetmedi diyerek önüne getirilen yayı alıp rahatça gerip kurduğu, Türkmenler tarafından nesilden nesile anlatılagelmiştir. Bunların halkın arasında zamanla büyütülüp efsaneleştiği söylenebilir ,lakin ateş olmayan yerden de duman çıkmaz. 4.Murat’ın gücü ve kuvveti o zamanlardan beridir herkesçe bilinip kabul edilen bir gerçektir.4. Murat Han’ın kılıçları,gürzü, yayı ,zırhı ve daha bir çok silah ve yadigarı bugün Topkapı Sarayı'nda müzede sergilenmektedir.


Büyük Türk Hakanı çelikten başbuğ 4. Murat han’ın bu inanılmaz insanüstü gücü ve kuvveti,onun otoriter kişiliği ve genç hırslarıyla birleştiğinde, ortaya olağanüstü etkileyici korkutucu ve karizmatik bir padişah çıkarır.İşte bu,onun karşısına kılıcıyla ordusuyla hain niyetleri ile çıkamayanların ,onu bu sefer genç yaşta kalleşçe ve korkakça zehirleyerek öldürmesine yol açmıştır.



  
KÜNYE
Tür;Deneme,Makale,Teori
İçerik;Kültür,Tarih,bilim
Kaynak;Araştırmalarım
Dönem;Ağustos 2018
Güncelleme; Yok