Translate

şah ismail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şah ismail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2018 Cumartesi

NİFAKSIÇAN NADİR ŞAH VE TÜRKE İHANETİN KÖKENİ

 NİFAKSIÇAN NADİR ŞAH VE RUS TARİHİ


Rusların kökünün ne olduğu ve nereden geldikleri bir çok tartışmaya açık.İnsanı şaşırtan; dünyanın süper gücü haline gelen, en önemli kutuplardan biri olan Sovyetler birliğini sağlamış ,çok büyük bir coğrafyada halen daha nüfuzunu koruyan ve kendi öz üretimi ve kaynakları ile ayakta duran ,hatta teknolojiyi ilerlemeyi belirleyen bir taraf olmalarına rağmen neden tarihlerinin bu kadar olması gerekenden karanlık ve tartışmalı olduğudur.

Bunun 2 nedeni var!
en önemli nedeni ;sahip olduğu bu tarihi ortaya koyacak olması gereken Rusya'nın çarlık karşıtı sosyalist politikasıdır.Bu durum,rus çarlık ve prenslik tarihini tartışmaya açık halde bırakmıştır.Bunun yerini Rus çarlık tarihi ve rus milliyetçi ırksal politikasını yok sayan hatta kötü gösteren, yerine ise aşırı monarşi karşıtı olduğundan kızıl sosyalist bir tür ulusalcı yayılmacı anlayışı koyup bunu tek kabul edilir olgu olarak yücelten fanatik düşünce akımlarını sabit kılmaları ve Rus tarihini de bunun üzerine kurmalarıdır.


İkinci neden ise, rusların tarihine tanıklık yapması gerekenlerin yani tarihsel anlamda komşuluklarını yapmış, onları dışarıdan izlemiş olanların ortaya koyacakları gerçeklerdir.Lakin bunlar da karartılmıştır !Çünkü ,bu gerçeğin alenen ortaya koyulması komşularının çoğunluğunu yada Rusların bugün hakim olduğu toprakların bir zamanlar hükümdarları olan genellikle Türklerin içinde bazı hain ve ahmakların gerçek yüzünü ortaya çıkaracak ve bu gerçek kabul edilirse bunun Türk ve İslam birliğini sağlayacak bir adım olmasını engelleme çabasıdır.Bunun başını da mezhepçi ve dinsel anlamda ayrım ve kutuplaşmayı halen daha savunan fanatik Türkçü ırkçı anti- İslamcı hainler çekmektedir.Bunlar tarihi yalan ve karartma ile bozup sahtekarları ve hainleri kahraman olarak yamamak, yaptıkları ihanetleri ise örtbas etmek için manipüle ederek sahtekarca ortaya koymaktadırlar.

Gerçekleri saklamak asla iyi bir sonuç vermeyecek ,vermediğini de bugün görüyoruz.Gerçek bir fayda ve birliktelik sağlamak için hata ve yanlışların açıkça ortaya konması ve bunlardan ders alınması gerekir.Geçmişle yüzleşmeden geleceğe adım atılamaz.


 Şimdi bu 2 madde doğrultusunda Büyük Rusya tarihi üzerinden gerçekleri yazalım;

Rusların ırkı 'slav'dır.Slav İngilizce deki 'slave' yani köle kelimesinden gelir. Çünkü batılılar pagan oldukları dönemlerde dahi savaşlar ve çok eşlilik ile sosyal yozlaşma sonucu ahlaki değerlerin çökmesi akabinde bu kırma ve ortada kalan soysuzların çoğalmasıyla ve bunların da toplumun en alt ve fakir tabakasını meydana getirmesi ile slav diye bir güruh doğdu.Bu aslında dediğimiz gibi bir ırk bile değil bir yığın ve dediğimiz gibi antik zamanlarda ,Afrikalılar güçlü ve savaşçı medeniyetlere sahip olduklarından ,avrupanın pis ayak işlerini yapan köleler olarak bu slavlar kullanılıyorlardı.


Bunlar Çin, Türkler ve Moğolların ana hakim ırklar olduğu orta asyada da aynı sonucu doğurdu! Batılılar gittikçe büyük bir yığın haline gelen Slavları balkanlarda, karadenizin çevresinde topladı. Orta asyada Türkler, moğollar ve çinliler arasında talancı yıkıcı akıncı köle ganimet kültürü sonucunda da avrupada olduğu gibi sahipsiz yığınlar meydana gelmeye başladı .Bu yığınlara dahil olanlar köle pazarlarında satıldılar işe yaramayanları da veya bu kargaşa ortamından uzak kalmak isteyenler de yukarılara doğru kaçıp karadenizin kuzeyine sibiryaya yakın bölgelerde,o zamanki insan topluluklarının yaşamayı istemeyeceği iklimi ve verimsizliği nedeniyle hiç uğramayıp yerleşmedikleri bölgelerde toplandılar.

Gerek batılılar gerekse Türkler, Çinliler, Moğollar ve daha sonra Farsiler, Ermeniler ve gürcüler belli merkezlerde var olmak ve buralara sahip olmak adına sürekli birbirleri ile savaştılar ve bu slav artıkların yaşadığı yerlere hiç bakmadılar.Çünkü oralar birbirleriyle kıyasıya mücadele etmekte olan hakim ulusları hiç mi hiç cezbetmiyordu ve o zamanki dünya için oralar cazip olmayan ıssız ve karanlık yerlerdi!Bu yerlerde toplanan insan güruhları da ırksal bir ortaklık barındırmayan lakin yaşamı devam ettirmek için ilkel imece usülü bir sosyal düzeni sağlamış, karma uzak bir topluluğu meydana getirdiler!

Bu topluluk kendi içlerinde kendi kurllarıyla ürediler ve yayıldılar.Zamanla karadenizin ve balkanların diğer tarafındaki Avrupa artığı slav yığınlarla ilişki içine girdiler.Bunda denizcilik özelliklerinin de katkısı büyüktü.Çünkü, yaşadıkları soğuk ve verimsiz coğrafyada tarım ve hayvancılık oldukça kısıtlı kaldığından, yiyecek bulabilmek için balıkçılığa yönelmişlerdi ve onlarda İskandinavlar gibi bu konuda bayağı yol almışlardı. Karadenizi böylece kat eden bu köle artık yığınlar birbirleri ile ilişki kurup kaynaşmaya da başladılar.

Fakat orta asya Anadolu ve avrupadaki mücadelelerden uzak kalıp hippi gibi yaşayan Slavların rahatı uzun sürmedi ,yayılıp genişledikçe bu ana merkezi bölgelerin sınırlarına yaklaştılar ve batıdaki Slavlar ilk darbeyi de Katolik hristiyan roma dan yediler!


Doğuda ise şaman savaşçı Kıpçak Türkleri Slavları bayağı bir hırpalayıp sıkıştırıyordu! Bu aşk ve nefret tarzı ilişki sonucunda Kıpçaklarla Slavlar arasında yakın ilişki de yaşandı! Slavların zaten hem ırksal hem de dinsel hassasiyetleri tam olarak yerleşmemişti!
Bir kültür ve medeniyete sahip değillerdi ve tek amaçları yaşamaktı. Türkler ise ırkı çok ön plana almıyorlardı lakin kültürlerine bağlıydılar ve savaşçı yetenekleri tartışmasızdı.Akıncı talancı taktikle aşiret çadır devletleri mantığında hareket ediyorlar, önlerine çıkanlara saldırıp yağmalarken onların türk olup olmamalarına bakmıyorlardı.Bu davranışları Türk Kıpçakların Slavlara da aynı şeyi yapmalarına neden oldu.Lakin Kıpçaklar bu gelişmemiş Slavlardan pek bir şey alamayacaklarını görüp aşağılara doğru yöneldiler ama slav-kıpçak ilişkisi sonucu Slavların önemli bir kısmı Kıpçak kültürü ve şaman inancı etkisinde kaldı.

Aşağı yönelen Kıpçaklar, Ortodoks hristiyan gürcülerle yakınlaştı ve gürcü devletine güç kattılar. Böylece şaman Kıpçaklar gürcülerle yakın ilişki kurarak Ortodoks hristiyan olmaya başladılar.Ama bu ilişki bir süre sonra bozulmaya başladı ve akabinde Kıpçaklar karadeniz kıyısına inmeye başlayınca da bu sefer Müslüman Selçuklu ve Katolik rum prensleri ile çatışmaya başladılar! Buradan biraz daha ileri gidince de balkanlardaki ve batı Karadeniz kıyısında yerleşmiş Katolikleşmiş Slavlarla çatıştılar. Bu çatışma ve ilişkiler neticesinde bazı batı slav toplulukları Ortodoks  mezhebine geçti. Moğol akınından az bir zararla kıl payı sıyrılan gürcü kontrolündeki Ortodoks Slavlar,Timur un akınları sonucu ağır darbeler aldılar.Hakim Gürcü devleti bu darbe ile çok zayıfladı.Bu esnada batı Ortodoks Slavları ile ilişkiler de kopma noktasına gelince batı Ortodoks Slavları bu sefer özellikle balkanlarda roma katoliklerinin mezhepçi baskısı altına girdiler.


 Lakin Timur çok yukarılara çıkmadı !Slavların bulunduğu mıntıkaya komşu olan ve slavların aleyhine  güç kazanmaya başlayan türk altınordu devleti hükümdarı Toktamış ile anlaşmazlığa düşen Timur, Altınordu devletine ağır bir darbe indirerek bu devletin varlığına son verdi! Akabinde yol üstündeki gürcülere de bir darbe indirip onları sarstıktan sonra yön değiştirip Anadoluya ve batıya yöneldi.Osmanlı ile Ankara savaşı yaparak Osmanlıya da ağır bir darbe indiren Timur, Yukarı izmire hakim olan Aydınoğullarının bağlılık bildirmesi ile onlara dokunmayıp aşağı İzmir de konuşlanan Katolik Romalıların kalesini bastı.Bu savaşı kısa sürede kolayca kazanan Timur,Romalı askerlerin kellelerini uçurup ,kendisine doğru gelen roma gemilerinin üzerine mancınıkla fırlattı!Tüm deniz kellelerle dolmuştu bu Romalılar üzerinde şok etkisi yarattı! Bununla yetinmeyen Timur bu sefer de yukarıya yönelip İstanbulu tehdit edince Romalılar Timura bağlılık bildirip vergi vermeyi önerdi !Zaten amacının çok ötesine giden Timur daha fazla ileri gitmeyi istemediği için bunu kabul etti ve asıl hedefi olan Çine yönelmek üzere iken öldü! Timur un çadır aşiret başbuğ zihniyeti, şahsi hedefleri sonucu süreklilik değilde, cihangirlik derdine düşmesi ile geleceğe dair ileri görüşlü olamaması ve vizyonsuzluğu sonucunda ardında kendisi gibi etkili ve güçlü bir varis bırakamadı! Timur öldükten kısa bir süre içinde Timurlu devleti hızla tarih sahnesinden düşerek hakim olduğu yerlerdeki etkisi de hızla silindi.


Tüm bunlar olurken coğrafyanın yukarısında ve uzağında bulunan Slavlar, savaşçı Kıpçakların etkisiyle Ortodoksluk inancı ve askerlik yeteneklerine sahip olmaya başladılar.Bu bir kültüre de dönüşmeye başlayınca Slavlarda ulus bilinci uyandı!
Böylece Kıpçak türklerinin liderlik vasıflarının da etkisiyle bu bölgelerde küçük slav knezlikler ve prenslikler var olmaya başladı.Bunlar o bölgede çok önemli bir konuma sahip olan ,kutsal görülen ve 'Rus' adı verilen nehirden ilham alarak kendilerine de Rus ismini verdiler ve bu isim üzerinde yoğunlaşıp ulus bilinci ve medeniyetini kurmaya başladılar

Timur un faaliyetleri bu Ruslara çok az bir zarar verirken olağanüstü bir fayda sağladı. Ruslar bunu kendileri elde etmek istese asla bu kadar iyi bir sonuca ulaşamazlardı ama Timur onlara hayal bile demeyecekleri bir hediye verdi! Timur, rusların uluslaşmaya başlarken hakimiyeti altında kaldıkları ve bir süre sonra kaçınılmaz olarak rakip olacakları gürcü krallığına yıkıcı bir darbe vurdu.Zar zor ayakta duran gürcüler karışıklıklar içinde çırpınırken rus prenslikler üzerindeki hakimiyet ve etkilerini de kaybetmiş oldular.


Timur un Ruslara diğer bir muhteşem hediyesi ise;yıkıp yok ettiği türk altınordu devletiydi!
Çünkü bu devletin ortadan kalkması da büyümeye başlayan rus prensliklerini en yakın komşuları olan güçlü bir türk rakipten kurtarmakla kalmadı, kendilerine hakimiyet alanı ve güç alanı da sağlamış oldu.Timur un buraları yakıp yıkıp istikrarsızlığa ve boşluğa sürüklemesinden sonra Timurluların da uzun ömürlü olmaması sonucu o bölgede Timur un yıktığı Altınordu devletinin bulunduğu bölgede geriye çok büyük bir otorite boşluğu ve kargaşa kaldı!
  
Bundan çok iyi faydalanan ve akılcı davranan rus knezlikleri kendi aralarında küçük bir beraberlik sağladıktan hemen sonra Timurun yıktığı altınordudan kalan özellikle Kıpçak kazaklarından oluşan savaşçı askerleri kendi bünyelerinde konumlandırdılar. Bu Kıpçak kazaklarının önemli kısmı Ortodoks hrisityandı ve Ortodoks slav Ruslarla kaynaşmakta zorluk çekmediler!Ruslar bu boşluktan hakimiyet alanı buldu ve topraklarını genişletti ve askeri anlamda avantaj sağladılar ama asıl avantajı Timurlu devletinin timurdan sonra gücünü ve etkisini kaybetmesiyle buldular.Çünkü ,

Timur un oraları ele geçirmesiyle timurun ordusuna katılan çoğunluğu Ortodoks olan seçme Kıpçak kazak askerleri Timurun ölümü ile Timurlu devleti otoritesini kaybedince topraklarına geri döndüler ve orada rus knezlerinin hakimiyeti ile soydaşları Kıpçak kazaklarının ve ailelerinin birlikteliğini buldular.Bu seçme kazak Kıpçak askerleri de rus prenslerine katılınca rus ordusu meydana geldi hem de çok güçlü bir halde! Bu öyle bir ordudur ki ,Rusların varlığını ve gücünü perçinleyen Molodi savaşında Ruslara zaferi getirmekle kalmadılar, Kıpçak kazak askerleri taa Stalin in Sovyetler döneminde nazi almanyasına karşı 2. dünya savaşında Stalingrad savunması ile Almanları durdurup direncini kırarak akabinde de onları taa avrupaya kadar süren ve berlini işgal eden Sovyet kızıl ordusunun omurgasını da kazak askerler oluşturmuştur.

Timur ölümüyle birlikte güçlü etkisini hızla kaybederken, Ruslar ise onun verdiği paha biçilmez hediyeyi değerlendirmeye koyuldular.


Buna karşın Anadolu da Timur un ağır bir darbe vurduğu Osmanlılar olağanüstü bir çaba ile hızla toparlandılar ve resmen külleri üzerinde yeniden doğdular.Osmanlılar,Timurla işbirliği yapan Aydınoğullarını ve çoğu haçlılarla iş pişiren irili ufaklı beylikleri ortadan kaldırarak birliğini sağladı ve bunun sonucunda ordusunu güçlendirerek İstanbul'u fethettiler.Bu darbe ile iyice sarsılan ve çökme noktasına gelip iyice kabuğuna çekilen Batılı hristiyan haçlılara 2. darbeyi ise Fatih Bu kez Trabzon'u da alarak vurdu.Böylece Anadolu haricinde Karadeniz kıyısında da Osmanlı Türk hakimiyeti perçinlendi.Bunun etkisi ile bölgedeki hristiyan Kıpçaklar ile gürcü ermeni , rum ve slav azınlıkların önemli bir kısmı zamanla sunni islama yönelip Türkleşmişlerdir.

Bu Osmanlı varlığı ve ilerleyişi de zaten zor durumda olan gürcülere ağır bir darbe indirdi ve gürcüler bütünlüğünü koruyamayarak dağıldılar.Bunun sonucunda zamanla gürcüler bu sefer güçlenmekte olan Rusların boyunduruğu altına girdiler.Bu durumda Sovyetler döneminde devam etti ve bugünde halen daha bağımsız Gürcistan rus yumruğu altında yaşamaktadır!

İşte bu noktada Ruslar en büyük faydayı ,gittikçe güçlenen ve yayılan Osmanlıya karşı ,mezhepçi ve nankör bir güç ve ihanet yarışına girişen akkoyunlu ve safevi devletlerinin saldırıları sağladı!Uzun Hasan ve şah ismailin güçlü Türk devletlerinin yanı sıra ,orta doğuda kudüse hakim olan aynı zamanda çok önemli bir dinsel unvan olan halifeliğe sahip olan memlükler hepsi birden, Yakında rusun rakibi olacak ve tarihi düşmanı olarak karşısına dikilecek olan Osmanlıya karşı ,yıkıcı yok edici nifakçı ortak bir hain politikayı birlikte yürüttüler.Akkoyunlu ,safevi ve memlük olmak üzere  bu sözde 3 türk devleti Osmanlıya karşı haçlılarla dahi iş birliği yaparak dünya tarihinde görülmemiş adi ve ihanet dolu faaliyetlere giriştiler.


 Lakin kendi küllerinden doğarak Büyük bir güç haline gelen Osmanlı Türkleri tarihte hiçbir devletin yapamadığı bir başarıya imza atarak; Fatih, torunu Yavuz Selim ve Yavuz un oğlu Kanuni Süleyman dönemlerinde haçlılarla iş pişirip hain tahriklerde bulunan akkoyunlu safevi ve memlüklerin işini bitirip onları mahvetmiş ve sonrasında da durmadan bunların köpekliklerini yaptıkları köpek başı haçlı batıya doğru yönelip en güçlü haçlı ordularını Macarlar başta olmak üzere Venedik ,fransa ,ispanya, Portekiz , İngiltere ve Hollanda Haçlı birliğini hem karada hem de denizde domaltıp perüperişan etmiştir.Bu ,diğer doğulu rakip süper güçlerin birbirleri ile uzun yıllar süren kıyasıya mücadelesi ,Rusların tehlikeli rakiplerinin ilgisinden uzak kalıp iyice güçlenmesine zemin hazırladı.


Dünyaya karşı kafa tutan Osmanlı buna rağmen bir miktar askerini desteklediği Türk kırım hanlığına yardım olarak verdi.Böylece balkan Ortodoks Slavları ile son Katolik kalıntılarını tekmeleyen kırım hanı doğuda yukarıda Timurun bahşettiği hediyeyi çok iyi bir şekilde değerlendiren rus varlığının güçlendiğini görmüş ve bunların ileride başına bela olacağını anlayıp Osmanlıdan bir miktar daha asker yardımı alarak 120 bin kişilik bir türk ordusu ile Kıpçak kazaklarından oluşan rus ordusu ile Molodi savaşına girişmiştir .Lakin bu savaşı kaybeden kırım hanlığı büyük bir sarsıntı geçirirken ,Ruslar atağa geçerek bu sefer de balkanlar ana hedef olmak üzere batıya yönelmeye başlamışlar,böylece bu savaş ta Rusların tarihinde varlıklarını perçinleyen ve güçlerini kanıtlayan ilk büyük zaferleri olmuştur.Bunun yanı sıra bu savaş asırlar boyu sürecek olan rus yayılmacılığını da tetiklemiştir.

Kırım hanının bu yenilgisi ile Rus gücünün ve kendi topraklarını tehdit eden varlığının farkına varan Osmanlı ,hem Avrupa da ,hem Anadolu da ,hem  orta asya da ,hem orta doğuda ,hem de afrikadaki nüfuz gücünü perçinlerken aynı zamanda isyanlarla mücadele ediyordu.Bu noktada Ruslara karşı bir önlem alma imkan ve zamanı bulamayan Osmanlı ,safevileri yok edip şah ismail'i soysuz bir berduş durumuna düşürdüğü için, kendini safevi nin mirasçısı gören ve Osmanlıya karşı şah İsmailin intikamını alma hayaline düşmüş , şii mezhepçi hırsı ve intikamı ile gaza gelmiş göt şah tahmasb bu kez bir çok cephede savaşan ve geniş bir alanı kontrol etmekte zorlanan Osmanlıya saldırdı. Bu durum Rusların sonraki hedefine de kolaylık sağlayacaktır.


 Böylece Osmanlı ,önemli bir tehdit durumuna gelen ruslarla uğraşamayarak ve önlem almayarak iran seferlerine çıktı yeniden.Kanuni döneminde başlayan bu seferlerde şah tahmasb defalarca yenilgiye uğratıldı.Her defasında af dilenen rezil şah ile antlaşma yapılmış ama bu adi soysuz herif kendi af dilendiği antlaşmayı kendi bozarak kalleşçe barış sağlandığına güvenip sırtını dönen Osmanlıya ansızın saldırmaya kalkmıştır.Ama darbe yemeye devam etmiştir. Osmanlı ile iran birbirine girince Rusya zaferini perçinleyip içselleştirme fırsatı bularak bu zaferi temel almış ve iyice sağlam bir temele sahip olma imkanı bulmuştur.Artık ruslar atağa kalkma planları yapmaktadır.

Bu noktada atağa kalkma planı yapan ruslara ise Osmanlıya karşı en büyük işbirlikçisi ve destekçisi ,kucağına oturup hoplamak için birbirleriyle yarışan, sözde türk geçinen ibne iran safevi şahları olmuştur.Bu safevi iran şahları gerek Sovyetlerin kurulması,Türklerin değil Rusların dünyanın süper gücü olması, gerek türk devletlerinin Ruslaşıp komunistleşerek benliklerini kaybetmesi ile Rus ırkına en büyük hediyeleri verirken,Farsi ve Ermenilerin Türke zulüm etmesinin önünü açmış adi yavşak hain puştlar olma şerefsizliğine de nail olmuşlardır.Bunlar sadece türkün rusa hizmetçi olmasını sağlamadı, türkün farsa da hizmetçi olmasına böylece türk ün varlığı enerjisi ve aklının da nesiller boyunca bugün rus ve farsın çıkarına sömürülmesine neden olmuş tarihin yüz karası adi köpeklerdir.



NİFAKSIÇAN NADİR ŞAH VE KALLEŞ AMACI

Bu kevaşelerden en önemlisi ve sonuncusu olan Nadir şah ; şah imsaili ve tahmasb ı eleştirip suçlayarak sözde ''Sunni-şii ayrımını bitireceğim ve türk birliği kuracağım ''siyasi yalanı ile ortaya çıkıp nüfuz edinmeye başladı.Fakat cahil nadir şah önce şunu öğrenecekti ;

İslamda sunnilik mezhep değil bir ayrım da değildi.Sunnilik Sünnete uyan demektir.Allah ın ilk insan ve peygamber Hz Adem e öğrettiği ve insanlığı yaratmak istemesindeki yegane iradesidir sunnilik.Sunnilik insanoğlunun ben müslümanım diyenlerinin takip etmesi elzem olan ahlak ve yaşam anlayışıdır. Allah ın mümin kulunda razı olduğu tek yoldur.İslam ve Peygamberlerle kitaplarla Allah her daim sünneti tavsiye etmiş ve uyarmıştır.Bu nedenle bir müminin ben sunniyim demesine gerek yoktur bile.Çünkü bir insan eğer müslümansa otomatikman sunni olması sünnete uygun düşünüp yaşaması, tek amaç olan Allah ın rızasını kazanmak için en başta gerekir zaten!Sunni olmayan müslüman olamaz! Çünkü sunnilik mezhep değildir öyle seçilecek tercih edilecek yada reddedilebilecek bir şey değildir. Sunnilik mezhep değil ve bir düşünce akımı falan değildi.Hanbelilik, hanefilik, şaafilik ve malikilik sunniliğe kendince atıfta bulunan mezheplerdir akımlardır.Buna karşın sunnilik mezhep değil, insan yapımı bir akım değildi.Şiilik harici bir mezhep ve akımdır.Sunniliğin asla karşısına konulamaz.Eğer sunniliğin karşısına şiilik konuluyorsa ve denk görülüyorsa o zaman şiilik açık bir sapma ve inkardır. Nadir şah bu gerçeği bilmediğindan saçma ve kabul edilemeyecek mezhepçi politikalara yönelmiş, gücüne aşırı güvenerek birlik değil ayrılık yaymıştır;



Nadir şah ın bu sözde ''mezhep kavgalarını bitirme birleşme'' çağrısı boştur.Bir kere en başta,burada taraflar kimlerdir?güya safeviler ve Osmanlıları gören Nadir şah bu kanıya nereden varmıştır?belli değildir.Evet,safeviler özellikle şah ismail ile fanatik mezhepçi bir vahşi şii anlayışını devlet ve ordu politikası olarak benimseyip,özellikle sunni Türk devletlerine karşı da bu mezhepçi kin ve intikam duygusu ile saldırarak asırlar boyunca mezhepçi kavganın bir tarafını oluşturdular.Ama diğer taraf diye gösterilen Osmanlı nın asla mezhepçi bir politikası olmadı.Osmanlı batıda batılıların aleyhine doğmuş ve gelişimini büyümesi ve gücünü de hep batılıların aleyhine sürdürmüştü ,o dönemlerden son demlerine dek te Osmanlı bu amaç ile var oldu.Osmanlı hakanları devlet adamıydı ,Osmanlının yönetimi de sistemli çağdaş iç ve dış siyaset anlayışından oluşuyordu,ordusu ise modern ve gelişmiş bir askeri yapılanmaydı.Osmanlılar böylece her daim batıyı hedef aldı, lakin mezhepçi safeviler tarafından tahrik edilerek doğuya çekilip oyaladılar.Safevilerin mezhepçi kinci yobaz saldırılarına boyun eğmeyerek karşılık vermesi Osmanlı nın kendi devletini koruması anlamına gelir,mezhep savaşı veriyor manasına gelmez.

Kısaca nadir denen herif güya mezhepçiliği bitirelim diye aslında siyasi bir avantaj sağlamak için dini siyasete alet emiştir.Böylece orta asyada gücü elinde toplayınca da aynen mezhepçi safevi fanatik siyasetini takip etmiş,bunun içinde başta mezhepçiliği bitirelim birleşelim diyen nadir şah,bizzat zorla caferilik diye uydurma bir mezhep kurup bunu Osmanlıya karşı dayatmaya kalkışmıştır.Osmanlılar mezhepçi politikaya göre hareket eden bir devlet olmayıp o zamanda uğraşması gereken onca önemli iş varken nadir in bu saçmalıklarına yaklaşmayıp takmayınca da, Bu sefer az bulunur kolpa nadir şah güya başta kaldıralım dediği mezhepçiliği caferilik üzerinden bahane edip Osmanlıya saldırmıştır.



Saçma sapan isteklerini kabul etmeyen Osmanlıya karşı savaş açan Nadir şah bu noktada başarılar elde etmiştir..Peki nasıl ? Osmanlı avrupa haçlıları ve gittikçe büyüyüp tehdit haline gelen ruslarla savaşırken bir de ekstra bela olarak başına nadir şah çıktı ortaya ,Nadir pislikten türedi. 'Sunni ile şiiyi birleştirme' bu sözde ''faydalı'' amaç için haçlı kafirle savaşan Osmanlıyı sırtından vurmaya kalkmakla, onca bela ve küffarla savaşan Osmanlının başına bela ve cihadına engel olmaya ve bunun neticesinde zındıkla savaşan osmanlı askeri ile ayrıca bir savaşa tutuşup onun askerlerini öldürerek bunu sağlayabileceğini zanneden bu adi herif tabii bunu asla başaramadığı gibi tarihe de adını adi bir hain olarak yazdırdı!

Osmanlı Onca cephede tüm gücüyle çarpışırken yine de bu nadir bulunan hain yavşaktan çekinmemiştir ve  karşısına Van valisi Timurtaş paşayı çıkarmıştır.Lakin Timurtaş paşa tüm orta asya ve hindistanı götünde toplayan nadir şah ın karşısında Malayir savaşında tutunamamıştır.Nifakçı deyyuslara karşı savaşan Timurtaş paşa ve Osmanlı Türk askerlerinin ruhları şad olsun!


Nadir şah asyanın yukarısında ruslara domalarak orada ittifak kurup nüfuz kazandıktan ve Timurtaş paşanın yönettiği Osmanlıları  yendikten sonra iyice şımarıp şov yapmak adına Yine Osmanlının elinde olan Bağdat a girdi!Lakin Topal Osman paşa tarafından cenabet kıçı tekmelenerek atıldı.Şımarık gururu kırılan nadir şah ,götünü tutarak rus kocasının yanına gitti ve ondan destek alarak bir kaç ay sonra tekrar ırağa girdi!Kerkükte Osmanlı ordusuna kısmen üstünlük sağlamıştı lakin bu sefer de İran da kendisine karşı isyan patlak verince yine amacına ulaşamayarak yine arkadan rus desteği alarak ülkesine geri döndü ve isyanı bastırdı ! Rusların iyice kucağına oturup hoplayan nadir şah tekrar Osmanlı topraklarına saldırdı ve Kars a kadar ilerledi!

Kevaşe nadir şah batıda Osmanlıya karşı savaşan kocası rusyanın başarı sağladığını görünce 'batı güven altına alındı' diyerek rus aşkıyla dolmuş bir halde götü tavana vura vura adi amaçlarını gerçekleştirmek için bu sefer de doğuya yöneldi!


Bu da yetmiyor bu zındık nadire, 1732 de kafir rusla iş birliği yapıyor bu sözde ''islam birleştiricisi'' ve hatta sözde  ‘’Türk turan birliği mimarı’’  küffarla ortaklık yapıp küffarla savaşanı vurmaya kalkıyor bu adi deyyus!Nadir şah denen kolpa herif ayrıca rusların güçlenip sovyetleri kurmasına, bugün dünyanın süper güçlerinden birinin ruslar olmasına ve bu ruslarında bugün Türki devletleri sömürmesine, Türk halklarının birinci dillerinin devlet dillerinin rusça olmasına hizmet etmiş türkün yüz karasıdır. Azerbaycan Türkleri bir de bu adi köpekle gurur duyuyor.Bu koduğumun embesili rusla iş pişirdi rusun güçlenmesine izin verdi.O rus gidip ermeniye destek verdi Azerbaycan türkünün tepesine çıktı ve hocalıda diri diri türkleri yaktı!

Nadir şah ın Türk ve islam dünyasına zararı bununla da kalmıyordu ;Bir halt başarmış gibi doğuya çakal gözlerini diken nadir kolpası ,Hindistana hakim olan ama karışıklıklar yaşayan Türk İslam Babür devletine hınçla saldırmış, Babür devletini ortadan kaldırarak hindistanı siyasi ve sosyal anlamda bir otorite boşluğuna terk etmiştir.Sürekli karışıklık yaşanan bir bölge haline gelmiş olan Hindistan, o zamanlar nadir şahında başına bela olup onun sonunu getireceği gibi, bugüne dek gelen sonuçları da Hindistanın ingiliz sömürge alanına girmesi olmuştur.Böylece ingiliz ve hindular bunun getirisi ile  devamında yıllarca o bölgede müslüman kanı akıtmışlardır. Halen daha Arakan da, Myanmar da kafirler nadir şah sayesinde Müslüman kanı akıtmaya devam etmektedir. Allah bu nadir şaha cehennemde bir an bile acıma hissi göstermesin!


nadir şah geriye hiç bir şey ve fayda bırakmamıştır .Tek faydasını kocası Ortodoks rus kafirleri ile erkek arkadaşı sevgilisi Protestan İngilizler gördü! Bu orospunun ateşli kıçından faydalanan İngiliz ve rus kafirleri oldu ki ,bu durum bugünde halen daha bu gerçek doğrultusunda sürmektedir!

şah İsmail ve şah tahmasb ın orta asyada açık bir savaş ve ihanet politikası haline getirdikleri şii mezhepçi fanatizmi ve Şiileştirici faaliyetlerinin zararlı  sonuçlarını gören nadir şah Şiiliği tırpanlamaya çalışmıştır güya! Ama toprak, para, taht ve şöhret hırsıyla gözü dönen nadir kolpa şah bu yönde hiçbir şey yapmadı.Zaten bunu da yapmak amacı değildi yani ‘mezhepçiliği önlemek ve türk birliğini sağlamak’ sözde dansöz siyasetçilerin çıkarı için iktidara ulaşabilmek adına söyledikleri yalanların  atası olmaktan illeri gitmemiştir.Zaten Nadir şah ta yalancı sahtekar dönek siyasetçi profilinin öncü atası olabilir anca!

Şiiliği tırpanlayıp mezhepçiliği kaldırıp birlik sağlayacağım yalanıyla ortaya çıkan nadir kolpa,aksine şii kolu caferiliğin yayılmasına hizmet etmiştir sadece! Şiiliğin merkezi ana yurdu durumundaki bölgelerde yükselen Nadir şahın zihniyeti ;sahte politikasının sonucu olarak,nifak nifağı doğurur gerçeği sonucunda, suudi vahhabi zihniyetinin de temelini atmıştır ve bu 2 zihniyet bugün kancık özlerinin getirisi ile birbirine düşerek, islam dünyasına nadir şah sayesinde en büyük zararları vermeye devam etmektedir.


Nadir şah ın para düşkünü olduğu ve para ile gelen güce inandığı ,dindar biri olmadığı da zaten dine fayda sağlayacak icraatlerinin olmamasından anlaşılır. Nadir şah ne İslam birliği ne de türk birliği sağlama konusunda hiçbir zaman samimi olmamış,ama böylece öne çıkıp kendi çıkarının derdine düşmüş ,hatta ve hatta İslam içinde ve Türklük içinde daha büyük kopma ve kutuplaşmalara yol açmış sahtekar bir tarih soytarısıdır.

Yine nadir şahın sırf türk ve islam komşularından, o ülkelerden geçen hacı kafilelerinin oldukça yüklü miktar para bıraktıklarını görüp, oralara hakim olmaya çalışmış, bu kafa yapısı da vahhabiliğin temel zihniyetini oluşturmuş ,ingiliz orospusu olmalarına açık kapı açmıştır! Nasıl yapılan hayırlar insan için öldükten sonra açık bir kapı olarak kalıyorsa ,yayılan bid’at ve nifaklarda öyle açık kapı olarak kalacak ve kişinin öldükten sonra ruhunu rahat bırakmayacaktır.Nadir şah ta bid’at yayma ve nifak çıkarma alanında nadir bulunabilecek adi bir köpekti!


Nadir şah ın bu siyasetinin sonunda belasını bularak nifak odağı ülkesi kanlı iç savaşlara sahne oldu.Nadir şahın hal ve hareketlerine en sonunda kendi askerleri bile tahammül edemeyerek vücudu delik deşik edilmiş ve parçalanarak her parçası yakılmıştır ! Yanan etlerinden geriye kalan kemikleri sarayın kapısının önüne atılarak giren çıkan atların ve şahısların ayakları altında paspas olmaya terk edilmiştir.Ondan sonra gelen ardıllarının ve akrabalarının ise kelleleri kesilmiş yada gözlerine mil çekilmiştir.


Şanlı türkte nadir bulanan bu adi nadir köpek ; batıda rusyanın ,doğuda da ingilizin önünü açmış akabinde etkilediği topraklardaki yöneticilerden şii olanlar nadir şah gibi rus köpeği ,vahhabi suud olanlarda yine nadir şahın yolunu tutarak ingiliz piçi olmuşlardır.Nadir şah dediğimiz gibi sadece şii caferi tarikat mezhebinin yayılmasını ve Bir Türk devleti olmayan, hatta bünyesindeki Türklerin de ayrımcılık ve katliam ile sindirildiği Peştun milliyetçiliği üzerine yükselen devleti Afganistan ın var olmasına hizmet etmiştir.Bu devlette ,onun bunun fahişesi olan dolaylı kurucusu nadir şah gibi gidip abd uşağı olmuştur hiç şaşırmıyorum bunlara!






Hiç bir zaman kafire karşı savaşmamış ve kafir kanı akıtmamış bu nadir pislik nasıl türkse artık farsiler tarafından sempati ile anılmaktadır!Tabii bende mecusi putperesti farsi bir böcek olsam böyle bir türk islam hainini sempatiyle anardım !

ÖNEMLİ KRONOLOJİK OLAYLAR VE KAYNAKLARI

Osmanlı Yavuz zamanında Anadolu ,Kudüs ,orta doğu ve iranda üstünlüğü ve düzeni sağladıktan sonra, ardılı Kanuni zamanında batıya haçlı avrupaya karşı savaşa yöneldi .Bu yolda  üstün kara gücü ve donanmasını kullandı! Lakin Rusya da doğuda güçleniyordu! Bu noktada safevi artığı tahmasb nifak terörünü kullanarak yeniden kargaşa çıkardı ve mezhepçi bir intikamla saldırdı! 7 düvele karşı savaşmakta olan Osmanlı bu iran nifağını başından savmak için Tahmasb ın safevisiyle mücadeleye girişerek defalarca mağlup etti! En sonunda kaçan Tahmasb af dilendi ve Amasya antlaşması 1555 te safevi ve Osmanlı arasında imzalandı!Buna göre; Ardahan,Kars Van,Atabegler ve Erzurum Osmanlı hakimiyetine (rusa karşı) dahil olacak,safeviler sunnilere zulüm etmeyi bırakacak,hacılar ibadetlerini yapabilmek için rahat bırakılacak ,safeviler ehlisünnete ve Osmanlıya hakaret etmeyi bırakacaktı!(Resmi Antlaşmalar-Amasya Antlaşması –Osmanlı/Safevi iran )


 Safevilerin bu antlaşmayı bozarak haçlılarla mücadele eden Osmanlıyı arkadan bıçaklamaya kalkışması ve Ruslarla iş pişirmesi üzerine Sultan 3. Murat ,hem iran tacizlerini durdurmak hem de Rusların safevi desteği ile karadenize inmesini engellemek  için harekete geçti.Bu sefer sırasında Rusları önce Meşaleler savaşında mağlup eden Osmanlı ordusu ,nifakçıları zaptetmek için şah Hüdabende'nin üzerine giderek safevileri bir kez daha mağlup etmiş ve 1590 yılında Ferhat paşa antlaşması imzalanmıştır;
Rus etkisinin arttığı Gürcistan ,Tebriz ,Karabağ ,Dağıstan Şirvan,Urmiye ve Revan (Erivan) Osmanlı egemenliğine bırakılacaktır (bu antlaşma ile Osmanlı, Rusya aleyhine bu bölgelerde hakimiyet tesis etmeye başladı) ve yine şii safevilerin defalarca söz verip uymadığı ; ehli sünnet ve Osmanlı hakanlarına küfür etmeyi bırakacakları konusunda safevi şahı söz verdi! (Resmi Antlaşmalar-Ferhat paşa Antlaşması –Osmanlı/Safevi iran )


Osmanlı iran tehlikesini savuşturup sulh yaptığını zannederek sırtını tekrar doğuya dönüp okunu batı haçlılara çevirdi, lakin hain safevi şii iran yine rahat durmayacak sözünden dönecek ve kalleşlik yapmak için hazırlıklara başlayacaktı!V. Papa nın ispanya ,Portekiz , Polonya ,Rusya, fransa ,İngiltere ve hollanda ordularından bir haçlı ittifakı kurup Osmanlıya saldırmasını fırsat bilen yavşak safevi şahı Abbas Osmanlıyı sırtından bıçaklayarak ;Tebriz, Nahçıvan, Erivan ve Kars'ı ele geçirdi .Burada sözünü unutarak şerefsizce sunni camilerini yıktırdı, ehli sünnete hakaret etmeyi reddeden sunnilere zulüm etmeye başladı! 

Bunun üzerine 7 düvelle savaşmakta olan Osmanlı dönüp oncamücadele arasında delikanlıca bir cesaret ve azimle bir daha iran safevilerinin üzerine sefer düzenledi ve bunda da üstünlük sağlayarak kahpe şahı bir kez daha sulh yapmak zorunda bıraktı!Af dilenen iran safevi şahı İle Osmanlı ,Erdebil surları önünde genç Osman ın onayıyla İstanbul antlaşmasını imzaladılar! Bu antlaşmaya göre yine ve yeniden safevi Şiiler Ashab ı kirama- Ehlisünnete sövmeyi bırakacaklar,Osmanlı toprakları Kanuni dönemindeki haline geri gelecek ve ayrıca safevi iran her yıl belirlenen ölçülerde haracı Osmanlıya ödeyecektir! (Resmi Antlaşmalar-İstanbul Antlaşması –Osmanlı/Safevi iran )


Nadir Şah,durumu kontrol altına aldıktan sonra, İsfahan’a geçerek burada Osmanlı devletine karşı Ruslar ile ittifak yaptı. Ardından Osmanlı topraklarına yöneldi. 1735 Haziran ayında sekiz ay kadar süren bir muhasaradan sonra Gence’yi ele geçirdi. (Sırrı Efendi, 2012: 3-32)

Nadir şah,işbirliği yaptığı Rusya ile düşmanı olduğu Osmanlı devleti arasında vuku bulan savaş sebebi ile batıda emniyetin sağlandığından hareketle yönünü doğuya çevirdi. 10 Kasım 1736’da Isfahan’dan harekete geçen Nadir Şah, Kirman ve Sistan üzerinden Farah, Dalhak ve Dilaram’a ulaştıktan sonra 3 Şubat 1737’de Girişk’e girmişti. (Yazıcı, 2010: 23)

Buna ilaveten İran şahı nadir, Osmanlı ile yaptığı uzun savaşlar nedeni ile ekonomik bir çöküntü içerisine girmişti. Bu nedenle Hindistan seferi ile hem halkın refah seviyesini yükseltecek, hem de dönüşte Osmanlılar ile mücadele için yeterli kaynağa ulaşmış olacaktı. Bu amaç ile Hindistan’ın ele geçirip boşalan hazinesini tekrar doldurmayı amaçlıyordu. (Minorsky, 2001: 25).


-Nadir şah ın Hint seferi sonucunda İran karşısında zor duruma düşen Babür türk Gürkanlı Hükümdarı Muhammet Şah ise İran’a karşı Osmanlı Devleti ile bir ittifak kurmak isteyerek ilişkilerini geliştirmeyi düşünmüştü .(Sevinç, 2011: 19).

Osmanlı, Revan'ı 89 yıl sonra 1724'te tekrar fethetti. Bölgede Osmanlı hakimiyeti tesis edilmişken Nadir Şah'ın İran'da Avşar Türkleri'nin hakimiyetini başlatmasıyla birlikte 1735'te Revan yine kaybedildi. Nadir Şah'ın 1747'de öldürülmesinden sonra bölgede Gürcü prenslerin hakimiyeti görüldü. Ruslar, Ekim 1827'de Revan'ı işgal etti. Revan'ı işgal eden Paskieviç'e Revan Kontu unvanı verildi. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Ruslar ,Osmanlı topraklarından ve İran'dan on binlerce Ermeniyi bölgeye göç ettirilerek nüfus dengesini değiştirmeye başladı.Böylece Revan bir ermeni vilayeti haline geldi ve daha sonra Revan (Erivan), Ermenistan ın var olmak için dayanak olarak alacağı temel nokta olacaktı.(E.Afyoncu ,10.04.2016)

Bu defa da Osmanlıları Gürcistan’dan Pers hükümdarı Nadir Şah çıkardı ve akabinde Nadir Şah Gürcistan’ı gürcü Bagratlıların Kakia sülalesinden gelen 2.Teymuraz’a verdi. Böylece Gürcistan’da 2.Teymuraz’ın hâkimiyeti başladı. Teymuraz 1762’de ölünce Kaheti kralı 2. Erekle bütün doğu Gürcistan’ın kralı oldu. 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca antlaşmasıyla Gürcistan’da Osmanlı etkisinin sınırlanmasıyla Rusya Gürcistan’ın müttefiki haline geldi.(isamer araştırma)

- Nadir şah iranda hakimiyet kurmuştu.Ruslarla yakın ilişkilerini koruyordu, lakin Nadir şah ın ölümüyle Ruslar Nadir şahtan aldıkları imtiyazların etkisiyle iran da etkili olmaya başladı.Bunun sonucunda iran da ve Hindistan da karışıklıklar çıktı .Birkaç hanedan gelip geçtiyse de en son kaçarlar irana hakim oldular.Yıllarca Şiilerin nadir şahlarla ,Abbaslarla ,İsmaillerle  ayakta tuttukları safevi pisliğiyle türk ve İslam aleyhine olsa dahi destek olup büyümesine izin verdikleri Ruslar ,fırsattan istifade ederek bu sefer imparatorluk rusyası çarı irana savaş açtı (1804)ve zaten Nadir şah döneminde kukla prensliklerine sahip olduğu Gürcistan'ı ,revan'ı ve Azerbaycan' ı kolayca aldı!Gülistan Antlaşması ile 1813'te bu savaş Rusların kesin zaferi ile sonuçlanmıştır.Bu durum, orta asya topraklarının büyük çoğunluğunun rus imparatorluğuna geçmesine ,Rusların orta asya da tek hakim güç olmasına neden oldu.

Bu yenilgi iran içinde kaçar hanedanına büyük bir tepki doğurdu! Bunun üzerine kaçarlar Osmanlı ya karşı savaş hazırlığı yapmakta olan fransa dan ve ingiltereden yardım istediler böylece Osmanlıyı durdurmak engellemek ve kovmak için her haltı yiyen bu güruh Rusları adam etmekle kalmayıp bir de üstüne orta asya ,orta doğu, iran ve uzak doğuya İngiliz ve Fransızların sokulmasına izin verdiler.Kaçar veliahtı Abbas Mirza İngilizlerden gaz alarak 1826 da Gülistan antlaşmasını bozup rus imparatorluğuna saldırdı! 


Yıpratıcı mücadelelerde Ermeniler Rusların yanında yer aldı ve seri savaşlarda üst üste darbeler yiyen iran, en son Gence savaşı ile ağır şekilde yenildi.Bu yenilgi ile 1828 de Türkmençay antlaşması imzalandı.Bu antlaşma ;Türke, islama ve Osmanlıya her türlü ihanet ve zararı veren iran safevi kafasının sonunda ileride Türkler ve özellikle Azerbaycan aleyhine Ermenistan ın kurulmasına da öncü olarak Safevi İranlıların Türklere attığı son kazık oldu!

Bu barış antlaşması doğrultusunda gözünü Osmanlı topraklarına , Kudüse ,Akdenize ve orta doğu zenginliklerine dikmiş olan  fransa ve İngiltere de Ruslarla birlikte hareket ederek ,irana ve hindistana siyasi anlamda dolaylı olarak hakim oldular! Böylece Hindistan da karışık durumdan faydalanıp sömürge kolonileri kuran İngilizler,buraya İngiliz valisi atayarak hakim olurken, iranda ise pehlevi hanedanlığını destekleyerek oradaki türk ve sunni varlığını alaşağı ettiler.Türklerin yerine ise şii farsiler irana hakim oldular!Safevi zihniyeti kalleşlikleri ile tüm asya ve ortadoğuyu kafire teslim ettikten sonra ,merkezi iranda da Türk ün üstünlüğünün kaybedilmesine neden oldular.Safevi kafası Türkü her yerden alaşağı ederken,Türk-islamın ezeli düşmanları olan rusa, ermeniye, ingilize ve persi farslılara daima hizmet etti.


İngiliz-rus yakınlaşması sonucunda iran ,bir zamanlar savaştığı Rusya ile işbirliği yaptı ve daha sonra başlayan soğuk savaş döneminde Rusya İngiltere ilişkilerinin bozulmasıyla,iyice  farslaşmış olan iran, 2 ayrı bloğa ayrılan dünyada doğu bloğunu seçerek Rusyanın tarafına geçti. Bu durum bugünde devam ediyor.Tabii bu durum İngiltere nin ve batının tepkisini çekerek iran a karşı ambargo ve tehditleri beraberinde getirdi! (c.alkan –Türklerin orta doğuya etkisi).

Safevi artığı kaçarların irana soktuğu batılı etki , fanatik mollaların baskıcı tavizsiz ve kontrolcü politikayla yönettiği iranda halen daha bile isyanlar kargaşalar çıkarmayı başarmaktadır ve bunun zararı da faturası da köktenci pers yönetim tarafından türk kesimden çıkarılmaktadır!

NADİR ŞAH'IN ADİ POLİTİKALARININ BUGÜNKÜ DÜNYA COĞRAFYASINDA AÇIKÇA GÖRÜLEN SONUÇLARI


1- Ruslarla adam gibi savaşan ve zafer kazanabilen dünya üzerinde çok az sayıda devlet vardır.Bunlardan biri de Osmanlı dır.Kolpa nadir şah, hangi savaşta ruslara karşı savaşmış? Hangi cephe ,hangi savaş ,nerede, ne zaman ? Yok böyle bir savaş.Nadir şah bırak ruslarla savaşmayı,Osmanlıya karşı ruslarla ittifak bile yaptı.Bu yüzden zaten yükselme ve ilerleme çağını yaşayan ve buna karşı tek rakipleri olan Osmanlılarla mücadele eden ruslar ,nadir şahtan destek görüp orta asyaya hakim olma şansı yakaladılar. Eğer o kolpa nadirin ruslara destek vermeseydi ve rusa göz yummasaydı ruslar orada bugün Türkleri hakimiyet altına alıp süper güç olabilir miydi ha?O kolpa Nadir şah Ruslarla iş birliği yapıp Osmanlıyı gürcistan ve azerbaycan dolaylarından ,kısaca orta asya dan atarak burada rus nüfuzunun yerleşmesine izin verdi.Rusların da Osmanlıya karşı savaş açmasından ve yer yer başarılar elde etmelerinden memnuniyet duyan kolpa şaH nadir,İşbirliği yaptığı kankası rusların osmanlı Türkleri ile savaşıyor olmasından dolayı bundan güç alarak batı sınırını güvence altına aldım sırtımı kıçımı sağlama aldım diye düşünerek doğuya yöneldi,çünkü osmanlı ile yaptığı savaşları nadiri çok yıpratmış ve fakirleştirmişti,nadir doğuya hindistana ganimet ve güç kazanmak için yöneldi,burada babür türk devletini yıkarak hindistan ın Türkün hakimiyetinden  çıkıp hindulara,afganistanında türkmenlerin elinden çıkıp peştuna geçmesine büyük hizmet etti.


2- Nadir Şah Orta doğu ve Irak seferlerini de yaptı,Burada Osmanlı ve türkmen gücünü kıran Nadir şah arkasında Irak ve Suriye de öyle bir kaos bıraktı ki,buralara ne Türkler ne araplar ne de farslar hakim olabildiler ,buralara batıdan gelen ingilizler ve fransızlar çöktüler,yahudiler israil devletini kurmak için adım atma cesaretini de nadir şahın bu orta doğu politikasına borçlular.Siyonistler böylece Osmanlı'nın zayıflamasıyla da bunu uygulamaya koyup sonuca ulaştılar.Böylece bugün orta doğunun batılı emperyallerin sömürge alanı olmasında o az bulunur Nadir kolpa adi şahın büyük emekleri ve hizmetleri vardır.Orta doğu,doğu anadolu ve batı asya da Nadir in yol açtığı bu kaos sonucunda ermeni ve kürt milis terör örgütleri yine Osmanlı/Türk düşmanı faaliyetlere imkan buldu o nadir denen yavşak yüzünden.

3- Nadir şah ın Azerbaycan ve İran politikaları da rusun ermeninin gürcünün ve farsların işine yaradı.Gürcistan ve Azerbaycan'da Türk hakimiyeti büyük yara aldı,Nadir in ruslarla kankalığı ve akabinde nadir in zayıflaması ruslara çok büyük hizmet etti.Nadir resmen bu politikası ile Gürcistan Kafkasya ve Azerbaycan'ı ruslara hediye etti.Nadir in zamanında ruslarla Osmanlıya karşı iş birliği yapıp anlaşması sonucu sırtımı güven altına aldım diye yaptığı politika Nadir'in kıçında patladı.Ruslar yok olan Nadir'den kalan son Kaçar hanedanlığını antlaşma kankalık falan dinlemeden üst üste feci yenilgilere uğrattılar. Kaçarlar rezil olmuş şekilde İrana geri çekilirken Azerbaycan ve Kafkas Türk toprakları Rus hakimiyetine girdi.Bu durum Gürcistan ve Ermenistan'ın varlığına temel oluşturdu.Zamanında rusla iş pişirip Osmanlı Türkünü buralardan kovan Nadir şah ,Azerbaycan ve Kafkasları rusa ermeniye ve gürcüye hediye etti.


4- Peki,İran içlerine çekilen Kaçarlara ne oldu?Bunlar da hem Nadir'in tüm türkleri yıkıp yok etmesinden dolayı yalnız kalıp destek bulamadılar, hem de üstüne ruslara karşı defalarca ağır yenilgiler almaları sonucunda iyice zayıflayıp güçten düştüler,bunu fırsat bilen,Osmanlıdan her daim büyük darbeler yiyen ,lakin Nadir şah ın hiç dokunmadığı sırtını sıvazladığı farslar bu sefer harekete geçip Kaçarları feci asimilasyon baskı yağma ve katliamlarla yok ettiler, böylece İran coğrafyası da Nadir şah denen kolpa herif yüzünden Türk'ün elinden çıkıp farsi molla İran'ın eline geçti.

5- Anadolu'da ise Osmanlı Türkleri ,emperyal avrupa haçlılarına karşı yine bir çok cephede savaşarak var oluş ve kurtuluş savaşını kazandılar. Bu sırada Nadir şahın parçalanıp yakılmış ,kendi sarayının kapısında atların ayakları altına atılmış adi kemikleri bile ortadan yok olmuştu,İşte böyle zor bir durumda olan ve bir çok cephede kafire karşı boğuşmakta olan Osmanlı, üstüne bir de onca imkansızlığa rağmen 'Kafkas İslam Ordusunu' kurup silahlandırarak Nadir şah kolpasının rusa ermeniye ve ingilize hediye ettiği Azerbaycan!a girip, rusu ingilizi ve ermeniyi üst üste koyup oradan atarak Orada Azerbaycan Türk devletinin ilk temellerini atmıştır.Bunlar olurken,kolpa adi nadir şah çoktan cehennemi boylamıştı.

İşte Rusların nerden geldiğinin ,nasıl ve kimin desteği ile büyüyüp güçlendiğinin ,Ortadoğu ,orta asya ve uzak doğuda batılıların ve Rusların nasıl ve kimin sayesinde nüfuz kazandığını ve hatta İranda dahi Türk ün tüm orta asya ve uzak doğudan silinip yerine rus, İngiliz, Hindu ve persin geçtiğinin doğru net ve açık tarihi budur. Tüm bunların suçlusu şah İsmaillerin ,tahmasbların Abbasların ,nadir şahların hain kolpa adi safevisidir.Bu kalleşleri Türk kabul etmek Türk ün onurlu şerefli adil ruhuna ve kanına hakarettir!

Yaşasın Savaşçı şehit Osmanlı Türkü ! Kahrolsun safevi nifakçı kalleş hainler!




KÜNYE
Tür;Deneme,Makale,Teori
İçerik;Kültür,Tarih,bilim
Kaynak;Araştırmalarım
Dönem;Temmuz 2018
Güncelleme; Yok

27 Mayıs 2018 Pazar

NİFAKKIRAN SAVAŞÇI BAŞBUĞ YAVUZ SULTAN SELİM HAN ve safevi şah ismail



Başbuğ Yavuz Selim Han türklerin en büyük kumandanlarından biridir!Babası 2. Beyazıt ,Annesi ise öz be öz Türk obası olan lakin şah İsmail ve safeviler tarafından pusu ve katliamla ezilen Dulkadiroğullarından türk kızı Ayşe (Gülbahar) hatun dur!tek eşlidir eşi de türktü! 10 Ekim 1470’de Amasya’da doğdu. Doğumundan ölümüne dek asla sarayda yatmadı daima at üstünde savaştı!

Başbuğ Yavuz en küçük erkek kardeşti.Bu onun tahta geçme ve padişah olma şansının çok az olduğunun da bir göstergesi oluyordu Osmanlı geleneğine göre en küçük şehzadenin sultan olma Şansı neredeyse imkansızdı!Zaten en küçük şehzadeler merkezden başkentten en uzak sancağa atanırdı ve Yavuz da Trabzon a atanmıştı!


Lakin Başbuğ Yavuz hırslı zeki yetenekli ve güçlü idi ve küçük bir çocukken İstanbul da yanına gittiği ve onun himayesinde dersler alıp kendini ona çok yakın hissettiği çok sevdiği ve hayranlık duyduğu rol model aldığı dedesi Fatih i örnek alıyordu! Kuran-ı Kerim, tefsir, hadis ve fıkıh dersleri yanında yüksek fen ilimlerini de öğrendi. Arapça  ve Farsçayı mükemmel şekilde konuşabilecek seviyedeydi! Çok çevik ve zeki idi. Bir defa dinlediğini bir daha kolay kolay unutmazdı. Spora meraklıydı. Ata binmek, güreş tutmak, ok atmak ve kılıç kullanmak konusunda Türk atalarının genlerinin vuku bulmuş haliydi! Edebi sanat yönü muhteşem şairliği kusursuz,hitabet yeteneği etkileyiciydi!uzun bıyıklar bırakır lakin sakal bırakmazdı sakalsız tek Osmanlı padişahıydı bunun nedeni ise kendini biç bir zaman bir sahip yada hükümdar değil hizmetçi ve asker olarak görmesidir.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı ona tarihte ‘’Yavuz’’ ünvanı verilmiştir! Yavuz ismi duyulunca görülünce ilk akla gelen Başbuğ Yavuz sultan selim han olur! Çocuklara Yavuz ismi verilirken de başbuğ Yavuz Sultan selim han a atıfta bulunulmuş olur! Bu savaşçı cihatçı sanatçı ruh ne babası ne de büyük kardeşlerinde bu denli vuku bulmamıştı! Osmanlı , Timur a yenilip bitme noktasına gelmişken Fatih in çabasıyla toparlanmış ve haçlılara karşı büyük zaferler elde edilerek atağa bile kalkmıştı!İstanbul ve Trabzon gibi hristiyan batı dünyasının önemli noktaları ele geçirilmişti!diğer bir nokta Kudüs Müslümanların elindeydi lakin orada memlük devletinin hal ve hareketleri haçlılarla yakınlaşması Başbuğ Yavuz un hiç hoşuna gitmiyordu! Başbuğ Yavuz babası yıldırım ve ağabeyleri korkut ve Ahmet in pısırık uzlaşmacı ve sönük politikalarını da beğenmiyordu!Bu dedeleri tarafından binbir zorlukla onca kan dökülerek yeniden diriltilen ve güçlenerek batıya korku salan devletin tekrar uyutulup etkisiz hale gelmesine neden olduğunu düşünüyordu!


Bu doğrultuda daha genç yaşta Trabzon u rahatsız eden gürcülere sefer yaparak parlak askeri dehası ve maharetini kanıtladı!Kutayis seferi adı verilen bu seferlerle Kars Erzurum ve Artvin gibi stratejik önemli topraklar kusursuz bir başarı ile Osmanlı devletine katıldı!

Başbuğ Yavuz Sultan Selim Han ın bu batıya yönelik fetihçi ve haçlılara karşı cihadçı isteğini ise bir olgu baskılıyordu bunu şehzadeliğinde yaşayarak anladı! Başbuğ Yavuz un ilk amacı niyeti ve hayali batıya fetih ve cihat yapmaktı ama bir tehlike doğmuştu ve bu bırakın batıya fethi ile ilerlemeyi var olan Osmanlı devletini yok edip içten oyup eski dağınık ve bitik haline dönüştürecek bir mikroptu! Asıl cihat buna karşı yapılmalıydı!Çünkü kafirin düşmanlığı belliydi ve ona karşı savaşmak kolaydı ama münafığın düşmanlığı iki yüzlüydü ve asıl buna karşı savaşmak zordu!bu nifak ve ihanet tohumu anadoluda iran ın desteklemesi ile şah İsmail adlı bir meczup un yaymaya çalıştığı alevi şii hedef alan bir mezhepçi isyan ve nifak tohumuydu!

Şah İsmail, Anadolu’ya “halife” adı verilen Alevileri yollayarak yoksul halkı kışkırtıyor ve Osmanlı devletini zayıflatmaya çalışıyordu. Ayrıca Türkmenler arasında “nezir” adı altında vergi toplatarak gelir kaynaklarını artırmaya çalışıyordu(Timur, 1994). Sultan Beyazıt bunun üzerine derhal İran sınırındaki valilere emirler göndererek Şii propagandacıların yurt içine sokulmasını ve Osmanlı Devletinden de İran’a ziyaretleri yasakladı(Güngör, 1975).

Şahkulu’ya Anadolu’da Şeytankulu denilmesine karşılık İran’da Şahkulu’nun çok bilgili ve
Tanrısal bir güce sahip olduğuna inanılmaktadır. Buna göre Şahkulu, Kur’anı düzeltmekle kalmayarak mucizelerle de öğretisini geliştirmiştir. Bunun için kendisine sofi yani bilgin denilmektedir(Kantemir,1999).Bu sapkınlar Kur an ın Hz Osman zamanında eksik ve yanlış olarak toplatıldığını savundular!

Şah Kulu, Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar’ın halifelerinden Hasan Halife’nin oğlu, Korkuteli ilçesinin Yalımlı Köyü halkındandır. Hasan Halife, iki defa Şeyh Haydarın hizmetine gitmiş, bu hizmeti sonunda memleketi olan Tekeli’ye gönderilerek halkı, Şeyh Haydara bağlamaya memur edilmiştir(Uzunçarşılı,1949).

Buna canlı olarak haçlı parmağı yemiş irani şii alevi safevilerin yakın akrabası kur anı düzeltme iddiası ile ezanı değiştirerek sahabeye küfür ederek harici sapkın akımları etrafında toplayarak ve Osmanlı Anadolu topraklarında ehlisünnet halkın ‘şeytankulu’ lakabını taktığı şahkulu isyanı ile şahit olan Başbuğ yavuz Selim Han ,büyük abisi ve tahtın varisi şehzade Ahmet in onca zarar verip sonunda köşeye sıkışan şah kulu denen mezhepçi münafık terörist  hain köpekleri ezip yok etmek yerine yeniçerilerden biat istemeye kalkması yeniçerilerin ise bunu reddederek müdahalenin gecikmesi ile şahkulu isyancıları kaçmayı başardığını duydu! Bunu üzerine Başbuğ Yavuz babasını uyararak isyan etti! Bunu gören vezirlerin baskısıyla Baba 2. Beyazıt rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa’yı 1500 kişi ile asi şehzadenin Başbuğ Yavuz Selim in üzerine gönderdi. Beyazıt’ın bundan maksadı Başbuğ Yavuz Selim’i korkutmaktı. Hasan Paşa Selim’e, babasının hayatta olduğu müddetçe padişahlığı Şehzade Ahmet’e devretmeyeceğini söyleyerek bu defalık olsun baba ile oğul arasındaki bir cenge engel oldu. Bu arada Başbuğ Yavuz Selim’in Rumeli’deki sancak isteği de kabul edildi.



Böylece Trabzon harici yakın sancaktarlık alan Başbuğ yavuz askeri bir güce yetkiye ve imkanlara da sahip oldu ilk işi ise Anadoludaki safevi destekli nifağın merkezini ve odaklarını araştırmak oldu! Bunu bizzat kılık değiştirerek kendisi de geziler yaparak yerinde gözlemlemiştir!
Bu araştırma ve gözlemler sonucunda ihanet isyan ve nifağın safevi destekli olayın vahametini ve bu büyük tehdidin devleti yıkmaya,İslamı parçalamaya ve haçlıların pis emellerine imkan vereceğini gözleriyle gören Başbuğ Yavuz babasını yine defalarca elçiler gönderip uyarmasına rağmen babası 2. Beyazıt bunu dinlemeyerek batılı devletlerle deniz ticaretini geliştirmekle uğraştı!
Buna artık dayanamayan Başbuğ Yavuz emrindeki askerlerle tahta yürüdü!


Yeniçeriler ve ordu  ise gerek 2.Beyazıt ın gerek şehzadeler Ahmet ve korkut un yeterli yetenek güç ve vizyona sahip olmadıklarını görüyorlardı! Şah kulu isyanını bastırma  esnasında şehzade Ahmet in taht derdine düşmesi destek görmeyince küsüp her şeyi bırakıp Amasya sancağına kapanması, şahkulu tarafından kafilesi yağmalanıp askerleri pusuda şehit edilen şehzade korkut un çekinerek Manisa sancağına kapanması Yeniçerileri ve ordu kumandanlarını da kızdırmıştı! Tüm bunlara tepki gösteren isyan eden ise Sadece küçük hanedan üyesi Trabzon sancaktarı şehzade Başbuğ Yavuz idi.Zaten ordu içinde Başbuğ Yavuz a duyulan sempati artık göz ardı edilemez halde herkes tarafından hissedilmekteydi! Bu olacakların da habercisiydi!

Bunu yakından bilen ve ordudan destek alamayan şehzade Ahmet Alevilerden ve ordu içinden şah kulu ile safeviye sempati duyanlardan bir askeri birliği yanına çekti!Başbuğ Yavuz Selim ise sancaktar olmasıyla kendisine verilen askeri birlikle tahta ilerlemeye başladı ve yaklaştıkça kendisine biat eden askeri birlik sayısı arttı !bu yolda Başbuğ Yavuz şehzade Ahmet in bu alevi nifak sempatizanı ordusuyla 1513 te Bursa da karşı karşıya geldi ve şehzade Ahmet ve askeri birliği kısa sürede perişan edildi!şehzade Ahmet in kafası da Şehzade Korkut gibi kesildi!


Böylece Başbuğ Yavuz Sultan Selim Han baş kente geldi tüm ordu onu sevgi gösterisi ile karşılayıp biat etti!babasının karşısına çıktı ve ondan tahtı istedi! Tüm bunlar karşısında 2.Beyazıt tarhı ve tacı Başbuğ Yavuz selim e devretmek zorunda kaldı! Yavuz babasını öldürtmedi! 2. Beyazıt komplo ile nifakçılar tarafından zehirlendi ve suç aralarında antlaşmazlık olan nifak düşmanı Başbuğ Yavuzu un üstüne atılmak istendi! Yavuz buna karşılık kendisinin padişahlığına karşı durduğunu bildiği ve bu nedenle akabinde nifakçı safevi hainlerin politikasına sempati ve yakınlık duyan tüm vezir memur ve kumandanların bir bir kellelerini aldı!bu bir devlet politikası haline geldi ve kim devlete baş kaldırı ihanet ve bozgunculuk yaparsa ırkına kanına inancına mezhebine malına mülküne soyuna sopuna bakılmaksızın kellesi kesildi!


Böylece Tahtın ve ordunun sahibi olan Başbuğ Yavuz Sultan selim Han en büyük amacı ve çok istemesine karşın batıya haçlı seferlerine devam etmeyip Anadolu ya yöneldi ve ihanetin kalleşliğin nifağın bozgunculuğun hainliğin odağı safevi devleti ve çıban başı şah İsmail in üzerine yürüdü!Bundan sonraki hedefi ise Kudüs ü ve halifeliği elinde tutan lakin safeviler gibi haçlılarla ittifak yapmış ve silah almış olan memlüklere karşı olacaktı!


BÜYÜK TÜRK HAKANI NİFAKKIRAN SAVAŞÇI YAVUZ SULTAN SELİM HAN TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ MİMARI

ÇALDIRAN ZAFERİ

Yavuz, daha Trabzon da şehzade iken emrindeki küçük bir birlikle babasından habersiz şah ismail in topraklarının bir kısmını Kızılbaşları tepeleyerek fethetmiş, babası bunu duyunca kızmış ve cevap olarak safevilerin düşmanla iş birliği yapıp nifak yaydığı gerçeği ile onu uyarmıştı ama babası onu dinlemeyerek toprakları geri iade etmesi emrine isteksizce boyun eğmişti.Ayrıca Yavuz yine şehzade iken anne tarafından dedesi Türk beyi Dulkadiroğlu alaüddevle ye şah İsmail iblisi saldırmış onca katliam yapmış yakmış yıkmış ve 1 oğlu ile 2 torununu esir alıp onları boğazlamıştı.Bunun üzerine dayılarının ve dayı oğullarının intikam seferinde yer alan şehzade Yavuz yine küçük bir askeri birlikle safevi ordusunu azerbaycana dek süpüren bir saldırıda ön saflarda yer almış şah ismailin Kızılbaş ordularını püskürtmüş ve şah İsmail in kardeşi İbrahim mirza yı da esir almış ve Trabzon a getirmiş bir askeri deha olan Yavuz a yine babası 2. Beyazıt kızmış ve babasının zorlaması ile İbrahim mirza yı serbest bırakmak zorunda kalmıştır.


Büyük Türk Başbuğu Yavuz Sultan Selim han kararını verdi kızgınlığı artmıştı ve büyük bir ordu hazırlamaya başladı! Başbuğ Yavuz şah ismaile şu mektubu gönderdi;

"bilesin ve âgah olasın ki, ilahî hükümlerden yüz çevirenlerin, dini ve şeriatı yılmaya çalışanların bu hareketlerine, bütün müslümanların ve bu arada adalet sever hükümdarların, kudretleri nisbetinde mani olmaları farzdır. bunu söylemekten maksadımız sudur: tekke kösesinden hâkimiyete yükselen sen, bu yolda yürüdün, müslümanların memleketlerine saldırdın, şefkat ve utanmayı bir tarafa atarak zulüm kapılarını açtın günahsız müslümanları incittin, fitne ve fesadı kendin için temel prensip olarak kabul ettin, "umur-i padişahî ve ahkâm-ı sehinsâhiyi muktezay-i heva-yi nefs ve ragbet-i tabiiyeye uydurup kuyud-i şeriatı hakk"ettin. ibâhe-i muharreme ve irakat-i dima-i mükerreme, ve mescidleri yıkma, türbe ve mezarları yakma, ulemâ ile peygamber neslinden gelmiş olan seyyidlere ihânet "ve ilka-i mesâhif-i kerime der kazurat ve sebb-i seyheyn-i kerimeyn" gibi işler, senin kötü hallerinden bir kaçıdır. dillerde dolaşmakta olan bunlar ve bunlara benzer hareketlerinden dolayı ulemâ kesin delillere dayanarak senin küfür ve irtidadına, senin ve sana tabii olanların öldürülmelerinin vâcib olduğuna; mal ve rızıklarınızın yağma, kadın ve çocuklarınızın esir edilmesinin mübah olduğuna ittifakla karar vermişlerdir. bu durum karşısında ben, Allah'ın emirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardim etmek ve "merasim-i nâmus-i pâdişâhı için " ipekli elbiselerimi çıkardım, zırh giydim, kılıç kuşandım, ata bindim ve safer ayının başında anadolu yakasına geçtim. maksadım, Allah'ın inayetiyle senin padişahlığını yok etmek ve böylece âcizler üzerinden zulmünü ve fesâdını kaldırmaktır. ancak, kılıçtan önce sana, sünnet-i seniyye icâbı islâmiyeti teklif ederim. eğer yaptıklarına pişman olup can ve gönülden istiğfar eder ve aldığın kaleleri geri verirsen, tarafımızdan dostluktan başka bir şey görmezsin. fakat kötü hallerine devam ettiğin takdirde "zulmet-i zulümden" simsiyah yaptığın yerleri nura kavuşturmak ve senin elinden almak üzere inşallah yakında geleceğim. takdir ne ise öyle olacaktır. selâm, hidâyete tabii olanlaradır."

Bunu duyan şah İsmail ve yardakçıları ne yapacağını şaşırdı !Osmanlı ordusu harekete geçti ve Anadoludan çıkarak 1514 ün mübarek güzel hayırlı baharında safevi devletinin topraklarına girdi!şah ismail kaçmaktan başka hiç bir icraat gösteremedi Osmanlı türk ordusu karşısında!Safevi topraklarında şah İsmail ve safevi ordusuna rastlayamayan Başbuğ Yavuz şu satırları bir kadın elbisesi ile birlikte şah ismaile gönderdi;


"ey ismail, ülkemin sınırında görünmekle bana meydan okudun. işte ben geldim, haftalarca yürüdüğüm halde ne senden ne de askerinden bir eser görmedim. ölümüsün yoksa sağmısın bilemiyorum, hile ve aldatmaktan başka bir şey bilmez misin? şayet korkuyorsan bir tabib getir ki seni tedavi etsin. seni daha fazla korkutmamak için güzide askerlerimden kırk bin kişiyi kayseri yakınlarında bıraktım. düşman hakkında ancak bu kadar lütuf gösterilebilir"

Savaşta tarihte en kısa süren savaşlardan biridir çaldıran!!  şah hiç bir üstünlük kuramadı! Osmanlı 2500 km. yolu onca pusu tuzak ve zorluğa rağmen aşıp şahın ordusunu 23 Ağustos 1514 te Çaldıran ovasında deplasmanda yakalayıp mahvetti!Şah İsmail kancık canını zor kurtarmış ve bu yenilgi ile safevi devleti fiilen son bulmuştu!şah İsmail; ünvanını ,220bin km.lik topraklarını ,devletini ,sancağını ve eşi taçlı hatunu Yavuz a kaptırmış halde içkici bir ayyaş meczup olarak kendini bulmuştu!bu halde sürünerek sağda solda düştü !onu mübarek şeyh ağa dede pir sayan yalamaların ellerinde bir süre daha sürünen şah İsmail in ölümüyle birlikte fiilen yok olmuş sadece adı kalmış safevi devleti de yok oldu resmen!Çaldıran zaferinden  hemen sonra bu muzaffer Osmanlı Türk ordusu dönüp suriye ye kadar gitmiş kaçmakta olan memlük ordusunun peşinden taa çölü geçerek memlük ordusunu da mahvetmiştir !

Şah ismail adam olsaydı  nifak çıkarmak kalleşlik yapmak yerine, tahtın var ordun var sancağın var devletin var çıkarsın yavuz un karşısına eski türk başbuğları gibi kozunu sahada paylaşırsın! haçlıyla iş birliği yapıp kalleşlik peşinde koşmak nifak çıkarmak nedir? Bu şah bozuntusunun  boktan sonuçlarını türk devletleri ve Türkiye bugün halen daha yaşıyor çekiyor!Osmanlı ordusu safevi topraklarına giriyor bizim kancık şah ortada yok!ne yapıyor bu yavşak pusu kuruyor suları zehirliyor kendi tarlalarını yakarak kaçıramadığı hayvanları telef ederek kaçıyor!Batıdan destek alan da kürtleri alevileştiren de şah ismail dir yoksa kürtte alevilik ne arardı?tüm bunların bugün sonuçlarını görüyoruz!şah ismail haytayi yavşağı olmasaydı ,oyalamasaydı ,zarar vermeseydi, gölge etmeseydi Türk viyana kapılarına dayanmakla kalmaz !taa ingilizin gırtlağına bile dayardı gırtlağına!
hahaha bunu şah ismail ve safevisinin asla başaramayacağını böyle bir zeka yetenek güç ve vizyona asla sahip olmadığını salağa sorsanız söyler!



MERCİDABIK VE RİDANİYE SAVAŞLARI

Çaldıran zaferi ile nifak odağı ve çıban başı safevileri ve şah ismaili yere gömen Başbuğ Yavuz Sultan Selim ve Osmanlı ordusu bu kez 2. sırada en büyük nifak odağı haçlılarla işbirliği yapmış ve silahlandırılmış memlüklerin üzerine Suriye ye yöneldi!

Çaldıran zaferi ile şah ismailin kaçması nedeniyle çok uzaklaşan ve memlüklerle hesaplaşmak için çok Uzun bir yol kat eden Osmanlı ordusu 24 Ağustos 1415 te  Kansu gavri komutasındaki memlüklere karşı Mercidabık savaşında ilk ve ezici bir zaferi çok kolay bir biçimde kazandı.Safevi mezhepçi yobazların aksine liderlerin haçlılarla ittifak ve ticari ilişkiler geliştirmesini benimsemeyen memlük halkı çoğunlukla Kansu gavri ye destek olmamıştır!kansu gavrinin de öldüğü Bu ilk darbe ile Kudüs,Halep ,Şam,Gazze, Hama ve  Humus Osmanlı toprağına katıldı.Yavuz Sultan selim Han da ilk türk İslam halifesi ünvanını aldı!


Mercidabık zaferi akabinde ise Başbuğ Yavuz Selim Han memlük lideri Çerkez asıllı Tumanbay a mektup gönderip halifeliğinin ve kendine biat edilmesinin kabul edilmesi şartıyla sulh anlaşması yapmayı ve memlük devletine kalan topraklarla devam etmeyi önerdi! Ancak Tumanbay kendisine bu mektubu getiren Osmanlı elçisini öldürerek cevap verince Yavuz 22 Ocak 1517 de Memlükler üzerine 2 .seferi başlattı!memlükler mercidabıktan Osmanlının ateşli silah gücünün farkındaydı ve haçlılarla işbirliği yaparak onlar da top ve tüfeklere sahip olmuşlar ve buna güveniyorlardı ama Osmanlı ordusunun 13 gün gibi kısa bir sürede onca techizatla Sina çölünü aşması ile başı dönen çoğu çerkes ve Araplardan oluşan memlükler ağır yenilgiler aldı sokak ve şehir savaşlarına dek varan mücadelerde Tumanbay kadın kılığında şehirden kaçarak nil nehrini gemiyle geçip sıvıştı ve bazı şartlar öne sürüp aman diledi lakin kendisine gönderilen elçilerin sözlerini beğenmeyerek yine öldürttü! Böylece şehir şehir kaçan her defasında mağlup olan Tumanbay nil in kıyısında kaçmaya çalışırken Rumeli beylerbeyi Mustafa paşa,halep naibi hayırbay ,şahsuvaroğlu Ali bey ve canberdi gazali gibi beyler ona yetiştiler ve yakalanma korkusuyla kendini nil nehrine atan Tumanbay kementle boğazından yakalanıp başbuğ Yavuz selim im karşısına çıkarıldı! 

Başbuğ selim sürekli kaçsa da azmi ve pes etmeyen kişiliğine saygı duyduğu Tumanbay ı idam etme konusunda istekli olmadı ama vezirler onun adının ve nüfuzunun etkisini gösterip kanıtlayarak Yavuz u Tumanbayın idamı konusunda ikna ettiler.Yine de yavuz bir plan uyguladı ve Tumanbay ın kodesinin kapısına yandaş rolü yapan birkaç adamı gönderdi ve onlar kodesteki Tümanbay a onu kaçıracaklarını ve Tekrar Yavuz a karşı isyan edeceklerini söyledi.Tumanbay da bunu kabul edip yavuzu isyan değil onu öldüreceğini dahi söyledi. Adamlar gelip bunu Yavuz a anlatınca Yavuz küçük bir tebessüm etti ve saygıyla Tumanbayın idam fermanını imzaladı!Tumanbay da şehirde ibret olsun ve savaşın galibi ve mağlubu herkesçe bilinsin diye gezdirilerek herkesin gözü önünde asılarak idam edildi ve 3 gün dar ağacında sallandırılarak bekletildikten sonra cenazesi kılınarak defnedildi!!Böylece memlükler ridaniye savaşları ile mercidabıktan sonra  yıkıcı bir mağlubiyet daha alarak tarihten silinmişlerdir!Böylece başbuğ Yavuz Sultan Selim Han a halifelik yanı sıra Kahire ve Mısır ın tamamı ile Mekke ve Medine kutsal toprakların anahtarı ve mukaddes emanetler de geçmiştir!


Bu savaş sonunda halife ünvanı alan Başbuğ Yavuz Sultan selim han tüm nifak odaklarını yok ettikten sonra bu amaçla çıktığı doğu seferi politikasını sonlandırmış ve yüzünü hayranlık duyduğu dedesi Fatih gibi en büyük hayali olan haçlılara karşı cihada çevirmişti lakin bu esnada ordusunu hazırlarken seferin başında yakalandığı şirpençe hastalığı sonucunda 22 Eylül 1520 de Hak’ın rahmetine kavuşmuştur!Allah gazi ruhuna rahmet eylesin!

KEFENİNİ BAŞINDA TAŞIYAN BÜYÜK TÜRK BAŞBUĞU NİFAKKIRAN SAVAŞÇI YAVUZ SULTAN SELİM HAN

Türklerin başına yavuz gibi birisi gerekli! Osmanlı her daim kefereye karşı savaştı avrupaya okunu çekti! Haçlılarla işbirliği yapan hain şah ismail her daim türkle ve müslümanla savaştı! tek derdi mezhepçilikti!bu meczup müptezel şah, sırf sunni diye türkleri yakıp asarken ,kürtleri zazaları alevileştirip kullanmaya kalkıştı!Bunlar kendi başına bela olduğu gibi ,bugün pkk dhkpc tikko gibi komunist örgütlerin elebaşılığını yapıp halen daha Türke Türkiye ye karşı ermeni rus haçlı kucağında hoplayıp ihanet içindeler adi mendebur şahları gibi!

Osmanlı ‘nın durumunu o zamanlar iyi tetkik etmek gerek!Osmanlı o dönemde İstanbul’u almış ,bir yükseliş döneminde ,geleceği çok parlak ve bu türk devleti o zamanki dünyanın merkezinde en değerli ve stratejik bölgesinde yer alıyor ve gittikçe genişlemeci bir politikayla ilerliyor!tüm önemli ticari yollar deniz yolları Osmanlının eline bir bir geçiyor!dünyada bilinen tüm kıtaları merkezi ve stratejik noktadan etkisi altına alıyor!
Osmanlı nın bu yükselişini çekemeyen zenginliğinde toprağında avantajlı konumunda gözü olanlar en başta 3 ‘e ayrılır;

1- siktiğimin haçlı kafirleri
2- mankurtlaşmış memlükler
3-mezhepçi yobaz hain safeviler


ve bu 3 olgu birleşerek Osmanlı yı yok etmeye kalkıştılar.bunun fitilini Osmanlı türk sancağı her geçen gün böğrüne biraz daha giren haçlılar ateşledi!memlük ve safevi kancıkları ise dünden razıydı!
O değilde içlerinde en kancığı şah ismailin safevisiydi!

Osmanlı nın yükselişi genişlemesi ve kendini en yüksek merkezi noktaya konumlandırması aralarında ufak tefek sürtüşmeler olan haçlı ülkeleri portekizliler, İspanyollar,venedikliler, fransızlar, kutsal roma imparatoru, papa ve memlükler ile safevileri Osmanlı Türk İslam devletine karşı yakın müzakere ve işbirliğine sokmuştu!

Haçlılar ;şah ismailin askerî alandaki zaferleriyle safevilerin mezhep değiştirtmek konusundaki başarısı osmanlılar’ın doğuya doğru yayılmasını engellediği gibi ,safevi devletini uğruna çabaladıkları, ancak ulaşamadıkları bir emel olan osmanlı gücünün sindirilmesini başaracak yardımcı devlet olarak görüyorlardı. Avrupalı haçlı hükümdarlar askeri açıdan başarılı ve bunun yanı sıra mezhepçi bir manevi etki ile ayrımcı bölücü kutuplaştırıcı siyaseti ile Türk-İslam dünyasında çıkarları doğrultusunda etkili gördükleri şah ismailin kendine has ta olsa İslam eksenindeki devletiyle siyasi , ticari ve askeri ilişki kurma olasılıklarını araştırmak için can atıyorlardı.

Bu niyetle haçlılar ilk önce memlüklere yapıştılar heyetler gönderdiler ortaklık kurmak için taharetsiz kıçlarını yırttılar sonunda memlüklerin akıllarını çeldiler ama o safevi şah ismail denen müptezel haçlı teklifini beklemeye dahi gerek duymadan bizzat kendisi o zaman haçlı ordusunun en güçlü devleti macar kralı Lajos a mektup yazıp haçlılarla osmanlıya karşı işbirliği teklifini bizzat kendisi yaptı ve onu tebrize bizzat davet etti! haçlıların diğer önemli gücü ispanya kralı 5. carlos da heyet gönderdi! böylece kirli adi işbirliği kuruldu ama hiç biri osmanlı türkünün karşısına çıkmaya götü yemedi hep içten hainlikle kalleşlikle komplolarla Osmanlı yı yıkmaya çalıştılar!

Hatta Venedikli bir casus olan constantino laschari, ergen çağındaki şah ismail ve birlikleri konusunda 1502 de venedik senatosu’na rapor veren ilk kişilerdendi ve yazdıkları hem Türklük hem de İslam açısından şah İsmail in safevilerin ve yardakçılarının gerçek yüzünü bir yabancının gözünden anlatması açısından manidardır;



‘’ safevi inancı, her zaman osmanlı sultanı’nın sarayına karşı savaşmıştır; çünkü onlara göre osmanlılar sapkındır ve pek çok müslüman’ın toprağını gasbederler.şah ismail’in, peygamber olduğu, zengin, âdil, cömert ve ilâhî esine sahip olduğu düşünülür. başlı başına ayrı bir din olarak kabul edilen kendi tarikatlarında en sevilen kişidir.’’

şah ismail’den övgüyle söz edilen başka bir manidar metin de, şam’da yaşayan İtalyan ajan giovanni morosini tarafından 1507 yılında venedik senatosu’na gönderilmişti. signoria venedik’i şah ismail ile ittifaka ikna etmeye çalışan morosini, şahı cesur, cömert ve bilgili olarak betimlemişti. kendisine aşırı bağlılar, şah ismail’e kral veya prens değil de manevi bir hazla “peygamber” veya “ulu” diyorlardı. morosini’ye göre şah ismail kimseye fikir danışmazdı; ancak danışman olarak yanında daimi üç ermeni papaz bulunurdu ve onlara danışırdı. şah ismailciler onun “yeryüzündeki tanrı” olduğunu düşünüyorlardı. morosini, şah ismail’in inancının ne olduğunu bilmediğini itiraf etmesine rağmen bu inancın “başka bir inançtan çok hıristiyanlık’a yakın” olduğu sonucunu çıkarmıştır.


Yine safevi askerlerin 12 imamın adının yazdığı kızıl başlıklarını hristiyanlıktaki 12 havari ile Portekiz haçlı askerlerinin kızıl miğferlerine benzeten ve çoğunlukla  şah İsmail in ordusundan bahseden tüccar kisvesi altında ismi saklandığı için anonim kalan bir ajan 1508 te şunları yazar;
’’ özellikle askerleri (Kızılbaş), şahı sever ve ona saygı gösterirler. askerlerin çoğu şeyhleri ismail’in çarpışmada onları gözeteceğini düşünerek zırh kuşanmadan savaşa girerler. diğerleriyse, savaşa zırh kuşanmadan hükümdarları için ölmek isteğiyle girerler ve “şeyh, şeyh” diye bağırırlar. (safevi askerleri üstleri çıplak olarak ve şeyh şeyh diye bağırarak savaşırlardı.Osmanlı Türk askerleri ise kurtuluş savaşı dahil daima buna karşılık olarak Allah Allah diye hücum ederlerdi). iranın dört bir köşesinde Allah adı unutulmuştur; hatırda kalan yalnızca şah ismailin adıdır. herkes, özellikle de askerleri onun ölümsüz olduğunu düşünür.’’


Bunlara tahammül etmeyen ulu Türk hakanı Yavuz sultan selim han nifak başı safevilerin üstüne yürüdü ,yavuz ordusu ile tüm safevi topraklarını baştan başa  kat ettikçe şah ismail ise kaçtıkça kaçtı ve köşeye sıkışınca anca çaldıranda belasını buldu!
arkasından Yavuz memlüklere yürüdü ,memlükler de karşısına çıkamadı !öyle ki yavuz onca ordu ve ağırlıkla tüm çölü geçti de memlükler artık köşeye sıkışınca savaşa tutuştular Osmanlıyla!Osmanlı onların da defterini dürdü hepsini tahtıyla devletiyle ünvanıyla birlikte tarihe gömdü!
Yavuz tam haçlıların üzerine yürüyecekken hastalandı ve gazi ruhu cennete uçtu!Onun işini oğlu kanuni devraldı ve avrupaya haçlılara saldırdı!macarları defalarca hoplattı!

Yavuz alevi de kesti sunni de kesti ,kürtte kesti Türkte kesti! kim nifak hainlik ve adilik peşindeyse topunun defterini dürdü! eğer bunu başaramasaydı adi safevi artıkları gibi soyadınızın sonunda -ov takısı ile asimile olup,Türkiye diye bir devlet te olmazdı yerine Anadolu da yunanistan bulgaristan ermenistan rusya iran uzantıları ve kürdistan olurdu  ve Yavuz gibiler sayesinde ismini cismini bilmek zorunda kalmadığımız ingilizin fransızın bir çok sömürge uydu devleti olurdu!

GERÇEKLER ACIDIR!

Şah ismail Türkte yavuz piç mi?kuyruk acıları bu! ????devşirme????? osmanlı haçlı veledini alıp haçlıya karşı kullanıyor, bizim şah adisi kürdü alıp alevileştirip türke karşı kullanıyor hahahah bir de devşirme diyorlar millette ne kuyruk acısı var arkadaş bu ülkenin haini nankörü bitmez! Öz be öz Türk Yavuz a karşı kendi kürt asıllı ,anaannesi rum olan her daim türk kanı akıtmış olan şah ismaili üstün getirmeye kahraman yapmaya kalkanlar türk değil hain kancık birer çifuttur! Biz Türk İslam birliğini Turanı sağlamaya çalışırken bu kancık çaşıtlar şah İsmail gibi bir bölücü bozguncu nifakçı kalleş haini kahraman öz türk hatta başbuğ gibi göstererek bu meczup şahları gibi her daim türk ün azılı düşmanı olan batılı
Haçlı kafirlerin köpekliklerini yapmaktan halen daha geri durmuyorlar!


Meczup mendebur müptezel nifak başı şah ismail gerçekleri;

-Şirvan seferinden dönülürken,Sunni Türkler ,Sünnilerin pis olması bahanesiyle Şah’ın emriyle denize atıldı.(Bkz. Hülasatu’t-Tevârih, c. I, s.62; Cevâhirü’l-Tevârih, s. 115)

-Şirvanşah Halil’in mezarı açılıp kemikleri yakıldı.
(Bkz. Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s. 13; Ahsenü’-Tevârih, s. 66; Fütûhat-ı Şahî, s. 145 vd; Zeyl-i Habibü’s-Siyer, s. 58-59.)

-Tebriz’de Şiiliğin resmi mezhep ilan edilmesinin tepkiyle karşılanması üzerine Şah İsmail: ‘’Kimseden korkmuyorum. Allah ve On İki İmam benimledir. Eğer bir söz söylenirse kılıcımı çeker ve kimseyi sağ bırakmam.’’ dedi.(Bkz. Cihangüşa-yı Hakan, s. 147.)

-Ezana ilaveler yapıldı.
(Bkz. Zeyl-i Habibü’s-Siyer, s. 66; Ravzatü’s-Safeviyye, s. 154; Kısasü’l-Hakanî, c. I, s. 36; Ahsenü’-Tevârih, s. 86.)

-İlk üç halifeye lanet okunması emredildi.
(Bkz. Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s.16; Hülasatu’t-Tevârih, c. I, s. 64, 73.)

-İlk üç halifeye lanet okumayanların katledilmesi emredildi.
(Bkz. Hülasatu’t-Tevârih, s. 72-74; Ahsenü’Tevârih, s. 85-86; Cevâhirü’l-Ahbâr, s. 119; Lubbü’t-Tevârih, s. 394; Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s. 16-17; Tekmiletü’l-Ahbâr, s. 40-41; Zeyl-i Habibü’s-Siyer, s. 65; Alemârâ-yı Abbasî, c. I, s. 47.)

-Safevi ve şiilere zulmeden Sünnilerin intikam ateşinde yakılmaları emredildi.
(Bkz. Zeyl-i Habibü’s-Siyer, s. 66.)


-Azerbaycan’da pek çok kişi öldürüldü.
(Bkz. Zeyl-i Habibü’s-Siyer, s. 66; Ravzatü’s-Safeviyye, s. 154)

-Şiiliğe sadakatinden şüphe duyulan kişiler her zaman gizlice takip edildi.
(Bkz. Tekmiletü’l-Ahbâr, s. 55; Zeyl-i Habibü’s-Siyer, s. 66.)

-Asta kalesi aman dileyip kaleyi teslim ettilerse de kale halkına ve Türkmenlere katliam yapıldı.(Bkz. Tarih-i Elfî’de ve Tarih-i İlçi-yi Nizamşah’ta 30000 kişinin katledildiği kayıtlıysa da rakamın abartılı olduğu ortadadır. Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s. 24-27; Tarih-i Elfî, s. 322; Hasan Rumlu 10000 kişinin katledildiğini yazmaktadır. Ahsenü’-Tevârih, s. 101, 108-109.)

-Türkmenlerin reisi Cihanşahlu Murad Bey kazığa geçirilerek yakıldı.
(Bkz. Cevâhirü’l-Ahbâr, s. 121-123; Alem-ârâ-yı Abbasî, c. I, s. 49-51; Tarih-i Elfî, s. 322; Hülasatu’t-Tevârih, c. I, s. 83; Tekmiletü’l Ahbâr, s. 42; Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s. 24-27.)

-Yezd şehrinde katliam yapılarak en az 7000 kişi öldürüldü.
(Bkz. Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s. 32.)

-Ebruh hakimi Muhammed Kere kadın-erkek akrabalarıyla birlikte yakıldı.
(Bkz. Lubbü’t-Tevârih, s. 400; Tekmiletü’l-Ahbâr, s. 43, 44; Alem-ârâ-yı Abbasî, c. I, s. 51; Cevâhirü’l-Ahbâr, s. 122-123.)

-Şah İsmail in babası Şeyh Haydar’a karşı savaşanları belirlemek için yapılan soruşturmada pek çok Türkmen öldürüldü.(Bkz. Lubbü’t-Tevârih, s. 401; Tekmiletü’l-Ahbâr, s. 44; Alem-ârâ-yı Abbasî, c. I, s. 53; Hülasatu’t-Tevârih, c. I, s. 87.)

-Şah İsmail,Her daim Türkmen şehri olan Bağdat’a girince Sunni Türkmenlere katliam yaptı.
(Bkz. Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s. 35; Ahsenü’-Tevârih, s. 136-137.)



-İmamı Azam’ın türbesini yıktılar mezarını açıp kemiklerini yaktılar.
(Bkz. Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s. 37.)

-Özbek lider Türk Şeybek Han’ın başı kesildi kafa derisi yüzülüp II. Bayezid’e gönderdi ve kafatasına altın kaplanarak ayyaş Şah’a kadeh yapıldı.(Bkz. Cevâhirü’l-Ahbâr, s. 128; Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s. 54-55; Ahsenü’-Tevârih, s. 161, 163; Hülasatu’t-Tevârih, c. I, s. 113.)

-Özbek Türkü Şeybek Han’ın eli kesilerek Mazendaran hakimi Aka Rüstem Ruzefzun’a gönderildi.(Bkz. Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s. 54; Ahsenü’-Tevârih, s. 163; Hülasatu’t-Tevârih, c. I, s. 114.)

-Herat’ta Hafız Zeyneddin ilk üç halifeye lanet etmeyeceğini söyleyince feci şekilde öldürüldü.(Bkz. Tarih-i Reşidî, s. 366-367; Fütûhat-ı Şahî, s. 349; olaya bizzat tanık olan Zeyneddin Mahmud Vasıfî, Bedayiü’l-Vekâyi, Tahran 1350/1972, c. II, s. 248-249.)



-Herat Şeyhülislam’ı Seyfeddin Ahmed On iki imam adına hutbe okumayı ve halifelere lanet etmeyi reddedince Herat pazarında yakılarak öldürüldü.
(Bkz. Tarih-i Reşidî, s. 367; Tekmiletü’l-Ahbâr, s. 50; Cevâhirü’l-Ahbâr, s. 128; Tarih-i İlçi-yi Nizamşah, s. 55;Ahsenü’-Tevârih, s. 163; Hülasatu’t-Tevârih, c. I, s. 113; Fütûhat-ı Şahî, s. 349.)

-şah ismail in anaannesi despina hatun adlı bir rumdur!Osmanlı padişahların rum slav kadınlarla evlenip şehzade doğurmalarını Türklüğe yediremeyen kancık Türkçü geçinen çaşıtlar ananannesi rum olan Şah isamili öz be öz türk kabul eder hatta aynı haltı yiyip rum despina ile evlenen akkoyunlu Uzun Hasan ı dahi överler Osmanlıyı ise bundan ötürü yererler! Türkler ataerkil aile yapısına aitken töre olarak ataerkil külte sahipken Osmanlı padişahları ve oğulları nasıl devşirme kırma karma melez sayılıyor da soyu kürt olan sırf anne tarafından türk olan o kız begümün de annesi rum iken nasıl şah İsmail öz be öz türk oluyor koduğumun Türkçü geçinen soytarıları sizi!bu soysuz itler türkçü görünen haçlı kafir ermeni rum artıklarıdır bunlar hain birer çifut ve kancık dedelerini domaltan Osmanlıya karşı kuyruk acıları ilerleyerek mabadlarına vurmuş rektumlarının acısıyla birde Türkçü geçinerek Osmanlı Türk devletine o kancık kanları ile güya saldırıp intikam alma derdindeler ama başarılı olamayacaklar!

-Şah İsmail ve safevisi nin kökleri moğollara dek bilinirdi !Safevi sülalesine ismini veren ata Şeyh Safiüddin İshak Erdebili nin kürt olduğu Alevi şii safevi kaynağı Safvat al-Safa adlı tarikat yazmalarında dahi yazar!Yine Karakoyunlu Cihanşah ın vakıf belgelerinde şah İsmail'in dede tarafından sülalesinin hakim olduğu safevilerin sunni kürt olduğu yazar!Tuğluklu Hükümdarı Firuz şah Tuğluk(zerrin Külah) ta bunu doğrular.Ayrıca Firuz şah ın lakabı 'zerrin külah' da 'kırmızı başlık' veya 'kırmızı şapka' anlamına geliyordu şah ismailin 'kızılbaş'ları da buradan gelir! ayrıca şah ismailin safevi atalarının seyit olduğuna dair hiç bir yazılı kaynak ve şecere yoktur!Taraftar çekmek insanları kandırmak için kendilerini böyle tanıtmışlardır!
4. kuşak torun şeyh cüneyt, türk devleti Akkoyunlu hükümdarı uzun hasan ın kızıyla evlenince safeviler türkleşme eğilimi gösterdiler.Anneannesi rum olan şah ismail de anne tarafından türkmen prensi olarak anıldı!Kökleri ise kürttü!Ataerkil külte sahip Türklerde şah İsmail nasıl türk oluyor bu çelişkileri görsün koduğumun Türkçü geçinen çifutları!



- Şah ismailin kürt aşiret tarikatçı dedesi şeyh Cüneyt dini etkisi le Uzun Hasanı etkiledi onun saygı sevgi ve güvenini kazanarak kızıyla dahi evlenme fırsatını buldu!lakin bu ikiyüzlü şeyh in amacı hainlik ve ihanetti!bundan sonra din ve tarikat zümresini terk edip şahlık ve sacaş zümresine geçen safevi tarikatı Akkoyunlu devletine ve Uzun Hasan a ihanet edip isyan ve terör estirdiler!Akkoyunlu devleti lideri Uzun Hsan rum eşi despina nın etkisi ile Osmanlıya karşı haçlıyla iş birliği yapmış ve saldırmış lakin mahvolmuştu Otlukbeli savaşı sonrası rezil ve pişman olan Uzun Hasan ve devleti çöküşe geçti bundan faydalanmaya kalkan uzuzn hasan ın kızı begümle evli tarikat şeyhi damadının safevi mürtileri silahlanıp baş kaldırdılar!akkoyunlular ile safevi tarikatçı müritleri arasında kanlı mücadeleler başladı! Safevi tarikatı sapkın ideolojisi ile mürit ve güç kazandı lakin akkoyunlular bunları büyük ölçüde temizledi şah İsmail in babası hain haydar öldürüldü ve daha beşikte olan şah ismaili aradılar lakin safevi sapkın mürtiler onu kaçırıp sakladılar ve bir süre sonra Akkaoyunlu devletinin zayıflamasıyla gücü eline alan Şah ismail  kendisinin türkleşmesine ve ana tarafından türkmen prensi olarak anılmasına neden olan Akkoyunlu türk devletine saldırarak onu yok etti! Ayrıca safevi şah ismail özellikle özbek türkü şeybek veya şeybanilere uzun süre üstünlük kuramadı ve antlaşmazlık mücadele ve savaşlar uzun yıllar boyunca sürdü şah ismail özbeklere karşı ağır katliamlara girişti!aslında en büyük katliamı şah ismail hem türklüğünü hem de medeniyetlerini ve devletini çalıp bir de üstüne konduğu öz türk şirvanşahlara karşı yaptı!




-Şah İsmail Kürtlerin Aleviliğini sunniliğe karşı korumuş ve sunnileşmeye karşı kürtleri alevileştirmiştir!Bu Türkerlin de Alevileşmesine zemin hazırladı!Mantıklı olan budur! Türklerin İslamla karşılaşması ve Müslüman oluşunun şii ve Alevilikle alakası yoktur suni ve  ehlisünnet çizgisinde Türkler Müslümanlığa geçtiler!şiilik ve Aleviliğin kökleri ise bambaşkaydı! alevilik ne türklüğün nede islamın özünde yoktur!aleviliğin eski türk inanç ve kültürü şamanizmle de alakası yok! alevilik yukarı mezopotamya ve orta asya da ışık insanları denilen ateş yakıp alevine dua eden mecusiliğe benzer gelenekleri olan putperest ve barışçıl bir küçük topluluğa aittir!aleviliğin ataları afgan peştu hint kökenli çingenemsi toplayıcılık ve ekici- besicilikle geçinen ,savaşçı -askeri özellikleri olmayan bu nedenle barışçıl takılan bir topluluğa aittir.

Türk moğol ve çinli obaların akıncı saldırgan talancı askeri özellikleri gelişmiş savaşçı gelenekleri doğrultusundaki orta asyada ki savaşçı çağa karşı bu topluluklar bundan uzak kalmaya çalıştı ve türklerin yoğun olduğu orta asyada bile aleviler azınlıktı!bu peştu afgan hint tibet kökenli alevilerin ataları kendileri gibi azınlık olan ve savaşçı özellikleri olmayan sivil kürt aşiretleri ile kaynaştı ve alevilik kürtlerde yayıldı!dediğimiz gibi safevi aşireti kürttü aleviliği de buradan gelir!neyse bunlar detaylı konular! kürtler aslında sayısal olarak geniş bir kavim lakin askeri anlayış zayıf ve öbekler halinde dağılmışlar aralarında birlik yok bu nedenle Kürtler suni ehlisünnet islamın Türkler de ve sonra Moğollarda yayılmasıyla sunilik etkisi ile sunileştiler.bunların nedeniyle kürtlerde önemli bir sunni şaafi geleneği anlam ve önem kazanmış!

 şah ismail ne türklük ne de kürtlükte değil mezhepçi bir fanatizmle şii alevi inancı destekliyordu!zaten kürt asıllı safevi aşireti de aslında önceden sunni idi daha sonra şia yı ve Aleviliği köklerine yakın bularak Şiileştiler! böylece sunni şaafi türkmenler yanı sıra kürtlere de ağır baskı zulüm ve katliamlar yaptı!bunun sonucunda sunni ve şaafi kürtler safevi şahın zulmünden bıkarak Osmanlı safında yer alırken şii alevi kürtler de şah ismailin safında yer aldı! şah ismailin baskı ve sindirme politikası ile yayılmacı tavrı özellikle kürt bölgelerde ciddi bir alevileşme potansiyeli doğurdu!kürtlerin atalarının da buna yatkın olması bu gerçeği doğurur! safevi şah ismail kürtlerin alevileşmesinde en büyük etki ve katkıyı sağlamıştır bunun tartışması bile olamaz! eğer şah ismail ve safeviyi göz ardı ederseniz kürtlerdeki şiileşme ve alevileşmenin de bu kadar hızlı ve büyük olamayacağını ve kürtlerin ezici çoğunlukla sunni ve şaafi olmuş olacağını görürsünüz!bugün alevi şii yordam rus komunizmine ortak olmuş aynı paralelde ilerlemektedir ve pkk dhkpc ve tikko gibi komunal  terör örgütleri ile rusla ermeniyle iranla ve hatta abd ile birlik olup halen daha Türke ve Türkiyeye karşı nifak bozgunculuk bölücülük terör ve katliam peşindeler ataları şah ismail gibi!

-Şah İsmail, türk kanı taşıyan annesi Alemşah Halime Begüm'ü sunni türkler başta olmak üzere halka yaptığı zulüm işkence , katliamlara ve adaletsizliğe  karşı çıktığı için kendi elleriyle öldürmüş rum kanı taşıyan şerefsiz bir anne katilidir!şah trüklüğünü genetik olarak borçlu olduğu varlığı dahi kendi elleriyle boğmuş nankör bir köpektir!


-şah ismail her daim haçlı batıya karşı yüzünü dönmüş ve varlığı ilerleyişi her daim haçlı avrupanın aleyhine olan Osmanlı yı sırtından hançerlemeye kalkışmıştır!mezhepçi bir tutumla nifak  ihanet ve kalleşlik yordamı şah ismailin savaş taktiğidir!

-şah ismail Osmanlı ya karşı bizzat kendisi o zamanki haçlı ordusunun en büyük gücü macar kralı  Lajos a mektup yazıp Osmanlıya karşı işbirliği teklifini bizzat kendisi yapmış ve macar kralını tebrize davet etmiştir!bu ittifak çağrısı karşılık bulmuş macar kralı iştirak etmiştir! bunun devamında haçlıların en önemli deniz gücü ispanya kralı 5.Carlos heyet göndermiş daha ileri zamanlarda da portekiz kralı da bir keyet göndermiş böylece haçlı-safevi ittifakı pekişmiştir!lakin çaldıran ile bu pis adi kafir ittifak başlamadan imha edilmiştir! lakin asıl hedefi haçlı kafir avrupa olan Yavuz gibi güçlü zeki akıllı yetenekli bir türk başbuğu safevi gibi bir dansözle oyalanmış meşgul edilmiş ve türk ün avrupaya ölümcül darbesi geciktirilmiş oldu bundan sadece haçlılar karlı çıktı!Yavuz dan sonra kanuni zamanında haçlılar büyük zorluklar çekse de şah ismail in orospuluklaYavuz u oyalayıp saf dışı bırakmasıyla kanuni nin darbesini bir nebze karşılama fırsat ve takatini buldular!ondan sonra osmanlı duraklamaya geçti ve haçlılar da yükselişe geçtiler!Hain şahın haçlılarla işbirliği çabalarına dair;

1- Orta Çağ'da, birden fazla olmak üzere, başını Türklerin çektiği güçlü Müslüman düşmanlarının tehdidi altında kalan Hıristiyan güçler, çok çabuk ve kesin bir intikam elde etme konusundaki ümitlerini çok uzakta bulunan ve pek az bilinen Doğu topraklarındaki bir yöneticiye bağlamışlardır. Düşsel Prester John etrafındaki efsaneler bir tarafa bırakılırsa, bu tür ümitler, önce Moğollar, daha sonra da Timur nezdinde beslenmiş, fakat çeşitli nedenlerden dolayı gerçekleşme imkanı bulamamıştır. Aşağı yukarı dini terimlerle ifade edilseler de çok açık jeopolitik kaygılardan kaynaklandıkları için bu ümitler tam olarak yok olup gitmemişlerdir.
 (bkz. Jean Richard, "D'Âl^igidâi a 'azan: la continuite d'une politique franque chez les Mongols d'Iran", in L'Iran face â la domination mongole, (der.) Denise Aigle, Tahran, Institut français de recherche en Iran, 1997, ss. 57-69. Timur'a gönderilen Avrupalı özel temsilciler arasında en ünlü olan konusunda bkz. Beatrice Forbes Manz and Margaret L. Dunaway, "Clavijo", içinde Encyclopaedia Iranica, cilt V, ss. 692-693. Rönesans ve daha sonraki dönemlerde Avrupa kültüründe Timur konusunda şu eserdeki birkaç makaleye bkz. La civiltâ timuride come fenomeno internazionale, (der.) Michele Bernardini, Oriente moderno, nuova serie, 15, 1996, cilt II, ss. 203-339.)

2- Osmanlı korkusu ve onları bir şekilde durdurabilme ümidi de birçok Avrupa haçlı devletini İranla temasa girmeye sevk etmede kesin bir rol oynamıştır. Bu yüzden Safevi-Venedik diplomatik ilişkilerinin işbirliği boyutu asla göz ardı edilemez! (bkz. Carlos Alonso, O. S. A., "A los origenes de las relaciones entre la Santa Sede y Persia (1571-72)", içinde Dalla Chiesa antica alla Chiesa moderna, (der.) M. Fois S. J., V. Monachino S. J. ve F. Litva S. J., Rome, Universitâ Gregoriana Editrice, 1983, ss. 215-216, 218.)

3- Yayılmacı Osmanlı gücünün en çarpıcı mağduru şüphesiz Venedik Cumhuriyeti'ydi ki onun Dükası, IV. Haçlı Seferi sırasında (1204) İstanbul'un fethedilmesiyle Bizans İmparatorluğu topraklarının "dörtte üçünün Lordu" haline gelmişti. 15. yüzyıl boyunca Osmanlı yönetimine karşı gerçekleştirilen bir dizi başarısız savaşlar (1423-1430, 1463-1479, 1499-1503), Venedik'in Ege ve aşağı Adriyatik denizlerindeki sömürge İmparatorluğu'nun büyük kısmının kaybedilmesine neden olmuştu. 1463-1479 Savaşı sırasında Venedik ile başka bir Orta Doğulu yönetici olan Akkoyunlu Uzun Hasan arasında Osmanlılara karşı bir ittifak kurma amacı taşıyan diplomatik temaslar gerçekleştirildi. Karşılıklı elçilerin gidip gelmesi savaş başladıktan hemen sonra uygulamaya kondu, fakat bu çabalar ancak Giosafat Barbaro'nun Uzun Hasan nezdinde büyük elçi olarak atandığı 1473 yılında somut sonuçlar ortaya çıkmasını sağladı.(şah ismailin ana tarafından dedesi Uzun Hasan ın eşi rum prensesi despina hatun un (şah ismailin anaannesi) etkisi ile Akkoyunlu devleti Osmanlıya karşı haçlılarla iş birliğine girişti)

Barbaro, bazı ordu donanım malzemesi, birçok daha küçük çaplı ateşli silah, barut ve başka askeri malzemeyle birlikte 200 Venedik askeri taşıyan küçük bir filoyla Venedik'ten ayrıldı. Usta bir topçuyla birlikte daha fazla silahın ise daha sonra gönderileceği varsayılmaktaydı. (O zamanlar hâlâ bağımsız bir krallık olan) Kıbrıs'ta konuşlanmış olan filo, Karaman ve Akkoyunlu kara ordularıyla birlikte hareket ederek Anadolu'nun güney sahillerindeki bazı Osmanlı sahil kalelerini ele geçirdi. Ancak başlangıçtaki bazı başarılardan sonra Uzun Hasan, Başkent'te II. Mehmed (Fatih)tarafından yenilgiye uğratıldı (11 Ağustos 1473/Otlukbeli zaferi), böylece Akdeniz'e ulaşmada ve Venedik kuvvetleri ve onların topuyla buluşmada başarısız oldu.( bkz. Berchet, La Repubblica di Venezia e la Persia, Turin, Paravia, 1865, ss. 9-10.)


4- sonuçta Barbaro, kendi sekreteri ile Venedik Cumhuriyeti'ne gönderilmiş olan Akkoyunlu büyükelçisinin (Hacı Muhammed'in) Kürtler tarafından öldürüldüğü tehlikeli bir yolculuktan sonra Uzun Hasan'ın sarayına ulaşmayı başardı. Saraya vardığında Türkmen yöneticisine Venedik'in savaşı devam ettirmeye kararlı olduğu yolunda güvence vermek üzere gönderilmiş olan Paolo Ognibene'nin orada olduğunu gördü. Onun arkasından da Ambrogio Contarini geldi. Ancak üç diplomatın çabaları Uzun Hasan'ı Osmanlılara karşı savaşı yeniden başlatma konusunda ikna edemeyecekti. İstanbul'daki Venedik büyükelçisi tarafından İran'a gönderilen Giovanni Dario'nun özel göreviyle birlikte (1485), Serenissima ile Akkoyunlular arasındaki diplomatik temas sayfası kapanmış oldu. (bkz.Ibidem, ss. 22, 150-153 (Dario'nun hâlâ mevcut iki mektubu); Woods, The Aqquyunlu, s. 146 ve n. 33 s. 279.)hatta iyice yaşlanan Uzun Hasan ölüm döşeğinde iken pişmanlıkla varislarine’osmanlı ile asla savaşmamaları’ konusunda vasiyet bıraktı!ama fazla sürmeden kızından olan şah İsmail adlı torunu bu vasiyeti dinlemeyecekti!müslüman türk kanı akıtmaktan ve haçlılarla ittifak kurmaktan çekinmeyecek bu iblis şah İsmail, Uzun Hasan ın kızını ,sahip olduğu güç ve zenginliğin tek nedeni olan annesi Begüm ü dahi kendi Elleriyle boğarak öldüren nankör bir köpekti!

5- işte 1501 yılında Doğudan kurtarıcı niteliğinde olmasa da yeni bir potansiyel yardımcı ortaya çıktı: I. Şah İsmail. 1499-1503 Savaşı'nın tam ortasında onunla ilgili olarak Venedik'e ulaşan ilk haberler, onu olağanüstü bir genç kral (şah)olarak tanımlamaktaydı. (bkz. Shah Ismail I nei "Diarii" di Marin Sanudo, (der.) Biancamaria Scarcia Amoretti, cilt I, Rome, Istituto per l'Oriente, 1979. Batıda Şah İsmail "efsanesi" konusunda bkz. Palmira Brummett, "The Myth of Shah Ismail Safavi: Political Rhetoric and 'Divine' Kingship", içinde Medieval Christian perceptions of Islam, (der.) John Victor Tolan, New York ve Londra, Garland Publishing, 1996, ss. 331-359.)


6- Safeviler Venedik'le hızlı bir şekilde ilgilenmeye başlamışlardı ve iki tarafın temsilcilerinin birbiriyle temas etmesi için fırsat da doğmuyor değildi. Örneğin, Venediklilerin İranlılara Halep'te kırmızı elbise (1504), Şam'da da ipek ve yün (1507) sattıklarını bilmekteyiz.10 1505 yılında Şam'daki konsolos Bortolo Contarini, elinde Şah İsmail'den Dükaya yazılmış bir mektupla Venedik'e doğru yola çıkmış olan Karamanlı hazinedarın (İtalyanca metinde "casandar") kendisini ziyaret ettiğini kendi Senatosuna bildirdi; Contarini daha sonra mesajın bir kopyasını ve çevirisini de gönderdi. (Contarini'nin ilk mektubu tarihsizdir, ikincisi ise 24 Ağustos 1505 tarihini taşımaktadır. Sırasıyla 29 Kasım ve 15 Aralık 1505'te Venedik'e ulaştılar: bkz. ibidem, s. 84.)

7-Şah ismailin mektubu Ocak 1506'da Venedik'e ulaştı (hazinedarla birlikte mi, yoksa hazinedar olmadan mı ulaştığı belirtilmemiştir): Mektupta Şah, Venedik'e duyduğu sevgiyi dile getirmekte ve "Venediklilerin Sultanına" kendi zaferlerinden bahsetmekteydi.
(Berchet, Venezia e la Persia, s. 24. Mektubun metni için bkz. ibidem, s. 158; "Diarii", ss. 91-92.)

8- Safevilerin İstanbul'daki büyükelçisi isteklerinde daha somut olandı: Venedikli Nicolö Giustinian'a İran'dan Venedik'e hangi yoldan özel temsilci gönderilebileceğini ve Venedik'in İran'a top sağlayıp sağlayamayacağını sormuştu (1507). Eylül 1508'de, Napoli di Romania'nın (Güney Yunanistan'daki Nauplia'nın) Venedikli valisi, derviş şeklinde kendini kamufle etmiş olan Şahın özel temsilcisiyle görüştü; temsilcinin verdiği bilgiler arasında Şah İsmail'in Venedik'in ve Hıristiyanların dostu olduğu ve yakında Osmanlılara saldıracağı bilgisi de vardı.( bkz.ibidem, s. 100.-155.)

9- Mart 1509'da, Safevi ve Karamanlıların özel temsilcileri bir Venedik gemisiyle Venedik'e geldiler. 9 Mart'ta, Safevi büyükelçisi, usta kuruculardan top vermelerini isteyen ve Safevi ordusunun Osmanlılara karşı gerçekleştirdiği kara saldırısına Venedik donanmasının destek vermesini talep eden Şah'tan gelen bir mesajı Collegio'ya verdi. Collegio, Serenissima'nın Şah için duyduğu iyi duygular konusunda özel temsilciye güvence verdi, fakat Uzun Hasan'ın yenilgiden sonra Osmanlılara tekrar saldırmadığı ya da saldıramadığı gibi, Venedik'in, en güçlü Avrupalı yöneticilere karşı savaş içinde olmasından dolayı o an için Şah'ın isteklerini karşılayamayacağını bildirdi. (bkz.Berchet,La Republica Di  Venezia e la Persia, ss. 25-26; "Diarii", ss. 161 -164. İki özel temsilcinin geleceği Şam'daki Venedik konsolosunun (4 Mart 1508 tarihli) mektubuyla daha önceden duyurulmuştu, bkz. ibidem, ss. 134-135. Collegio, görevleri arasında yabancı büyükelçilere bilgi vermek de olan bir hükümet organıydı.)


10- Gerçekten Safevi özel temsilcisi bundan daha uygun olmayan kötü bir zamanda gelemezdi, Venedik zaten Cambrai Ligi şeklinde bir araya gelmiş olan temel Avrupa güçlerine karşı bir savaş vermekteydi. 14 Mayıs 1509'da Fransızlar Agnadello'da Venedik ordusunu yendiler, bir ara Venedik'in varlığını devam ettirmesi bile şüpheli duruma gelmişti, genelde ise Lig 1511 yılında dağılıncaya kadar Venedik'in askeri durumu oldukça tehlikeli bir hal arz etmeye devam etti (fakat savaş ancak 1517 yılında sona erdi).

Safevi büyükelçisi, yine hiçbir pratik sonuç elde edemeden nazik ve umut verici vaatlerle sözlerle baştan savıldıktan sonra bir Venedik gemisiyle şehirden ayrıldı ve Venedik konsolosu Pietro Zeno ile görüştüğü Şam'a vardı. Bu temaslar Venedik Cumhuriyeti ile Memluk Devleti arasında ciddi bir diplomatik olayın ortaya çıkmasına neden oldu. 15 Temmuz 1510 tarihini taşıyan Şam kaynaklı bir mektup, iki Venedikli tüccarın Halep valisi tarafından tutuklandığını haber vermekteydi. Bu iki kişi, daha önce iki Safevi temsilcisi ve Şahın mektuplarını taşıyan bir Kıbrıslıyla birlikte Tebriz'den geri dönerken Birecik'te tutuklanan üç "genç Frankın" ustalarıydı. (Bkz."Diarii", ss. 170-171. )Safevi temsilciler kısa sürede serbest bırakıldı.( Ibidem, ss. 173-174. Surier'in arkadaşının da Kıbrıslı olduğu belirtilmiştir: bkz. ibidem, s. 208. )Kıbrıslı ile bir arkadaşı ise Kahire'ye gönderildi. Famagustalı olan Nicolö Surier (Kıbrıslı), Safevi büyükelçisi Kıbrıs ve Venedik üzerinden Tebriz'e giderken ona eşlik etmiş ve dönüşte Şah'ın Venedik ve onun Orta Doğu'daki bazı temsilcilerine gönderdiği mektupları yerine ulaştırma görevini üslenmişti: mektuplarda Şah ismail, Venedik'in kendisini donanmasıyla desteklemesi durumunda karadan Osmanlılara saldıracağı yolunda güvence vermekteydi. (Bkz.Surier'in adı birkaç değişik şekilde yazılmıştır: bkz. ibidem, ss. 171 -172, 173-174, 181. O, "Kıbrıslı drogman" olarak tanımlanmıştır, yani muhtemelen Kıbrıs'ın Venedik yönetiminin hizmetinde olan bir tercümandı: bkz. ibidem, s. 175. O da "drogman" olarak adlandırılıyordu ve Şah'ın özel temsilcisiydi. Dönmesi Kıbrıs'taki Venedik otoriteleri tarafından her an beklenmekteydi ve 1510 yılının ilk aylarında yazılan dört mektupta adı geçmektedir: bkz. ibidem, ss. 167-169. Seyahati konusunda bkz. ibidem, 170-171, 181-182, 208. Şah'ın mektupları konusunda bkz. ibidem,, ss. 172, 173-174. )

Surier, Şam'daki konsolos Zeno'yu Safevi büyükelçileri için sunuş mektupları hazırlamakla ve onlara "iyiliklerde bulunmakla" suçladı. Sonunda Sultan'ın gazabını teskin etmek için Mısır'a bir büyükelçi gönderildi, Sultan da Venedik'i her tür suçlamadan temize çıkartıp Şahın özel temsilcileriyle temas kurma konusunda yalnızca konsolos Zeno'yu sorumlu tuttu. Daha sonra Zeno da Sultan tarafından affedildi (1512).
(bkz.Tüm olay hakkında aynı zamanda bkz. Setton, The Papacy and the Levant, cilt III, ss. 25­33; Lucchetta, "L''affare Zen'", ss. 109-219 (özellikle ss. 126-174); Berchet, Venezia e la Persia, ss. 26-27; "Diarii", ss. 190, 208, 210.)

-Osmanlı nın avrupa haçlısından destek ve silah aldığını iddia etmek adilik şerefsizliktir!Osmanlı nın varlığı başlı başına haçlı avrupanın aleyhinedir bunu herkes bilir!Osmanlı haçlı avrupanın dini ve milli kalbi olan İstanbul u feth etmiş Trabzon u kurtarmıştır!ve Trabzon da şehzade Yavuz ile nifağı kırmıştır!böyle bir ülkenin osmanlının avrupa dan destek aldığını söylemek adilik ve şerefsizlik yanı sıra ağır gerizekalılıktır!asıl safevi ler yukarıda defalarca açıkça yazdığımız gibi haçlılara bizzat baş vurarak Osmanlıya karşı birlik olmayı davet ettiler!Osmanlıyla savaşan memlüklere bile haçlılar işbirliği teklifi yapmışlar ve akıllarını çelmişler memlükler mankurtlaşmışlardı ama safeviler orospu bir ruhla bizzat kendiler kafire küffara ve türk ün ezeli düşmanı haçlıya gidip kucağına kendi isteği ile oturmuştur!



-Osmanlı da top ve tüfek vardı evet çünkü ezeli düşmanı kafir haçlılarda da top ve tüfek vardı!Safevilerdeki mezhepçi yobazlığın ve mağara ayılığının suçlusu osmanlı olamaz!Onca Türk başbuğu ve liderleri türk başbuğları boşuna mı Türk bilimde fende teknolojide ileride olmalı diyor ve bunun için uğraşıyorlardı dünyayla rekabet edebilmek için??neymiş safevide kılıç kalkan varmış ta Osmanlı da top tüfek varmış! Safeviler kalsaydı günümüz 21. y.y. da halen daha kılıç kalkan oynarlardı!

-Şah ismailin savaş taktiği daima kalleşlik nifak bozgunculuk ve katliam üzerine oldu! safevilerin kazandığı zaferler her daim savaş öncesi rakibi karıştırmak nifak yaymak bölücülük yapmak ve önce rakibi bu şekilde zayıflattıktan sonra da sahada pusular ve tuzaklar kurarak terörist gerilla taktiği ile kazanmaya çalışmak zaferden sonra ise rakibi iyice silmek için çoluk çocuk yaşlı sivil yakıp yıkıp katletmekten geçer!aynı kafir haçlı zihniyeti gibi!Şah ismail bu taktiği Osmanlıya karşı da uygulamak istedi isyanlar çıkardı ihanet nifak pusu tuzak komplo ve haçlı kafiri düşmanla işbirliğine girişmekten asla çekinmedi lakin Yavuz gibi bir deha karşısında bu kalleş taktik tutmadı ama verdiği zararlar bugüne dek geldi!



 her daim Osmanlı toprağında nifak bozgunculuk ve isyanı planlayıp destek veren şah ismail Yavuz un tepesini attırdı Yavuz safevi topraklarına ordusu ile girdiği halde kancık şah ortalarda görünmüyordu! yavuz safevi devletini baştan başa kat ettikçe etti şah ismail ise gerisin geriye kaçtıkça kaçtı! bu kaçış esnasında küffar ve münafık bir taktikle Osmanlının geçeceği yollarda pusular attı tuzaklar kurdu Ama Yavuz ve Osmanlı Türk ordusu asla geri adım atmadı .Safevi kancığı şah ismaili sonuna dek takip etti ve deplasmanda artık kaçacak yer kalmayan köşeye sıkışan safevileri ve şah ismaili domaltıp yok etti!sonra bu ordu dönüp taa suriyeye gidip uçsuz bucaksız çölü geçerek sürekli kaçmakta olan memlük ordusunu yakalayıp onu da ortadan kaldırmıştır memlükte tüfekte vardı topta ve asıl memlükler bu silahları Osmanlıya karşı iş birliği yapmış haçlılardan almıştı ama onların da kaderi safeviler gibi oldu!burada top tüfek muhabbeti yapıp Osmanlının zaferini küçültmeye kalkışıp konuyu başka taraflara çekip kendi kancıklıklarını hainliklerini ve münafık bozgunculuklarını örtbas etmeye kalkanları artık tarih yemiyor ve unutmuyor!

-şah İsmail mezhepçi yobaz kalleş zalim bir çıban başıydı!tartışmasız tüm devlet ve savaş politikası da bu karakteri doğrultusundaydı!bu adamı türk diye ön plana almak türke hakarettir!Biz Türkler her daim Türk İslam turan birliğini hedeflerken bölücü nifak başı mezhepçi kalleş bir hainin gerçek bir türk ve lider olarak gösterilmesi kökü dışarıda olan halen daha haçlı kucağında hoplamakta olanların Türkçü Turancı diye ajanlık ve nifak peşinde koştuğunun kanıtıdır!

-Başbuğ Yavuz Sultan selime ve Osmanlıya mezhepçi diyenler onu kalleş kancık şah İsmail gibi zannediyorlar galiba! Osmanlı ve yavuz mezhepçi değildi.Osmanlı ordusunun neferleri Bektaşi iken ,alevi olduğunu iddia eden şah İsmail in safevi kızılbaşlarını tepeliyordu yavuz!
Ve memlükler sunni ve türk kökenli bir devlet iken haçlılarla işbirliği yaptığı için Türk komutan Yavuz un hışmından nasibini alıyorlardı!
Kimse büyük devlet adamı, profesyonel diplomat ve askeri deha Yavuz u ,yobaz çadır şeyhi
Ayyaş parti alem düşkünü embesil geri kalmış kalleş nankör adi şah İsmail köpeği ile kıyaslayamaz!


Büyük Türk hakanı Başbuğ Yavuz Sultan Selim Han uzun boylu, iri kemikli ve geniş omuzlu atletik heybetli bir vücuda sahipti. Yüzü yuvarlaktı. Yüce bir himmet, sağlam azim, vakar, geniş tasavvur, keskin zeka, ileri görüşlülük, çabuk kavrama, tahminde isabet, fıtri kahramanlık, her türlü silahı mükemmel bir şekilde kullanma, harp mahareti ve büyük değişiklikler yapma kabiliyeti, süratli manevra yapma, mukavemet etmede kuvvet, güçlüklerden yılmama gibi her bir kahramana iftihar vesilesi olacak pek çok üstün meziyetlere sahipti.

Ayrıca tavizsizdi ve hırslıydı! İhanete kaypaklığa korkaklığa adiliğe münafıklığa tahammülü yoktu! Devlet ve islam birliği için kan akıtmaktan asla çekinmezdi! Buna karşın iyiye doğruya masuma karşı boynu telden incedir ve yumuşak bir kişiliğe sahiptir! Bilime de alimlere de derin saygı besler ve destek verirdi! Alimleri bilim adamlarını asla yanından ayırmaz devletin ordunun medeniyetin ilerlemesi için olmazsa olmaz koşul olarak kabul ederdi.Bir seferde yanından ayırmadığı alimin atının ayağındaki çamur Başbuğ Yavuz un üstüne sıçramış ve elbisesini kirletmişti!bunu gören alim başbuğ un hiddetini bilerek korktu lakin başbuğ yavuz;’ alimin ayağından üstümüze sıçrayan çamur bile bizim için şereftir demiştir’ bu onun hırsının ve hiddetinin ego barındırmadığı konusundaki binlerce örnekten en basitidir!



İslamiyete bağlılığı ve dini yayma ve din yolundaki bid’atleri yok etme yolundaki gayret ve himmeti son derece yüksekti. En büyük ideali Müslümanları ve İslam devletlerini bir bayrak altında toplamak ve islamı yaymaktı. Bu amaç doğrultusunda safevi ve memlük nifaklarını temizledikten sonra çok istediği hayalini kurduğu batı ya döndü ve haçlı seferine çıktı lakin seferin başında şirpençe hastalığına yakalanarak gazi ruhu cennete uçtu!

Onun ölümüyle haçlılara karşı Türk seferleri bir süre durdu ve daha sonra Onun muhteşem bir hale getirdiği ordu ve hazine ile oğlu kanuni Süleyman ile başlayabildi! Aslında kanuniye verilen muhteşem Süleyman lakabının muhteşemliğinin nedeni babası Yavuz dur!Yavuz devletini 8 yıl gibi kısa bir sürede kat be kat büyüttü bu sadece coğrafi stratejik ve ticari bir genişleme değil bir kültür anlayış ve vizyon etkisini de beraberinde getirdi! Hazine de hiç olmadığı kadar zenginleşti! Hazine ordunun devletin teknolojik ve medeni olarak gelişmesi için kullanıldı!Osmanlı da hazineyi en çok kim geliştirmişse kapısında onun mührü asılı kalırdı ve bu mühür Osmanlı yıkılıp Türkiye cumhuriyeti kurulana dek hazinenin kapısında Yavuz a ait olarak asılı kalmıştır!Hem stratejik genişleme hem de halifeliğin ve Kudüs te dahil olmak üzere Mekke ve Medine kutsal toprakların Osmanlı Türk başbuğunun nüfuzuna geçmesi Osmanlıyı manevi anlamda da çok etkili bir konuma sevk etti! Osmanlının Yavuz zamanında coğrafi resmi sınırları gelişmiş lakin manevi sınırları tüm dünya kıtalarına sirayet etmiştir!ve Osmanlının coğrafi sınırları ve adı günümüze dek gelemese bile bu manevi etkisi günümüze dek gelmiş ve geleceğe dek sürecektir!


BAŞBUĞ YAVUZ SELİM İN KİŞİLİĞİNİ VE KARAKTERİNİ GÖSTEREN OLAYLAR VE SÖZLER

-Günde 3 saat uyku uyuyup tahta kaşıkla tek çeşit yemek yermiş.. herhangi bir saray halkından ayırt edilmeyecek kadar sade giyinirmiş.. bunun sebebini soranlara da şöyle demiş:
"vezirlerin ve beylerin süslü giyinmeleri padişahlarına saygıdan ileri gelir. biz kime şirin görünmek için süslü giyinelim ki? bizim padişahımız Allah vücudun dışına değil içindeki cevhere bakar."

-Ridaniye savaşı sırasında sina çölü nü geçerken yavuz bir ara atından iner.bunu gören piyadeler de at dan inerek yola devam ederler.ordu bir müddet sonra çok yorulur ve sorarlar nedenini.yavuz der ki:
"önümde peygamber efendimiz (s.a.v) yürüyerek rehberlik ederken ben at a binmekten haya ederim"


-Bir gün ,çoğu zaman seferde at sütünde olduğu için az sayıda bulunabildiği sarayda ,çok az gördüğü oğlu Süleyman ı süslü ve gösterişli giysiler içinde bulmuş ve demiş ki;
‘’Ey oğlum bakıyorum da anana giyecek bir şey bırakmamışsın!’’

- ''Osmanlı devleti’nin kılıcı parladığı müddetçe zalimlerin boynu daima eğik gezecektir.Lakin, Allah korusun, bu kılıç ne zaman ki kınına girer de paslanmaya başlarsa, işte o zaman kafalar yavaş yavaş dikilir ve bir gün gelir bize yukarıdan bakmaya başlarlar. ''

- Yavuz Trabzon da şehzade iken kılık değiştirip nifak odaklarını gözlemlerdi.Büyük bir cesaretle derviş kılığında şah İsmail in safevisinin baş kenti Tebrize kadar gitti.Yavuz çok iyi santranç oynardı ve şah İsmail de bu konuda kendisini çok beğenirdi!Yavuz sağda solda kahvede santranç oynayıp herkesi tek tek yendi ve bu Şah İsmail in kulağına dek gitti. Bunu duyan ve kendine çok güvenen şah İsmail o dervişi yanına getirmelerini istedi. Yavuz derviş kılığında herkesin gözü önünde şah ismaili mağlup etti. Bunun üzerine egosu incinen şah ;’’tevazu olarak ta bir şah ın mat edilmeyeceğini bilmez misin densiz’’ diyerek elinin tersi ile derviş kılığındaki Yavuz a bir tokat atar.lakin bu başarısını da 1 kese altınla ödüllendirir.Bu keseyi alan derviş kılığındaki Yavuz un ağzından şu sözler dökülür;

‘’sanma şahım herkesi sen sadikane yar olur.
herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur.
sadıkane belki ol al alemde serdar olur,
yar olur ağyar olur serdar olur didar olur.’’



Aldığı altın kesesini de bir taşın altına saklayıp Trabzon a döner!Ve kısa bir süre sonra Çaldıran da Yavuz şah ismaili mahveder işte tokat öyle atılmaz böyle atılır der! Ve sakladığı altın kesesini de feth ettiği ve artık kendi toprağı olan tebrizdeki o taşın altında bulup yakın arkadaşı Hasan Can a hediye eder!

- ‘’padişah-ı alem olmak
bir kuru kavga imiş
bir veliye bende olmak
cümleden ala imiş.’’

-Ridaniye zaferi sonrası halifelik kendisine geçince Mekke ve medine emiri tarafından kendisine sunulan "sahib ul-haremeyn" unvanını saygısızlık sayarak onu "hadim ul-haremeyn" olarak çevirterek almış, kendisini mekke ve medinenin sahibi değil hizmetçisi olarak görmüş büyük hükümdar,büyük şahsiyet koca Yavuz Selim Han.

                                             

- Safevi hükümdarı şah İsmail tarafından hediye edilen kıymetli mücevherlerle dolu sandıktan kötü kokular yayan insan pisliği çıkması üzerine, şah ismaile yine kıymetli mücevherlerle dolu bir sandık hazırlatıp, içine en güzel kokulara sahip en nadide lokumlardan döşetip,  içine de; - herkes yediğinden ikram eder!"
diye pusula yazıp gönderen zeka ve diplomasi üstadı Başbuğ Yavuz Selim.

-Geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni
yatma tilki gölgesinde ko yesin aslan seni

-Asabiyeti ile bilinen osmanlı padişahıdır. mısır seferi sırasında, otağına girdiğinde, direğe iliştirilmiş bir not bulur. notun üzerinde ''derdi olan neylesin?'' yazmaktadır. yavuz bir süre bu notun buraya nasıl konmuş olabileceğini düşünür. çadırın dışında korumaları gün boyu nöbet tutmaktadırlar. yazıyı tekrar inceleyen yavuz sultan selim, yazının zarif harflerle yazılmış olmasından ve mürekkebin kağıda fazla geçmemiş olmasından yazıyı yazanın bir kadın olduğunu anlar. sefer zamanı olduğu için, hizmetli olarak orada bulunan yalnızca bir kaç kadın vardır. yavuz düşünür taşınır ve yine aynı direğe ''derdi neyse söylesin'' yazarak cevabını bırakır. ertesi gün bir not daha bulur. ''korkuyorsa neylesin?'' yavuz buna da cevap verir; ''hiç korkmasın söylesin''. bunun üzerine otağın temizliği ile ilgilenen mısırlı kız, otağdan ayrılmayıp yavuz sultan selim'i beklemeye başlar. nihayet yavuz çadırına döndüğünde kızı görür ve ''buyrunuz, söyleyiniz'' der. o sırada kızcağız ağzını açıp, efendim...ben demeye kalmadan yere yığılır ve ölür. bunun üzerine yavuz sultan selim bu cesaretli kadın için güzel bir kabir yaptırmaya karar verir. ve bu notlar bir şiir halini alır.

derdi olan neylesin?
derdi neyse söylesin.
korkuyorsa neylesin?
hiç korkmasın söylesin.


-"milletimde ihtilâf ü tefrika endişesi
kûşe-i kabrimde hatta bî karar eyler beni;
ittihadken savlet-i a'dayı defa çaremiz,
ittihad etmezse millet, dağdâr eyler beni’’


-Mısır seferinden dönüşte yol üzerinde at ile giderken etrafında bulunan ulema sınıfından bir zât (sair olur kendisi) yanlışlıkla atını çamur dolu bir çukura sürer ve sıçrayan çamur padişahın kaftanına bulaşır, bunun üzerine yavuz durur ve herkes adamın kellesi gidecek diye beklerken Başbuğ Yavuz selim Han şöyle der; "bu kaftanı ölümümde tabutumun üstüne koyun "


-Yavuz dan şah ismaile;
"karanlıkta rahat arayana er demek caiz değildir. devlet denen sevgiliyi ancak kılıç dudaklarından sararmadan öpebilenler kucaklar"

-Ölüm döşeğindeyken doktorlar kendisine: -"hünkarım, artık hakk'a kavuşma vaktiniz yaklaştı" dediklerinde cevabı şu olmuştur: -"bre siz beni hakk'tan cüda mı sanırsınız!"


az zamanda çok işler başarmıştı. onun gölgesi bütün cihanı kaplamıştı.
sultan selîm devrinin güneşi idi. ikindi gölgesi uzar ama zamanı kısadır.
bazı hükümdarlar, tahta çıkmak ve tâç giymekte övünürlerdi,
halbuki onun tahtı ve tâcı, böyle bir hükümdâra ait oldukları için övündüler.
onun gönlü kılıcın çaldığı, borunun çağırdığı bir düğünde eğlenirdi.
...
öldü sultan selîm, eyvah göçüp gitti.
artık ona hem kılıç, hem kalem ağlasın.-ibni kemal


Kazanan eninde sonunda Türk-İslam ülküsü olacak!bu kaçınılmaz!!ya bu olacak ya da hiç bir şey!



KÜNYE
Tür;Araştırma,Biyografi,Makale
İçerik;Tarihi,Politik,Stratejik
Kaynak;Araştırma
Dönem;Mart 2018
Güncelleme; Yok